Gelinimle Barışmak: İnancın ve Sabırın Sınandığı Bir Hayat
“Senin yüzünden oğlum bana uğramaz oldu, Hatice Hanım!” diye bağırdı Elif, gözleri öfkeyle dolu. Mutfağın ortasında, elimde çay tepsisiyle donup kaldım. O an, yıllardır içimde biriktirdiğim tüm korkular, pişmanlıklar ve kırgınlıklar bir anda yüzeye çıktı. Oğlum Murat’ın evliliğinden beri aramızda büyüyen o görünmez duvarı ilk defa bu kadar net hissettim.
İçimden geçenleri bastırmaya çalışarak, “Elif kızım, ben asla oğlumun sana ya da bana uzaklaşmasını istemedim. Sadece ailemiz bir arada olsun istiyorum,” dedim titrek bir sesle. Ama Elif’in gözleri bana inanmıyordu. O an anladım ki, bazen iyi niyet yetmiyor; bazen geçmişin yükü, bugünün huzurunu boğuyor.
O gece Murat eve geç geldi. Yüzünde yorgun bir ifade vardı. “Anne, Elif’le biraz tartıştık. Lütfen ona karşı daha anlayışlı ol,” dedi. İçimde bir şeyler kırıldı. Ben mi suçluydum? Yıllarca oğlum için her şeyi göze almıştım. Eşim vefat ettiğinde Murat daha on yaşındaydı. Hem anne hem baba oldum ona. Şimdi ise, hayatındaki en önemli kadın ben değilim diye mi bu kadar acı çekiyorum?
Sabaha kadar dua ettim. Ellerimi açıp Allah’a yalvardım: “Allah’ım, kalbimi yumuşat. Beni affet, Elif’i affetmem için bana güç ver.” Ama sabah olunca yine aynı gururla uyandım. Kahvaltı sofrasında Elif’in sessizliğiyle baş başa kaldık. Murat işe gitmişti. Bir süre sessizce çaylarımızı içtik.
“Elif,” dedim sonunda, “seni anlamaya çalışıyorum ama bazen çok zorlanıyorum.”
Elif başını kaldırmadan, “Ben de seni anlamaya çalışıyorum Hatice Hanım. Ama bazen kendimi bu evde fazlalık gibi hissediyorum,” dedi.
O an içimde bir şeyler koptu. Kendi annemle yaşadığım çatışmalar geldi aklıma. Annem de bana hep ‘sen anlamazsın’ derdi. Şimdi ben de aynı hatayı mı yapıyordum?
O gün Elif’le konuşamadık. Ama akşam Murat eve gelince, Elif’in gözleri doldu ve yatak odasına kapandı. Murat bana döndü: “Anne, lütfen biraz geri çekil. Elif çok üzülüyor.”
O gece yalnız başıma oturup eski fotoğraflara baktım. Murat’ın çocukluğundan kareler… İlkokul mezuniyetinde çekilmiş bir fotoğrafı elime aldım; yanımda gülümseyen küçük oğlum… Gözyaşlarımı tutamadım. Oğlumu kaybetmekten korkuyordum.
Ertesi gün komşum Ayşe Hanım’a uğradım. O da yıllar önce geliniyle sorunlar yaşamıştı. “Hatice, dua et ama harekete de geç,” dedi bana. “Bazen ilk adımı sen atmalısın.”
Eve dönerken elimde Elif’in sevdiği pastaneden aldığı tatlı vardı. Kapıyı açınca Elif mutfakta ağlıyordu. Sessizce yanına oturdum.
“Elif, bak bu tatlıyı senin için aldım,” dedim utangaçça.
Elif gözyaşlarını sildi: “Teşekkür ederim… Bazen çok yalnız hissediyorum burada.”
İlk defa birbirimize bu kadar yakındık. “Ben de yalnız hissediyorum kızım,” dedim. “Belki de ikimiz de birbirimizi kaybetmekten korkuyoruz.”
O an Elif başını omzuma koydu ve ikimiz de ağladık. O günden sonra aramızda küçük küçük adımlar atmaya başladık. Birlikte yemek yaptık, alışverişe çıktık, hatta komşu günlerine birlikte gittik.
Ama her şey bir anda düzelmedi tabii ki… Bir gün Murat işten geç geldiğinde Elif yine sinirliydi: “Senin annen yüzünden yine tartıştık!” diye bağırdı bana.
O an sabrım taştı: “Elif! Ben de insanım! Ben de hata yaparım! Ama oğlumuz için, ailemiz için uğraşıyorum!”
Elif bir süre sustu, sonra ağlayarak odasına kapandı. Ben de camdan dışarı bakıp uzun uzun düşündüm: Neden hep kadınlar birbirine düşman oluyor? Neden anneler ve gelinler arasında bu kadar çok savaş var?
Bir hafta boyunca konuşmadık. Evde buz gibi bir hava vardı. Sonunda Murat dayanamayıp ikimizi de salona çağırdı.
“Yeter artık!” dedi öfkeyle. “Siz kavga ettikçe ben ikiye bölünüyorum! Ben sizi de seviyorum! Lütfen birbirinizi anlamaya çalışın!”
O an Elif’le göz göze geldik ve ilk defa gerçekten birbirimizin acısını gördük.
“Ben seni annem gibi sevmeye çalışıyorum ama bazen çok zorlanıyorum,” dedi Elif titrek bir sesle.
“Ben de seni kızım gibi görmek istiyorum ama korkuyorum,” dedim ben de.
O günden sonra ikimiz de değişmeye başladık. Ben daha az karışmaya başladım; Elif ise bana daha çok danıştı. Birlikte camiye gidip dua ettik; Ramazan’da birlikte iftar hazırladık.
Bir gün Elif bana sarıldı ve “Sen olmasan bu evi yuva gibi hissedemezdim,” dedi.
O an anladım ki, affetmek ve anlamak kolay değil ama imkansız da değilmiş.
Şimdi bazen kendi kendime soruyorum: Acaba biz anneler ve gelinler neden bu kadar çok sınanıyoruz? Belki de asıl mesele sevilmek ve anlaşılmak… Sizce de öyle değil mi?