Bir Çocuğun Sessiz Çığlığı: “Anne, Neden Gitmek Zorundayım?”

“Senden nefret ediyorum! Babama gideceğim!”

Elif’in sesi, mutfakta yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. O an zaman durdu sanki. Gözlerim doldu ama ağlayamadım. Sadece Elif’in gözlerindeki öfkeye ve kırgınlığa bakakaldım. Onun sekiz yaşındaki kalbinde bu kadar büyük bir fırtına nasıl kopabilirdi?

Murat’la evliliğimizin ilk yıllarında her şey çok güzeldi. Üniversitede tanışmıştık; ben Edebiyat Fakültesi’nde, o ise Mühendislik’te okuyordu. Her sabah aynı otobüse biner, birbirimize utangaçça bakardık. Sonra bir gün, otobüs tıklım tıklımken yan yana oturmak zorunda kaldık. O gün başlayan sohbetimiz, yıllarca sürecek bir hikâyenin ilk satırıydı. Murat’ın gözlerinde hep huzur bulmuştum. Ama şimdi, o huzur çok uzaklarda kalmıştı.

Evliliğimizin ilk yıllarında her şey yolundaydı. Kirada küçük bir evimiz vardı, akşamları birlikte yemek yapar, pazar sabahları Beşiktaş’ta kahvaltıya giderdik. Sonra Elif doğdu. Hayatımıza neşe getirdi ama aynı zamanda sorumluluklarımızı da artırdı. Murat işte daha çok vakit geçirmeye başladı, ben ise Elif’le evde yalnız kalıyordum. Annem sık sık arar, “Kızım, Murat’ı üzme, erkekler işten gelince yorgun olur,” derdi. Ama ben de yorgundum; hem annelik hem ev işleri hem de uzaktan çalıştığım editörlük işiyle boğuşuyordum.

Zamanla aramızdaki sohbetler azaldı, yerini sessizliğe ve sonra tartışmalara bıraktı. Murat eve geç geliyor, ben ise ona sitem ediyordum. Bir akşam, Elif odasında resim yaparken biz mutfakta yine tartışmaya başladık.

“Murat, neden bu kadar geç geliyorsun? Elif seni bekliyor!”

“Ne yapayım Zeynep? Patronum bırakmıyor ki! Sen de anlamıyorsun beni!”

“Ben de çalışıyorum ama Elif’le ilgileniyorum! Sen sadece işini düşünüyorsun!”

O an Elif kapıda belirdi. Gözleri dolmuştu. “Yeter artık! Kavga etmeyin!” diye bağırdı ve odasına koştu.

O gece uyuyamadım. Elif’in odasına gidip başında bekledim. Saçlarını okşadım ama uykusunda bile yüzü asıktı. Sabah olduğunda bana bakmadan kahvaltısını yaptı ve okula gitti.

Bir sabah Elif yanıma geldi ve gözlerimin içine baktı:

“Anne, neden hep kavga ediyorsunuz?”

Ne diyeceğimi bilemedim. Ona güçlü görünmek istedim ama sesim titredi:

“Bazen büyükler anlaşamayabilir Elif’ciğim… Ama seni çok seviyoruz.”

Elif başını öne eğdi:

“Ben artık mutlu değilim burada.”

O gün Murat’la konuşmaya karar verdim. Akşam eve geldiğinde onu salona çağırdım.

“Murat, böyle devam edemeyiz. Elif çok etkileniyor.”

Murat başını öne eğdi:

“Biliyorum Zeynep… Ama ne yapacağımızı bilmiyorum.”

Bir süre sessizlik oldu. Sonra Murat devam etti:

“Belki de ayrılmalıyız.”

O an içimde bir şeyler koptu. Yıllarca birlikte kurduğumuz hayat gözümün önünden geçti. Düğünümüz, ilk evimiz, Elif’in doğumu… Hepsi bir film şeridi gibi akıp gitti.

Ertesi gün Elif okuldan geldiğinde ona oturup konuşmak istedim.

“Elif’ciğim, babanla biraz ayrı kalmaya karar verdik.”

Elif’in gözleri doldu:

“Ben seninle kalmak istemiyorum! Babama gideceğim!”

O an anladım ki, en büyük acıyı çocuklar yaşıyor. Biz yetişkinler kendi dertlerimize gömülüp çocuklarımızın hislerini unutuyoruz.

Bir hafta sonra Murat eşyalarını topladı ve annesinin evine taşındı. Elif ise her akşam babasını arıyor, bana ise soğuk davranıyordu. Bir gece odasına girdiğimde onu yatağında ağlarken buldum.

“Elif’ciğim…”

“Anne git! Seni istemiyorum!”

Yavaşça yanına oturdum, saçlarını okşadım.

“Biliyorum çok zor… Ama seni çok seviyorum.”

Elif yüzünü yastığa gömdü:

“Keşke hiç kavga etmeseydiniz…”

O gece sabaha kadar ağladım. Annem aradı ertesi gün:

“Kızım, sabret… Zamanla alışır.”

Ama ben alışamıyordum. Her gün Elif’in bana olan öfkesiyle yüzleşmek zorundaydım.

Bir gün okuldan öğretmeni aradı:

“Zeynep Hanım, Elif son zamanlarda çok içine kapanık. Sizinle konuşmak ister misiniz?”

Okula gittim, öğretmen odasında oturduk.

“Elif derslerde dalgın, arkadaşlarıyla oynamıyor,” dedi öğretmeni.

Gözlerim doldu:

“Biliyorum… Evde bazı sorunlar yaşıyoruz.”

Öğretmen başını salladı:

“Çocuklar her şeyi hisseder Zeynep Hanım. Onlara güven vermek önemli.”

O gün eve dönerken düşündüm: Ben ne zaman bu kadar güçsüz oldum? Ne zaman Elif’in gözlerindeki ışığı söndürdüm?

Akşam Elif’e sarıldım:

“Sana söz veriyorum Elif’ciğim… Her şey daha iyi olacak.”

Ama içimde bir korku vardı: Ya hiçbir şey düzelmezse? Ya kızımı sonsuza dek kaybedersem?

Şimdi geceleri yatağımda yatarken kendi kendime soruyorum: Bir anne olarak nerede hata yaptım? Sevgi bazen yetmiyor mu? Sizce çocuklar en çok neye ihtiyaç duyar? Lütfen bana anlatın…