“Babaannemi Ara, O Ne Yapacağını Bilir!” – Dolandırıcıları Şaşkına Çeviren Bir Cevap

“Alo? Buyurun?” dedim, elimdeki çay bardağı titreyerek masaya çarptı. Sabahın onunda, evin sessizliğinde yankılanan telefon sesiyle irkilmiştim. Karşımdaki adamın sesi telaşlıydı, nefes nefese konuşuyordu: “Hanımefendi, acil konuşmamız lazım. Torununuz Emre büyük bir kaza yaptı. Şu an karakoldayız, hemen para göndermeniz gerekiyor yoksa başı çok büyük belada!”

O an kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Emre… Benim canım torunum. Daha geçen hafta bana uğrayıp, “Babaanne, senin böreğin gibisi yok,” dememiş miydi? İçimde bir fırtına koptu. Ama bir yandan da içimdeki o yaşlı kadın, yılların bana kattığı şüpheyle sordu: “Hangi karakoldasınız? Ben hemen oğlumu arayayım.”

Adam bir an duraksadı, sonra daha da aceleci bir sesle, “Hayır, kimseyi aramayın! Emre çok kötü durumda, hemen 50 bin lira göndermeniz lazım. Yoksa hapse girecek!” dedi. Ellerim titredi, gözlerim doldu. Ama içimde bir ses, ‘Dur!’ dedi. Bu ülkede yaşlıların başına neler gelmedi ki? Televizyonda her gün izliyoruz: Dolandırıcılar yaşlıları kandırıyor, çocuklarının adını kullanıyorlar. Ben de mi o kurbanlardan biri olacaktım?

O an aklıma Emre’nin sesi geldi. “Babaanne, biri seni arayıp benden bahsederse hemen bana ulaş, tamam mı?” demişti. Derin bir nefes aldım. “Bak evladım,” dedim kararlı bir sesle, “benim torunumun başına bir şey geldiyse önce babasını ararım. Sen bana karakolun adını söyle.”

Adam sinirlendi: “Hanımefendi, zaman kaybediyoruz! Emre’nin hayatı tehlikede!”

İçimdeki korku yerini öfkeye bıraktı. Yıllarca bu mahallede yaşadım, kimseye boyun eğmedim. Eşim vefat ettiğinde de tek başıma ayakta kaldım. Şimdi mi pes edecektim? “Bak oğlum,” dedim, “benim torunumun başı derde girerse ilk beni arar. Sen de Emre’yi tanıyorsan bilirsin ki ben ne yapacağımı bilirim. Babaannemi ara derdi hep. Şimdi sen bana onun doğum gününü söyle bakalım.”

Bir sessizlik oldu telefonda. Adam kekelemeye başladı: “Yani… Şey… Hanımefendi, lütfen… Zaman kaybediyoruz…”

O an anladım ki karşımdaki biri beni kandırmaya çalışıyordu. Gözlerimden yaşlar süzüldü; hem korkudan hem de öfkeden. “Sen utanmıyor musun?” dedim hıçkırarak. “Yaşlı insanları kandırmak kolay mı sanıyorsun? Allah’tan kork!”

Telefon bir anda kapandı. O an dizlerimin bağı çözüldü, sandalyeye oturdum. Ellerimi dua için açtım; hem Emre’ye hem de bu ülkenin tüm yaşlılarına güç vermesi için Allah’a yalvardım.

Biraz kendime gelince hemen oğlumu aradım. “Oğlum, Emre iyi mi?” dedim telaşla.

Oğlum şaşkındı: “Anne, Emre okulda şu an. Ne oldu?”

Her şeyi anlattım. Oğlum derin bir iç çekti: “Anneciğim, iyi ki hemen bize haber verdin. Bu dolandırıcılar her gün başka bir yaşlıyı arıyorlar.”

Telefonu kapattığımda içimde garip bir huzur vardı ama aynı zamanda büyük bir öfke… Biz yaşlandıkça sanki toplumda görünmez oluyoruz. Herkes bizi kolay lokma sanıyor. Oysa biz yılların yükünü omuzlamış insanlarız; çocuk büyütmüşüz, acı görmüşüz, savaş atlatmışız…

O gün mahalledeki komşularımla toplandık; Ayşe teyze, Fatma abla ve diğerleri… Herkes aynı dertten muzdaripti. Ayşe teyze ağlayarak anlattı: “Geçen ay bana da aradılar kızımın adını kullanıp! Az kalsın altınlarımı verecektim.” Fatma abla ise öfkeyle yumruğunu masaya vurdu: “Bizimle oyun oynayanların Allah cezasını versin!”

Birbirimize sarıldık; gözlerimizde hem korku hem de dayanışmanın verdiği güç vardı. O gün karar verdik: Mahalledeki tüm yaşlılara haber verecektik bu dolandırıcılık yöntemini. Muhtara gittik, camide anons yaptırdık.

Ama içimde hâlâ bir yara vardı. Yıllarca çocuklarımıza güvenmeyi öğrettik; şimdi ise kendi güvenliğimiz için herkesten şüphe etmek zorundayız. Bu nasıl bir dünya oldu böyle? Eskiden kapımız kilitsizdi; şimdi telefonlarımız bile tehlike saçıyor.

Gece yatağa uzandığımda gözlerimi tavana diktim ve düşündüm: Biz yaşlılar neden hep hedefteyiz? Neden kimse bizim yalnızlığımızı, korkularımızı anlamıyor? Bir gün herkes yaşlanacak; peki o zaman ne olacak?

Sabah olduğunda torunum Emre aradı: “Babaanne, seni çok seviyorum! Sana bir şey olursa hemen beni ara tamam mı?” dedi.

Gözlerim doldu ama bu kez korkudan değil; sevgi ve gururdan… Çünkü biliyorum ki ben ne yapacağımı bilirim.

Sizce de yaşlılar bu kadar yalnız ve savunmasız bırakılmalı mı? Yoksa artık toplum olarak birbirimize daha çok sahip çıkmanın zamanı gelmedi mi?