Bir Ay Sonra Her Şey Değişti: Sessizliğin İçindeki Çığlık
“Zeynep, bak, ben geldim… Yine mi ağlıyorsun?”
Kapıdan içeri adımımı attığımda, evin içinde yankılanan bebek ağlaması ve Zeynep’in sessizliğiyle karşılaştım. Bir ay önce, oğlumuz Kerem dünyaya geldiğinde her şey çok güzeldi. Zeynep’in gözlerinde umut, yüzünde huzur vardı. Şimdi ise gözleri boşluğa bakıyor, elleri titriyordu. O eski neşeli kadın gitmiş, yerine başka biri gelmişti sanki.
“Yemek hazır mı?” dedim, ama sesim bile yabancı geldi kulağıma. Zeynep cevap vermedi. Sadece Kerem’i kucağında sallamaya devam etti. O an içimde bir şeyler kırıldı. Bir aydır her akşam eve döndüğümde aynı tabloyla karşılaşıyordum. Evin içinde bir sessizlik, bir soğukluk…
Annem aradı geçen gün: “Oğlum, Zeynep’e dikkat et. Kadıncağız doğumdan sonra çok değişti. Yardım et biraz.”
Ama nasıl yardım edeceğimi bilmiyordum ki… İşten yorgun argın dönüyor, evde huzur bulmak istiyordum. Ama Zeynep’in suskunluğu, evin dağınıklığı, yemeklerin eksikliği… Her şey üst üste geliyordu.
Bir akşam işten erken çıktım. Eve vardığımda Zeynep’i mutfakta buldum. Bulaşıklar yığılmış, yemek ocakta yanmıştı. Kerem ise beşiğinde ağlıyordu. “Zeynep, ne oluyor sana? Eskiden her şeyi hallederdin. Şimdi neden böyle?” dedim, sesim istemsizce yükseldi.
Zeynep bana baktı, gözleri doldu. “Bilmiyorum… Yapamıyorum… Gücüm yok,” dedi fısıltıyla.
O an içimde bir öfke kabardı. “Ben de çalışıyorum! Ben de yoruluyorum! Ama yine de eve geliyorum, her şey dağılmış! Ne oldu sana?”
Zeynep cevap vermedi. Sadece ağladı. O an kendimden utandım ama öfkem geçmedi. Annemi aradım: “Anne, Zeynep’e bir şeyler oluyor. Hiçbir şey yapmıyor artık.”
Annem derin bir iç çekti: “Oğlum, kadın doğumdan sonra zorlanır. Sen anlamazsın belki ama annelik kolay değil.”
Ama ben anlamak istiyordum. O gece Kerem’i ben salladım uyuttum. Zeynep yatağa uzanmış, tavana bakıyordu. Yanına oturdum.
“Zeynep, bana ne olduğunu anlatır mısın? Sana nasıl yardım edebilirim?”
Gözleri doldu yine. “Bilmiyorum… Sanki içimde bir boşluk var. Her şey üstüme geliyor. Kerem ağlıyor, ben ağlıyorum… Kendimi kaybettim sanki.”
O an anladım ki mesele yemek ya da dağınıklık değilmiş. Zeynep’in ruhu yorulmuştu.
Ertesi gün işyerinde arkadaşım Murat’a anlattım durumu. “Kardeşim,” dedi, “Benim eşim de aynısını yaşadı. Doğum sonrası depresyon diyorlar buna. Ciddiye alman lazım.”
O akşam eve çiçekle gittim. Zeynep şaşırdı. “Sen mi aldın bunları?” dedi.
“Evet,” dedim, “Senin için.”
Birlikte oturduk, konuştuk uzun uzun. İlk defa gözlerinin içine bakarak dinledim onu. Anlattı; uykusuzluğunu, yalnızlığını, anneliğin ağırlığını…
“Bazen Kerem’e bakarken korkuyorum,” dedi Zeynep titreyen sesiyle, “Ya ona iyi bakamazsam? Ya kötü bir anne olursam?”
Elini tuttum: “Sen harika bir annesin. Yalnız değilsin.”
Ama gerçek şu ki ben de yalnız hissediyordum bazen. Babamdan öğrendiğim tek şey çalışmak olmuştu; duygularımı konuşmayı hiç öğrenmemiştim.
Bir hafta sonra annem geldi bize yardıma. Evi topladı, yemek yaptı, Zeynep’le konuştu uzun uzun.
Bir akşam Zeynep bana döndü: “Beni anlamaya çalıştığın için teşekkür ederim,” dedi.
Ama hala tam olarak düzelmemişti hiçbir şey. Bazen geceleri Kerem’in ağlamasıyla uyanıyor, Zeynep’i mutfakta sessizce ağlarken buluyordum.
Bir gün kayınvalidem geldi ziyarete. “Kızım, sen güçlüsün,” dedi ona, “Biz kadınlar hep böyleyizdir.”
Ama ben biliyordum ki bu yük sadece güçle taşınmazdı.
Bir akşam işten dönerken markete uğradım; bebek bezi ve süt aldım. Kasiyer kadın bana gülümsedi: “Kolay gelsin baba bey!” dedi.
O an düşündüm; acaba kaç erkek böyle zamanlarda eşinin yanında olabiliyor? Kaçımız gerçekten dinliyoruz onları?
Bir gece Zeynep’le tartıştık yine. “Sen değiştin!” dedim ona öfkeyle.
O ise sadece sustu: “Ben de kendimi tanıyamıyorum artık…”
O gece sabaha kadar düşündüm; acaba ben de değişmiş miydim? Evliliğimizin başındaki o heyecan nereye gitmişti? Hayat neden bu kadar zorlaşmıştı?
Bir sabah Kerem’i kucağıma aldım ve Zeynep’e kahvaltı hazırladım. Masaya oturduğunda gözleri doldu yine.
“Bunu hiç kimse bana öğretmedi,” dedi sessizce, “Anne olmanın bu kadar zor olacağını bilmiyordum.”
Ben de bilmiyordum baba olmanın bu kadar ağır olacağını…
Bir gün aile hekimimize gittik birlikte. Doktor hanım Zeynep’e uzun uzun anlattı: “Bu yaşadıkların çok normal,” dedi, “Yalnız değilsin.”
O günden sonra yavaş yavaş toparlanmaya başladı Zeynep. Ben de daha çok yardımcı olmaya başladım evde; Kerem’i yıkadım, altını değiştirdim, gece uykusuna ben yatırdım bazen.
Ama hala içimde bir korku vardı; ya tekrar kötüleşirse? Ya bu sessizlik tekrar evimizi sararsa?
Bir akşam balkonda otururken Zeynep yanıma geldi.
“Biliyor musun,” dedi hafifçe gülümseyerek, “Bazen kendimi kaybolmuş gibi hissediyorum ama senin yanında olduğumu bilmek iyi geliyor.”
Elini tuttum sıkıca: “Beraber atlatacağız,” dedim.
Şimdi düşünüyorum da; acaba kaç aile bu sessiz çığlıkları duyabiliyor? Kaçımız gerçekten birbirimizi dinliyoruz? Sizce de bazen en büyük yalnızlık aynı evin içinde yaşanmıyor mu?