Ev Artık Ev Değil: Gitmeyen Bir Gidişin Hikâyesi
“Ne olur, bir kez olsun kendi kararını ver Murat!” diye bağırdım, ellerim titreyerek kolilerin üstüne kapanmışken. Annemin eski apartmanında, taşınma günü diye seçtiğimiz o sabah, evin ortasında yalnızdım. Murat ise hâlâ annesinin mutfağında, çayını yudumluyordu. Telefonumun ekranında onun adı yanıp sönüyordu ama açmaya cesaretim yoktu. Çünkü biliyordum: Yine annesiyle konuşmuş, yine vazgeçmişti.
Murat’la beş yıl önce tanıştık. O zamanlar bana güçlü, kararlı bir adam gibi gelmişti. Ama zaman geçtikçe, annesi Şükran Hanım’ın gölgesi üzerimizde büyüdü. Her kararımızda onun sesi vardı: “Murat’ım, kızım öyle mi olur?”, “Bak ben olsam şöyle yapardım.” Başlarda gülüp geçiyordum. Ama nişanlandığımızda bile Murat’ın annesinin onayını almadan hiçbir şey yapmadığını fark ettim.
Taşınma kararı aldığımızda, içimde bir umut filizlenmişti. Kendi evimiz, kendi hayatımız olacaktı. Annemle babam yıllar önce boşanmıştı; ben de hep bir aile sıcaklığı aramıştım. Murat’la yeni bir başlangıç yapacağımıza inanmak istedim. Ama Şükran Hanım’ın bakışları, her fırsatta bana “Oğlumu senden alamazsın” der gibiydi.
O sabah, koliler arasında otururken içimdeki öfke ve çaresizlik birbirine karıştı. Kapı çaldı. Komşumuz Ayşe Abla başını uzattı:
— Kızım, iyi misin? Yardım edeyim mi?
— Sağ olun abla, gerek yok… dedim ama sesim titriyordu.
Ayşe Abla içeri girdi, koltuğa oturdu. “Bak kızım,” dedi, “Ben de zamanında kocamın annesiyle çok uğraştım. Ama sonunda ya kendin için bir yol bulursun ya da o evde kaybolursun.”
Gözlerim doldu. “Ben Murat’ı seviyorum,” dedim. “Ama annesinin gölgesinde yaşamak istemiyorum.”
Ayşe Abla başını salladı: “Sevgi bazen yetmez. Cesaret de lazım.”
O sırada telefonum tekrar çaldı. Bu kez açtım.
— Neredesin Murat?
— Anne çok kötü oldu Zeynep… Onu bu halde bırakıp gelemem. Biraz daha bekleyelim mi?
— Murat, kaç yaşındasın sen? Biz ne zaman kendi hayatımıza başlayacağız?
— Zeynep, anlamıyorsun… Annem yalnız kalamaz.
Bir an sustum. O an anladım ki Murat’ın annesi yalnız kalamazdı belki ama ben de yalnız kalmak istemiyordum artık. Ama bu yalnızlık başka bir yalnızlıktı: Birlikteyken bile yalnız kalmak…
Telefonu kapattım. Ayşe Abla bana sarıldı. “Kızım,” dedi, “Senin hayatın bu değil. Ya bu gölgeyle yaşamayı kabul edeceksin ya da kendi yolunu çizeceksin.”
O gün akşam eve döndüğümde koliler hâlâ ortadaydı. Annem aradı:
— Ne oldu kızım? Taşındınız mı?
— Hayır anne… Murat yine vazgeçti.
Annem derin bir iç çekti: “Bak Zeynep, ben baban için yıllarca bekledim değişsin diye. Değişmedi. Sen de bekleme.”
O gece uyuyamadım. Gözümün önünde Murat’ın annesinin yüzü, Murat’ın çaresiz bakışları… Ve kendi yorgunluğum vardı.
Ertesi gün Murat geldi. Yüzü solgundu.
— Zeynep, özür dilerim… Annem çok kötü oldu dün gece. Sana da haksızlık ettiğimi biliyorum ama…
Sözünü kestim:
— Murat, ben artık beklemek istemiyorum. Ya bizim için bir adım atacaksın ya da ben kendi yoluma gideceğim.
Murat başını eğdi:
— Annemi bırakamam Zeynep… O bana emek verdi, ben de ona borçluyum.
— Peki ben? Benimle kuracağın hayat ne olacak?
Cevap vermedi. Sessizce çıktı evden.
Günler geçti. Koliler açılmadı. Herkes bana “Boş ver Zeynep, daha iyisini bulursun” dedi ama içimde bir yara vardı: Sevdiğim adamı kaybetmek değil, kendimi kaybetmekten korkuyordum.
Bir akşam Şükran Hanım aradı:
— Kızım, Murat çok üzgün… Sen de biraz anlayışlı olsan? Oğlum sensiz yapamaz.
— Hanımefendi, dedim, oğlunuz sizinle mutluysa ben çekileyim. Ama ben artık gölge olmak istemiyorum.
Telefon kapandıktan sonra ağladım. Annem geldi yanıma:
— Kızım, bazen en büyük cesaret vazgeçmektir.
O gece kolileri açtım. Eşyalarımı yerleştirdim; ama bu kez Murat’ı beklemeden… Kendi başıma yeni bir hayata başladım.
Aylar geçti. Murat birkaç kez aradı ama açmadım. Şükran Hanım’ın gölgesi artık üzerimde değildi; ama bazen geceleri hâlâ o evdeki yalnızlığımı hatırlıyorum.
Şimdi düşünüyorum da: Bir insan sevdiği için ne kadar fedakârlık yapmalı? Kendi hayatımızdan ne kadar vazgeçebiliriz? Siz olsanız benim yerimde ne yapardınız?