Bir Yabancının Evi: Kayınvalidemin Annesiyle Aramdaki Görünmez Duvar
“Senin elinin tuzu yok kızım, pilavı yine lapa yapmışsın.”
O an, mutfağın ortasında ellerim titrerken kayınvalidemin annesi Şefika Hanım’ın sesi tüm evi doldurdu. Eşim Murat’ın ailesiyle ilk bayramımda, herkes sofrada gülüp sohbet ederken ben mutfakta gözyaşlarımı saklamaya çalışıyordum. Annem bana hep, “Evlenince ailen büyür, kalbin de büyüsün,” derdi. Ama kalbim o gün küçücük kaldı, içimde bir şey kırıldı.
Evliliğimizin ilk yılında Murat’ın ailesiyle ilişkilerim gayet iyiydi. Kayınvalidem Emine Hanım’la birlikte pazara gider, kayınpederimle çay içer, görümcem Zeynep’le alışverişe çıkardık. Ama Şefika Hanım… O sanki başka bir dünyadan gelmişti. Gözleriyle insanı tartar, lafını esirgemezdi. Ne yapsam yaranamazdım. Bir gün sofrada, “Bizim zamanımızda kadın dediğin sabah namazında kalkar, evi süpürür, ekmek yoğururdu. Şimdi herkes hazır alıyor,” dediğinde, üzerime alınmamam gerektiğini düşündüm. Ama bakışları doğrudan bana çevrilmişti.
Bir akşam Murat’la salonda otururken içimi dökmek istedim:
— Murat, senin babaannen bana neden böyle davranıyor? Ne yapsam olmuyor.
Murat başını eğdi, “O biraz zor biridir, annem de bazen zorlanır. Alışmaya çalış,” dedi. Ama alışmak ne demekti? Her bayramda, her aile yemeğinde aynı huzursuzluk…
Bir gün Emine Hanım mutfağa geldi, beni tezgâhta mahzun buldu:
— Kızım, Şefika Hanım’ın gönlü biraz kırık. Gençliğinde çok zorluk çekmiş. Kolay kolay kimseyi içine almaz.
— Ama ben ne yaptım ki? Sadece iyi geçinmek istiyorum.
— Biliyorum, ama bazen insanın geçmişi bugünü gölgeliyor.
O günden sonra daha çok çaba gösterdim. Şefika Hanım’ın sevdiği yemekleri öğrendim, ona küçük hediyeler aldım. Bir gün ona eski bir ipek başörtüsü hediye ettim. Yüzüme şöyle bir baktı:
— Benim ihtiyacım yok buna. Sen kendi annenin başını ört.
O an içimde bir şey daha koptu. Eve döndüğümde annemi aradım. “Anne, ben ne yaparsam yapayım olmuyor,” dedim. Annem sustu, sonra “Kızım, bazen insanlar kendi acılarını başkasına yansıtır,” dedi.
Bir akşam ailece televizyon izlerken Şefika Hanım yine lafı bana getirdi:
— Senin annen çalışıyor mu?
— Evet, hemşire.
— O yüzden böyle olmuşsun demek ki! Kadının yeri evidir.
O an Murat bile dayanamadı:
— Babaanne, lütfen! Herkesin hayatı farklı.
Ama Şefika Hanım’ın gözleri buz gibiydi. O gece Murat’la tartıştık:
— Neden hep bana yükleniyor? Ben ne yaptım?
— Bilmiyorum Sevil, ama lütfen idare et. Annem de üzülüyor.
İdare etmek… Hep idare eden ben oldum. Bir gün Zeynep’le dertleşirken o da içini döktü:
— Babaanne bana da hep laf sokar. Anneme de… Ama seni daha çok zorluyor sanki.
— Neden?
— Belki de dışarıdan geldiğin için… Bizim köyden değilsin ya.
İşte o zaman anladım; ne kadar uğraşsam da bazı duvarlar yıkılmıyor. Bir gün Şefika Hanım hastalandı. Hastanede başında bekledim, elini tuttum. Gözleriyle bana baktı, ama yine de bir teşekkür etmedi.
Aylar geçti, ailede huzursuzluk büyüdü. Emine Hanım arada kalıyor, Murat bunalıyordu. Bir gün ailece otururken Şefika Hanım yüksek sesle:
— Bu evde kimse beni anlamıyor! Eskiden her şey daha güzeldi!
dedi ve ağlamaya başladı. O an içimde ona karşı bir acıma hissettim ama aynı zamanda öfke de vardı.
Bir gece Murat’la konuşurken gözyaşlarımı tutamadım:
— Ben bu evde hep yabancıyım Murat. Ne yapsam kabul edilmiyorum.
Murat sarıldı:
— Sen benim eşimsin, ailemsin. Ama bazen bazı yaralar kapanmıyor.
Şimdi düşünüyorum da; acaba ben mi fazla hassasım? Yoksa bazı insanlar gerçekten değişmez mi? Siz olsanız ne yapardınız? Bir duvarı yıkmak için ne kadar uğraşmak gerekir?