Artık Evlenmek İstemiyorum: 33 Yıllık Evliliğin Ardından Yeni Bir Hayat
“Yeter artık, Mahmut! Benim de bir hayatım var!” diye bağırdım, ellerim titreyerek masanın kenarına tutunurken. O an, 33 yıllık evliliğimin ilk defa gerçekten sesimi duyurduğum andı. Mahmut’un gözlerinde şaşkınlık ve öfke karışımı bir bakış vardı. Oysa ben, içimde yıllardır biriktirdiğim fırtınayı nihayet dışarı salmıştım.
Adım Gülseren Yıldız. 61 yaşındayım. Hayatım boyunca İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde yaşadım. Annem bana hep “Kocan ne derse o olur,” derdi. Ben de öyle sandım, öyle yaşadım. Mahmut’la 21 yaşında evlendim. O zamanlar hayallerim vardı; öğretmen olmak, çocuklara dokunmak, kendi ayaklarım üzerinde durmak istiyordum. Ama ailem “Kız kısmı okuyup da ne olacak?” dedi, Mahmut’ın ailesi ise “Evimizin hanımı olacak,” diye ısrar etti. Ben de sustum, kabullendim.
İlk yıllar fena değildi. Mahmut çalışır, ben evde çocuklara bakardım. İki oğlumuz oldu: Serkan ve Baran. Onlar için her şeye katlandım. Mahmut’un öfke nöbetlerine, geç saatlere kadar eve gelmelerine, bazen haftalarca süren sessizliğine… Bir gün bile “Nasılsın?” demedi bana. Ama ben annemin sözünü tuttum: “Kadın susar, yuvasını korur.”
Yıllar geçti, çocuklar büyüdü, kendi hayatlarına karıştı. Ben ise her geçen gün biraz daha silikleştiğimi hissettim. Aynada kendime baktığımda, gözlerimdeki ışığın sönmüş olduğunu gördüm. Mahmut ise hâlâ aynıydı; sabahları kahvaltısını hazır ister, akşamları çayını önünde bulmak isterdi. Bir gün hastalandım, grip oldum. Yatakta yatarken Mahmut kapıdan kafasını uzattı: “Çorba yok mu?” dedi. O an içimde bir şeyler koptu.
O gece yatağımda dönerken kendi kendime sordum: “Ben ne zaman bu kadar görünmez oldum?” Sabah kalktığımda kararımı vermiştim: Artık susmayacaktım.
İlk başta kimse ciddiye almadı beni. Mahmut alaycı bir şekilde güldü: “Senin yaşında kadınlar torun bakar, sen neyin peşindesin?” Oğullarım bile “Anne, babamı üzme,” dediler. Ama ben ilk defa kendim için bir şey yapmak istedim. Önce küçük adımlar attım; mahalledeki kadınlarla yürüyüşlere katıldım, belediyenin açtığı resim kursuna yazıldım. Orada tanıştığım Ayşe Abla bana cesaret verdi: “Gülseren, hayat senin hayatın! Geç değil!”
Bir gün Mahmut eve geldiğinde beni mutfakta resim yaparken buldu. “Bu ne rezalet?” diye bağırdı. Eskiden olsa hemen fırçayı bırakırdım ama bu kez gözlerinin içine baktım: “Bu benim zamanım!” dedim. O günden sonra evdeki hava daha da gerildi. Mahmut bana küsüp günlerce konuşmadı ama umurumda değildi artık.
Bir yıl sonra oğullarım kendi ailelerini kurdu ve başka şehirlere taşındılar. Evde sadece Mahmut ve ben kaldık; ama aslında iki yabancıydık artık. Bir gece yemek masasında Mahmut yine şikayet etmeye başladı: “Sen değiştin, eskisi gibi değilsin.” Ona döndüm ve dedim ki: “Evet, değiştim! Çünkü artık kendimi hatırlamak istiyorum.”
O gece uzun uzun düşündüm; bu evlilikte sadece bir gölge olduğumu fark ettim. Sabah kalktığımda valizimi topladım ve annemin eski evine gittim. Annem çoktan vefat etmişti ama o evde kendimi yeniden bulacağımı biliyordum.
İlk başlarda yalnızlık zor geldi; geceleri sessizlikte ağladığım çok oldu. Ama zamanla yalnızlığın aslında özgürlük olduğunu anladım. Sabahları istediğim saatte kalkıyor, kahvaltımı balkonda yapıyor, kitap okuyordum. Komşular dedikodu yaptı: “Gülseren Hanım kocasını bırakmış!” Ama umursamadım.
Bir gün eski mahalle arkadaşlarımdan Emine aradı: “Gülseren, senin gibi cesur olabilmeyi isterdim,” dedi. O an anladım ki benim hikayem sadece bana ait değil; birçok kadın aynı kafeste yaşıyor ama çıkmaya cesaret edemiyor.
Yıllar sonra oğullarım ziyarete geldiğinde gözlerimdeki ışığı fark ettiler. Baran bana sarıldı: “Anne, seni hiç böyle mutlu görmemiştim.” Serkan ise başta kırgındı ama zamanla o da anladı; annesinin de bir hayatı olduğunu kabul etti.
Şimdi 61 yaşındayım ve ilk defa gerçekten yaşıyorum. Artık kimseye hesap vermek zorunda değilim; ne giyeceğime, ne yapacağıma kendim karar veriyorum. Evlilik mi? Hayır, bir daha asla! Çünkü özgürlüğümün kıymetini yeni yeni anlıyorum.
Bazen geceleri yıldızlara bakarken kendi kendime soruyorum: “Acaba daha önce cesaret etseydim hayatım nasıl olurdu?” Sizce bir kadın için özgürlük ne zaman başlar? Cesaret etmek için illa her şeyin bitmesini mi beklemeli?