Kızımın Gözlerinde Kaybolan Torunum: Bir Büyükanne’nin Sessiz Çığlığı
“Anneanne, ben neden hep suçlu oluyorum?” Elif’in gözleri dolu dolu bana bakarken, içimde bir şeyler koptu. O an, torunumun gözlerinin önünde yavaş yavaş silindiğini, küçüldüğünü, yok olduğunu hissettim. Mutfağın köşesinde, ellerini sımsıkı yumruk yapmıştı. Kızım Zeynep’in sesi koridordan yükseldi: “Elif! Yine kardeşine bağırmışsın! Ne zaman adam olacaksın sen?”
O an zaman durdu sanki. Elif’in omuzları düştü, başı eğildi. Küçücük bedeniyle koca bir yük taşıyordu sanki. Ben ise çaresizce izliyordum. Yıllardır kızımın iki çocuğu arasında yaptığı ayrımcılığı görmezden gelmeye çalıştım. Ama artık Elif’in gözlerinde kaybolan ışık, bana susmamam gerektiğini haykırıyordu.
Elif on yaşında. Kardeşi Defne ise altı. Zeynep, Defne’yi doğurduğundan beri evdeki hava değişti. Defne’ye her şey serbestti; Elif ise sürekli eleştiriliyordu. “Defne daha küçük, anlamıyor,” diyordu Zeynep. Ama Elif’in anlamadığı şey, annesinin sevgisinin neden bölündüğüydü.
Bir gün okuldan döndüğünde Elif’i odasında ağlarken buldum. “Anneannem, ben kötü bir çocuk muyum?” dedi. “Annem hep Defne’yi seviyor. Ben ne yaparsam yapayım ona yaranamıyorum.”
O an içimdeki öfkeyi zor tuttum. Zeynep’e defalarca söyledim: “Kızım, çocuklar arasında ayrım yapma. Elif’in de sevgine ihtiyacı var.” Ama Zeynep hep savunmaya geçti: “Sen anlamıyorsun anne! Elif çok inatçı, Defne’yi sürekli kıskanıyor.”
Bir akşam yemek masasında yine aynı sahne yaşandı. Defne tabağını yere düşürdü, Zeynep gülerek aldı: “Aferin sana Defne’ciğim, ne güzel oynuyorsun.” Elif ise yanlışlıkla suyu dökünce Zeynep’in sesi yükseldi: “Elif! Ne zaman dikkatli olacaksın? Hep başımıza iş açıyorsun!”
Elif’in gözleri doldu, ama ağlamadı. Sadece sessizce odasına çekildi. O gece yanına gittim. Saçlarını okşadım. “Biliyor musun anneanneciğim,” dedi fısıltıyla, “bazen keşke hiç doğmasaydım diyorum.”
O an içimden bir parça koptu. Çocukluğumdan beri anneliğin adalet demek olduğunu bilirdim. Ben de üç çocuk büyüttüm; hiçbirini diğerinden ayırmadım. Ama şimdi kendi kızımın çocuklarına adaletsiz davrandığını görmek, bana hayatımın en büyük acısını yaşatıyordu.
Bir gün okuldan aradılar: “Elif bugün derste hiç konuşmadı, arkadaşlarıyla da oynamıyor.” Okula koştum. Elif’i bahçede tek başına otururken buldum. Yanına oturdum.
“Elif, neden arkadaşlarınla oynamıyorsun?”
Omuzlarını silkti. “Kimse beni sevmiyor ki anneanne.”
O an karar verdim: Böyle devam edemezdi. Zeynep’le konuşmalıydım. Akşam mutfakta çay içerken açtım konuyu.
“Zeynep, Elif’i kaybediyoruz. Kızın gözümüzün önünde eriyor.”
Zeynep yüzüme bile bakmadı: “Anne, abartıyorsun. Elif hassas çocuk, büyüyünce geçer.”
Dayanamadım: “Hayır kızım! Geçmeyecek! Senin sevginin eksikliğini hiçbir şey dolduramaz!”
Zeynep’in gözleri doldu: “Ben de yoruldum anne! İki çocukla tek başıma uğraşıyorum. Defne daha küçük, daha çok ilgi istiyor.”
“Peki ya Elif? Onun da sana ihtiyacı var!”
Zeynep sustu. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Elif’in küçülen bedenini, solan gözlerini düşündüm.
Bir hafta sonra Elif’in öğretmeni aradı: “Hanımefendi, Elif son zamanlarda çok içine kapandı. Dersleri de düştü.”
Artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Bir akşam Elif’i karşıma aldım.
“Elif, ister misin bir süre benimle kalasın?”
Gözleri parladı ama hemen ardından korkuyla karışık bir ifade belirdi yüzünde: “Annem izin verir mi ki?”
“Ben konuşurum annenle,” dedim.
O gece Zeynep’le bir kez daha konuştum.
“Kızım, Elif’i bir süre bana bırak. Hem ona hem sana iyi gelir.”
Zeynep önce itiraz etti: “Ne demek anne? Ben kötü anne miyim?”
“Hayır kızım, ama bazen insan en sevdiklerine bile zarar verebilir farkında olmadan.”
Uzun bir sessizlik oldu. Sonunda Zeynep başını eğdi: “Belki de haklısın anne…”
Ertesi sabah Elif’le birlikte evime geldik. İlk günler çok sessizdi; ama yavaş yavaş gülümsemeye başladı. Beraber kek yaptık, parka gittik, kitap okuduk.
Bir akşam yatmadan önce yanıma geldi: “Anneanne, burada kendimi iyi hissediyorum.”
Gözlerim doldu; onu sıkıca kucakladım.
Ama içimde bir yara hâlâ kanıyor: Bir anne nasıl olur da çocukları arasında bu kadar fark yapar? Sevgi neden bölünür? Çocuklar annelerinin sevgisi için yarışmak zorunda mı gerçekten?
Sizce bir büyükanne olarak doğru mu yaptım? Yoksa aileyi daha da mı böldüm? Anneler çocuklarına eşit davranmayı nasıl öğrenir? Lütfen düşüncelerinizi paylaşın…