“Anne” Demeye Cesaret Edemediğim Kadın: Bir Gençliğin Gölgesinde Kalan Hayatlar
“Bana ‘anne’ deme, yaşlı hissettiriyorsun!” diye bağırdı annem, gözlerimin içine bakmadan. O an içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Ellerim titriyordu, karnımdaki bebeği korumak istercesine kollarımı sardım kendime. Oysa sadece bir kelimeydi, ‘anne’. Ama onun için, gençliğinin sonunu simgeleyen bir damgaydı sanki.
Benim adım Elif. 26 yaşındayım ve üç ay sonra anne olacağım. Annem, Gülseren, 48 yaşında ama bunu kimseye söylemez. Herkes onu 35 zanneder; saçları hep boyalı, yüzünde makyajı eksik olmaz, giyimiyle, tavrıyla genç kızlardan farksızdır. Çocukluğumdan beri onun yanında büyümek, sanki bir gölgeyle yarışmak gibiydi. O hep genç, hep güzel, hep gözde olmak isterdi. Ben ise onun yanında silik, sıradan bir kız çocuğu gibi hissederdim.
Babam bizi yıllar önce terk ettiğinde annem daha da değişti. Sanki gençliğini kaybetmemek için zamana meydan okuyan bir savaşçıya dönüştü. Her sabah aynanın karşısında saatlerce hazırlanır, bana da “Kendine bakmazsan kimse seni sevmez,” derdi. Ben ise makyajdan, süsten uzak dururdum; annemin gölgesinde kaybolmak istemezdim.
Üniversiteyi bitirip eve döndüğümde hamile olduğumu öğrendim. Sevgilim Murat’la evlenmeyi planlıyorduk ama işler umduğum gibi gitmedi. Murat’ın ailesi beni istemedi, Murat da arada kaldı ve sonunda çekip gitti. Anneme sığındım; ona ihtiyacım vardı. Ama o, bana sarılmak yerine yüzünü buruşturdu.
“Bunu bana nasıl yaparsın Elif? Daha ben gençliğimin tadını çıkaramadan torun mu olacağım şimdi?” dedi. O an içimdeki umutlar bir bir söndü. Annem torun sahibi olmayı yaşlılıkla eşdeğer görüyordu. Onun için anne olmak bile yükken, büyükanne olmak kabustu.
Bir ay boyunca evde adeta görünmez oldum. Annem her sabah erkenden çıkıyor, akşam geç saatlerde dönüyordu. Eve geldiğinde ise ya telefonda arkadaşlarıyla konuşuyor ya da sosyal medyada fotoğraf paylaşıyordu. Bir gün mutfakta karşılaştık; ben çay koyuyordum, o ise aynada kendine bakıyordu.
“Anne… Biraz konuşabilir miyiz?” dedim çekinerek.
“Anne deme bana! Kaç kere söyledim Elif, yaşlı hissettiriyorsun!” dedi sinirle.
“Peki Gülseren… Sadece biraz desteğine ihtiyacım var,” dedim gözlerim dolarak.
“Benim de desteğe ihtiyacım var Elif! Hayatımı mahvettin! Şimdi herkes bana ‘büyükanne’ diyecek. Daha yeni biriyle tanışmıştım, her şey yolundaydı… Senin yüzünden adam da beni terk etti!”
O an anladım ki annem için ben sadece bir yükten ibarettim. Karnımdaki bebeği düşündüm; ona nasıl bir aile sunacaktım? Annemle aramızdaki uçurum her geçen gün büyüyordu.
Bir gece odama geldi; elinde bavulum vardı.
“Elif, artık kendi ayaklarının üzerinde durmalısın. Ben bu yükü taşıyamam,” dedi soğuk bir sesle.
“Beni gerçekten evden mi kovuyorsun?” dedim şaşkınlık ve korkuyla.
“Benim de bir hayatım var! Gençliğimi senin hatalarınla harcamayacağım,” dedi ve kapıyı kapattı.
O gece sabaha kadar ağladım. Sabah bavulumu alıp çıktım evden. Gidecek hiçbir yerim yoktu; en yakın arkadaşım Zeynep’in kapısını çaldım. Zeynep beni içeri aldı, sarıldı ve “Senin annen yoksa ben varım,” dedi gözleri dolu dolu.
Zeynep’in evinde kalmaya başladım ama içimdeki boşluk büyüyordu. Annemin sevgisine muhtaçtım; onun onayına, sıcaklığına… Ama o sosyal medyada gençlik pozları paylaşmaya devam etti. Bir gün Instagram’da yeni sevgilisiyle fotoğrafını gördüm; altına “Hayat 40’ından sonra başlar!” yazmıştı.
Zeynep’in annesi bana çorba yapıp getirdiğinde gözyaşlarımı tutamadım. “Anne sevgisi böyle mi olmalıydı?” dedim kendi kendime.
Aylar geçti; doğum yaklaştı. Annemden tek bir telefon bile gelmedi. Hastaneye yalnız gittim; Zeynep yanımdaydı. Oğlum dünyaya geldiğinde gözlerim doldu; annemi aramak istedim ama gururum engel oldu.
Oğluma “Baran” adını verdim; güçlü olsun diye… Eve döndüğümde Zeynep’in ailesi bana kucak açtı; Baran’a dedeleri gibi baktılar. Ama içimdeki yara hiç kapanmadı.
Bir gün annemden mesaj geldi: “Baran’ın fotoğrafını gönderme lütfen, kimseye torunum olduğunu söylemedim.”
O an anladım ki annemin gençlik takıntısı, bizim hayatımızı mahvetmişti. Oysa ben sadece biraz sevgi istemiştim.
Şimdi oğlumla yeni bir hayat kurmaya çalışıyorum. Bazen Baran’a bakarken içimdeki boşluğu hissediyorum ama ona söz verdim: Onu asla yalnız bırakmayacağım.
Sizce bir anne gençliğinin peşinden koşarken evladını ve torununu reddedebilir mi? Anne olmak sadece biyolojik bir bağ mı yoksa sevgiyle mi ölçülür? Yorumlarınızı bekliyorum…