Kızımın Gözlerinde Kaybolmak: Bir Anne ve Kızının Sessiz Çığlığı
“Anne, bana biraz para gönderebilir misin? Acil.”
Zeynep’in mesajı ekranda belirdiğinde, elimdeki çay bardağı titredi. O an, içimde bir yerin daha koptuğunu hissettim. Yıllar önce, Zeynep’in küçücük elleriyle bana sarıldığı, “Anneciğim, seni çok seviyorum,” dediği günler gözümün önünden geçti. Şimdi ise, aramızda sadece banka uygulamasının soğuk ekranı vardı.
Kendimi mutfağın köşesine bıraktım. Gözlerim doldu. Yıllardır tek başıma büyüttüğüm kızım, artık bana sadece ihtiyaç duyduğunda ulaşıyordu. Ne zaman arasa, ya kira gecikmişti ya da sınav harcı yatırılacaktı. “Anne, nasılsın?” diyen bir mesajı aylarca görmemiştim.
Bir gün cesaretimi topladım ve Zeynep’i aradım. Telefon üç kez çaldıktan sonra açtı:
— Anne, dersteyim, kısa kesebilir miyiz?
— Kızım, sadece sesini duymak istedim. İyi misin?
— İyiyim anne, ama gerçekten meşgulüm. Sonra konuşalım mı?
O “sonra” hiç gelmedi.
Zeynep’in üniversiteye başladığı ilk yıl, İstanbul’a taşınırken ona sarılırken içimdeki korkuyu bastırmaya çalışmıştım. “Kızım büyüdü,” dedim kendime. “Artık kendi ayaklarının üzerinde duracak.” Ama kimse bana anneliğin bu kadar yalnız hissettireceğini söylememişti.
Bir akşam, eski fotoğraflarımıza bakarken ağlamaya başladım. Zeynep’in ilkokul gösterisinde bana el salladığı, birlikte sahilde yürüdüğümüz o eski günler… O zamanlar bana her şeyini anlatırdı. Şimdi ise hayatında olup bitenleri sosyal medyadan öğreniyordum. Bir fotoğrafında yanında hiç tanımadığım arkadaşlar vardı; altına “Ailem” yazmıştı. İçim acıdı.
Bir gün komşum Ayşe Hanım uğradı. Halimi görünce sordu:
— Hayırdır Hatice, yüzün asık yine.
— Zeynep’ten haber alamıyorum Ayşe abla. Sadece para isteyince arıyor.
— Ah be kızım… Bizim çocuklar da öyle oldu. Sanki annelik sadece maddi destek vermekmiş gibi…
Ayşe ablanın sözleriyle biraz olsun rahatladım ama yine de içimdeki boşluk büyüyordu. Akşamları televizyonun karşısında otururken, Zeynep’in çocukluğunda bana sorduğu soruları hatırladım: “Anne, büyüyünce de hep yanında olacağım, söz!”
Bir gece dayanamadım, Zeynep’e uzun bir mesaj yazdım:
“Kızım, seni çok özlüyorum. Sadece para için değil, sesini duymak için de aramanı isterdim. Biliyorum, büyüdün ve kendi hayatın var ama ben hâlâ senin annenim. Birlikte bir çay içmeyi, dertleşmeyi çok özledim.”
Cevap gelmedi.
O hafta sonu, Zeynep’in üniversitesinin olduğu şehre gitmeye karar verdim. Ona haber vermedim; belki sürpriz yaparsam sevinir diye düşündüm. Sabah erkenden otobüse bindim. Yol boyunca ellerim terledi; ya beni görmek istemezse?
Zeynep’in evine vardığımda kapıyı açan genç adamı tanımıyordum.
— Merhaba, Zeynep burada mı?
— Siz… annesi misiniz? Bir saniye…
İçeriden Zeynep’in sesi geldi:
— Kim geldi Emre?
Kapıda beni görünce yüzü şaşkınlık ve rahatsızlık arasında bir yerde dondu.
— Anne? Sen burada ne yapıyorsun?
— Sadece seni görmek istedim kızım… Çok özledim.
Zeynep gözlerini kaçırdı.
— Keşke haber verseydin anne… Çok yoğunum bugün.
İçeri girdim; ev dağınıktı, masada boş pizza kutuları vardı. Zeynep’in arkadaşları bana tuhaf tuhaf baktı. Bir köşeye çekildik.
— Anne bak, burada işler çok yoğun. Arkadaşlarım da var… Sonra konuşsak?
— Kızım, ben sadece seninle biraz vakit geçirmek istedim…
— Anne lütfen! Beni anlamıyorsun! Sürekli üstüme geliyorsun!
O an kalbim paramparça oldu. Gözlerim doldu ama ağlamamaya çalıştım.
— Tamam kızım… Ben gidiyorum o zaman.
Çıkarken arkamdan gelen sessizlik, yıllardır içimde biriken yalnızlığın yankısıydı.
Otobüsle eve dönerken camdan dışarı bakıp ağladım. Nerede yanlış yaptığımı düşündüm. Onu tek başıma büyütürken her şeyimi ona vermiştim; belki de fazla vermiştim… Belki de ona kendi hayatını kurması için fazla özgürlük tanımıştım ya da tam tersi, fazla korumacı olmuştum…
Eve döndüğümde telefonumda yeni bir mesaj vardı:
“Anne özür dilerim… Seni kırmak istememiştim. Sadece çok yoruldum ve kafam karışık… Beni anlamanı istiyorum.”
O mesajı defalarca okudum. Cevap yazamadım; çünkü ne diyeceğimi bilemedim.
Günler geçti. Zeynep’ten yine uzun süre haber alamadım. Arada sırada yine para istedi ama hiçbir zaman “Nasılsın anne?” demedi.
Bir akşam televizyonda bir aile programında anneler ve çocukları arasındaki kopuklukları izlerken gözyaşlarımı tutamadım. Demek ki yalnız değildim; benim gibi hisseden binlerce anne vardı bu ülkede.
Şimdi her telefon çaldığında içimde aynı korku var: Acaba bu sefer sadece para için mi arıyor? Yoksa gerçekten beni özlediği için mi? Kendi kendime soruyorum: Nerede yanlış yaptık? Biz anneler çocuklarımızı severken onları kaybetmeyi nasıl başardık?
Belki de en büyük hata, sevgimizi göstermek için hep fedakârlık yapmak oldu… Ya da onlara kendi yollarını bulmaları için fazla alan tanıdık… Bilmiyorum.
Sizce biz anneler nerede hata yapıyoruz? Çocuklarımızla aramızdaki bu mesafeyi nasıl kapatabiliriz? Yoksa bazı yaralar asla kapanmaz mı?