Her Şeyin Anlam Kazandığı An: Kendimi Seçtiğim Gün
— Anne, ben bu akşam geç geleceğim, Zeynep’in doğum günü var. Arkadaşlarla sinemaya gideceğiz, dedi oğlum Emir, hızlıca yanağıma bir öpücük kondurup banyoya koşarken. Kapının ardından suyun sesiyle karışık neşeli bir ıslık yükseldi. Ben ise mutfak penceresinin önünde, ellerim bardakta soğuyan çayda, donup kalmıştım. İçimde bir boşluk vardı; sanki evdeki herkesin hayatı akıp gidiyor, sadece ben olduğum yerde sayıyordum.
O an annemin sesi yankılandı kulaklarımda: “Kızım, önce aileni düşün. Senin mutluluğun onların mutluluğu.” Yıllardır bu cümleyle yaşadım. Hep başkalarını düşündüm; eşim Murat’ın iş stresi, Emir’in okul sorunları, annemin hastalığı… Ama ya ben? Ben ne istiyordum? Bunu sormaya bile korkuyordum.
Murat akşam eve geldiğinde yine sessizdi. Ceketini askıya astı, ayakkabılarını çıkardı ve televizyonun karşısına geçti. “Yemek hazır mı?” diye sordu, gözlerini ekrandan ayırmadan. “Hazır,” dedim kısık sesle. Sofraya oturduk; çatal bıçak sesleri dışında evde çıt çıkmıyordu. Eskiden böyle değildi. Birlikte gülüp sohbet ederdik. Şimdi ise aramızda görünmez bir duvar vardı.
Yemekten sonra annemi aradım. “Nasılsın anneciğim?” dedim. “İyiyim kızım, sen nasılsın? Murat nasıl? Emir derslerine çalışıyor mu?” Hep aynı sorular… Benim nasıl olduğumu hiç sormazdı. Bir an sustum, cevap veremedim. Annem sessizliğimi fark etti: “Bir şey mi oldu?”
“Yok anne, sadece biraz yorgunum,” dedim. Yalan söyledim. Aslında yorgun değildim; tükenmiştim.
O gece uyuyamadım. Tavanı izlerken içimdeki sesi susturamadım: “Ne zamandır kendin için bir şey yapmadın? Ne zamandır sadece senin istediğin bir şeyi yaşamadın?” Gözlerimden yaşlar süzüldü. Sabah olunca aynada kendime baktım; gözlerimin altı morarmıştı, yüzüm solgundu. Kimdim ben? Nerede kaybettim kendimi?
Ertesi gün işten erken çıktım. Sahile indim, denizi izledim. Dalgaların sesiyle içimdeki fırtına biraz dindi. Telefonumu sessize aldım; kimseyle konuşmak istemiyordum. O an karar verdim: Artık kendimi seçecektim.
Eve döndüğümde Murat yine televizyonun karşısındaydı. Yanına oturdum.
— Murat, konuşmamız lazım.
Gözlerini ekrandan ayırmadan “Ne oldu yine?” dedi.
— Ben iyi değilim Murat. Uzun zamandır iyi değilim. Kendimi kaybettim bu evde, bu hayatta.
Murat ilk kez bana döndü, yüzünde şaşkınlık vardı.
— Ne demek şimdi bu?
— Mutlu değilim. Sadece senin ve Emir’in mutluluğu için yaşıyorum ama artık kendimi de düşünmek istiyorum.
Bir süre sessizlik oldu. Sonra Murat başını öne eğdi.
— Ben de mutlu değilim aslında, dedi sessizce.
Bu itirafı beklemiyordum. Gözlerimiz buluştu; ilk defa yıllar sonra gerçekten birbirimizi gördük.
O gece uzun uzun konuştuk. Hayatımızı, evliliğimizi, hayallerimizi… Murat da sıkışmış hissediyordu; işinden memnun değildi, evde huzur bulamıyordu. İkimiz de birbirimize yabancılaşmıştık.
Ertesi gün anneme gittim. Kapıyı açınca yüzüme dikkatlice baktı.
— Kızım, iyi misin?
Bu kez yalan söylemedim.
— İyi değilim anne. Yıllardır herkes için yaşadım ama artık kendimi seçmek istiyorum.
Annemin gözleri doldu.
— Ben de gençken böyle hissetmiştim ama cesaret edemedim, dedi titrek bir sesle.
O an annemi ilk kez gerçekten anladım; onun da hayalleri olmuştu ama vazgeçmişti.
Bir hafta boyunca her şeyi düşündüm. Murat’la birlikte bir terapiste gitmeye karar verdik. İlk seansımızda terapist bana döndü:
— Ne istiyorsunuz?
Cevap vermek zordu ama sonunda söyledim:
— Kendi hayatımı yaşamak istiyorum. Sadece anne ya da eş olmak değil; kendi hayallerimin peşinden gitmek istiyorum.
Murat başını salladı; o da kendi yolunu bulmak istiyordu.
Emir’e her şeyi anlattık. Önce şaşırdı, sonra sarıldı bana:
— Anne, sen mutlu olursan ben de olurum, dedi gözleri dolu dolu.
O an içimde bir şey kırıldı ve yeniden doğdu sanki.
Aylar geçti. Murat işini değiştirdi, ben de üniversitede yarım kalan eğitimime geri döndüm. Annemle daha çok vakit geçirmeye başladık; ona da kendi hayatını hatırlattım. Emir büyüdü, kendi yolunu çizdi.
Şimdi pencereden dışarı bakarken içimde huzur var. Hayat kolay değil; hâlâ zorluklar var ama artık kendimi seçmenin ne demek olduğunu biliyorum.
Siz hiç kendinizi seçmek zorunda kaldınız mı? Başkalarının beklentileriyle mi yaşarsınız yoksa kendi yolunuzu bulabildiniz mi?