Eve Geldiğinde Boşanmak İstediğini Söyledi: Annemin Sözleri O An Aklıma Geldi
Kapıdan içeri girdiği anda yüzündeki ifadeyi gördüm; gözleri kaçamak, dudakları titrek. “Ayşe, konuşmamız lazım,” dedi. Sesi öyle yabancı, öyle soğuktu ki, bir an için karşımdaki adamı tanıyamadım. On altı yıl boyunca her sabah birlikte kahvaltı ettiğim, kızımız Zeynep’in saçlarını birlikte taradığımız, iyi günde kötü günde yanımda olan adam şimdi karşımda bir yabancı gibi duruyordu.
“Ne oldu Mehmet? Bir şey mi var?” dedim, içimdeki huzursuzluk büyüyerek mideme oturdu. O an, annemin yıllar önce söylediği sözler çınladı kulağımda: “Kızım, bir gün hayatın altını üstüne getirecek olursa, önce derin bir nefes al. Sonra kendine sor: Ben ne istiyorum?”
Mehmet gözlerini kaçırarak, “Ben artık bu evliliği sürdüremiyorum. Boşanmak istiyorum,” dedi. Sanki biri içime buz gibi su dökmüştü. O an zaman durdu. Zeynep odasında ders çalışıyordu; onun duymasını istemedim. Sessizce mutfağa geçtim, Mehmet arkamdan geldi.
“Neden? Bir şey mi yaptım? Yoksa biri mi var?” dedim. Sesim titriyordu ama ağlamamaya çalışıyordum. Mehmet başını eğdi, “Kimse yok Ayşe. Sadece… Sıkıldım. Hayatımda bir değişiklik istiyorum. Hep aynı şeyler, aynı ev, aynı insanlar… Ben başka bir hayat istiyorum.”
O an içimdeki öfke ve çaresizlik birbirine karıştı. On altı yıl boyunca birlikte kurduğumuz hayatı, kızımızı, yaşadığımız tüm zorlukları bir çırpıda silip atmak bu kadar kolay mıydı? Annemin sesi tekrar yankılandı: “Bir kadın önce kendini düşünmeli kızım. Kimse için kendini feda etme.”
Mehmet’in gözlerinde bir pişmanlık ya da üzüntü yoktu; sadece bıkkınlık vardı. “Peki Zeynep? Onu hiç mi düşünmüyorsun?” dedim. Mehmet omuz silkti: “Onun için de en iyisi bu belki. Sürekli tartışıyoruz, huzursuzuz.”
Oysa biz tartışmazdık; ben tartışmamak için hep susardım. Mehmet’in işten yorgun geldiği akşamlarda sessizce sofrayı kurar, onun sevdiği yemekleri yapardım. Kendi isteklerimi hep ertelemiştim; Zeynep’in okul masrafları için yeni bir elbise almaktan vazgeçmiş, Mehmet’in hayalini kurduğu arabaya peşinat olsun diye altınlarımı bozdurmuştum.
Şimdi ise karşımdaki adam bana hiçbir şey olmamış gibi boşanmak istediğini söylüyordu. İçimdeki acıyı bastırmaya çalışarak, “Peki ya ben? Ben ne olacağım?” dedim.
Mehmet gözlerini kaçırdı: “Sen güçlü bir kadınsın Ayşe. Zaten bu evi de deden sana bırakmıştı. Ben giderim, siz burada kalırsınız.”
O an içimde bir şeyler koptu. Onca yıl boyunca Mehmet’in gölgesinde yaşamıştım; kendi isteklerimi, hayallerimi hep ertelemiştim. Annemin sesi tekrar kulaklarımda: “Kendini unutma kızım. Bir gün herkes gider, sen kendinle kalırsın.”
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Zeynep’in odasına gizlice girdim; uykusunda saçlarını okşadım. O daha on iki yaşındaydı; babasının gidişiyle nasıl başa çıkacaktı? Sabah olduğunda Mehmet valizini toplamıştı bile.
Zeynep kahvaltıya indiğinde babasını göremeyince şaşırdı: “Anne, babam nerede?”
Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Gözlerim doldu ama güçlü olmam gerektiğini biliyordum. “Baban biraz uzaklaşmak istedi kızım,” dedim.
Zeynep’in gözleri doldu: “Beni bırakıp gitmez değil mi anne?”
O an içimdeki tüm acıyı yutkunarak bastırdım: “Hayır kızım, babalar çocuklarını bırakmaz. Ama bazen büyükler anlaşamazlar. Senin hiçbir suçun yok.”
Günler geçtikçe evdeki sessizlik büyüdü. Komşular fısıldaşıyor, akrabalar arıyor; herkesin dilinde aynı soru: “Ne oldu size Ayşe?”
Bir gün annem ziyarete geldi. Elini omzuma koydu: “Kızım, hayat bazen insanı sınar. Ama unutma; senin değerini kimse belirleyemez. Kendine sahip çıkacaksın.”
O sözler bana güç verdi. İş aramaya başladım; yıllardır evde oturmuş, sadece aileme hizmet etmişken şimdi yeniden hayata karışmak zorundaydım. İlk başta çok zorlandım; iş görüşmelerinden eli boş döndüm, bazıları yaşımı bahane etti, bazıları tecrübemi yetersiz buldu.
Ama pes etmedim. Zeynep için güçlü olmam gerekiyordu. Bir gün mahalledeki pastanede iş buldum; sabahları börek açıyor, akşamları kasada duruyordum. Yoruluyordum ama her akşam eve döndüğümde Zeynep’in gözlerinde gururu görüyordum.
Mehmet arada bir arıyor, Zeynep’le görüşmek istiyordu ama bana karşı soğuktu. Bir gün telefonda bana şöyle dedi: “Ayşe, seni üzmek istemedim ama ben artık başka bir hayat kurdum.” O an içimde kalan son umut da sönmüştü.
Zamanla acım hafifledi; annemin sözleriyle kendimi yeniden buldum. Kendi ayaklarım üzerinde durmayı öğrendim; Zeynep’le birlikte yeni bir hayat kurduk.
Bir akşam Zeynep yanıma gelip sarıldı: “Anne, sen dünyanın en güçlü kadınısın.” O an gözyaşlarımı tutamadım; çünkü yıllarca başkaları için yaşarken kendimi unutmuştum ama şimdi yeniden doğmuştum.
Şimdi dönüp baktığımda soruyorum kendime: Bir insan onca yıl emek verdiği bir hayatı nasıl bu kadar kolay silebilir? Peki ya siz olsaydınız, ne yapardınız? Kendinizi mi seçerdiniz yoksa ailenizi mi?