Bir Akşamın Sessizliği: Gidenin Ardından Kalanlar
“Anne, babam neden bu kadar sessiz?” diye sordu küçük kızım Zeynep, mutfağın kapısında durup gözlerini bana dikerek. O an, elimdeki kepçeyi bırakıp ona bakarken içimde bir şeylerin çatırdadığını hissettim. O akşam, her şey diğer akşamlara benziyordu: Çocuklar mutfakta gülüşüyor, ocakta çorba kaynıyor, banyo sobası yanıyordu. Her şey Mehmet için, onun eve gelişine hazırlıktı. Ama o gün, Mehmet eve geldiğinde gözlerinde alışık olduğum sıcaklık yoktu. Sessizce sofraya oturdu, önüne konan yemeği yavaşça yedi. Bir kelime bile etmedi. Sonra kalktı, banyoya gitti. Ben de her zamanki gibi arkasından kapıyı kapattım.
Ama o akşam farklıydı. Mehmet bir daha o kapıdan çıkmadı.
Sabaha kadar uyuyamadım. Banyodan gelen su sesi çoktan kesilmişti ama Mehmet hâlâ dönmemişti. Kapıyı tıklattım, cevap yoktu. İçeri girdiğimde, Mehmet’in ceketinin askıda asılı olduğunu, ama kendisinin olmadığını gördüm. Ayakkabıları da yoktu. Sanki evden çıkıp gitmişti ama nereye? O an içimde bir boşluk oluştu. Çocuklar uyanınca onlara ne diyeceğimi bilemedim.
“Babanız iş için erken çıktı,” dedim titrek bir sesle. Zeynep’in gözleri doldu, oğlum Ali ise sessizce başını eğdi. O günden sonra hayatımızda hiçbir şey eskisi gibi olmadı.
Mehmet’in gidişiyle ilgili kimseye bir şey anlatamadım. Komşular sorunca “İstanbul’a çalışmaya gitti,” dedim. Ama herkesin gözlerinde aynı şüphe vardı: Bir adam karısını ve iki çocuğunu neden bırakıp giderdi? Annem aradı, “Kızım, bir hata mı yaptın? Erkekler kolay kolay evi terk etmez,” dedi. İçimdeki öfkeyi bastırmaya çalıştım: “Anne, ben elimden geleni yaptım.”
Geceleri Mehmet’in ayak seslerini duyar gibi oluyordum. Her kapı çaldığında umutlanıyordum; belki geri dönerdi. Ama haftalar geçti, Mehmet’ten tek bir haber gelmedi. Bankadaki hesabımız boşalmıştı; faturalar birikiyordu. Evdeki huzur yerini sessizliğe ve korkuya bırakmıştı.
Bir gün Ali okuldan ağlayarak geldi: “Anne, arkadaşlarım babamın bizi terk ettiğini söylüyor.” O an oğluma sarılıp ağladım. “Baban seni çok seviyor,” dedim ama sesim titriyordu. Zeynep ise geceleri uyuyamaz olmuştu; her gece babasının döneceği umuduyla kapıya bakıyordu.
Bir sabah, kapımız çalındı. Kapıyı açtığımda karşımdaki adam Mehmet’in eski arkadaşı Murat’tı. Gözleri yere bakıyordu. “Ayşe abla… Mehmet’i en son ben gördüm,” dedi kısık bir sesle. “Ne oldu Murat? Nerede şimdi?” diye sordum. Murat uzun süre sustu, sonra “Mehmet borca girmişti… İstanbul’a kaçtı,” dedi. O an dizlerimin bağı çözüldü.
Mehmet’in borçlarını bilmiyordum. Meğer işsiz kalmış, benden gizlemişti. Mahallede herkes konuşmaya başladı: “Ayşe’nin kocası borç batağına saplanmış.” Annem tekrar aradı: “Kızım, çocukların için güçlü olmalısın.” Ama nasıl olacaktım? Evde para yoktu, iş bulmam gerekiyordu.
İlk kez pazara çıkıp sebze sattım; komşuların acıyan bakışları altında ezildim. Bir gün Zeynep yanıma gelip “Anne, babam geri gelmeyecek mi?” diye sorduğunda ne cevap vereceğimi bilemedim. “Belki bir gün gelir,” dedim ama içimde umut kalmamıştı.
Geceleri Mehmet’e mektuplar yazdım; yazdıklarımı kimseye göstermedim:
“Mehmet,
Çocukların seni bekliyor. Ben de… Her gün kapıya bakıyorum. Neden gittin? Bizi neden yalnız bıraktın? Borçlar ödenir ama çocukların sevgisi geri gelmez…”
Bir gün mahalledeki kadınlar arasında fısıltılar dolaşmaya başladı: “Ayşe dul kaldı, şimdi ne yapacak?” Kimse bana doğrudan bir şey söylemiyordu ama herkesin gözlerinde aynı merak vardı. Bir akşam annem çıkageldi: “Kızım, köye dönelim istersen,” dedi. Ama ben pes etmek istemiyordum.
Çocuklarımı alıp yeni bir hayata başladım; temizlik işlerine gittim, dikiş diktim, gece gündüz çalıştım. Ali okulda başarılı oldu; Zeynep resim yapmaya başladı. Ama her akşam sofrada üç tabak koyuyordum; dördüncüsü boş kalıyordu.
Bir gün Ali yanıma gelip “Anne, babamı affedebilecek misin?” diye sordu. Uzun süre sustum. “Bilmiyorum oğlum,” dedim sonunda. “Ama hayat devam ediyor.”
Yıllar geçti; Mehmet’ten hiç haber almadık. Çocuklar büyüdü; ben de büyüdüm acılarla… Mahallede hâlâ arkamdan konuşanlar var ama artık umursamıyorum.
Şimdi bazen kendi kendime soruyorum: Bir insan neden en sevdiklerini bırakıp gider? Geride kalanlar nasıl ayakta kalır? Siz olsanız ne yapardınız?