Yanıltan Bir Aşkın Gölgesinde: Elif’in Hikayesi

“Elif, yine mi o çocuk?” Annemin sesi, mutfaktan yükselirken içimdeki fırtınayı daha da büyütüyordu. O an, telefonumun ekranında Baran’ın profil fotoğrafına bakarken yakalandım. Annem, gözlerimin içine bakarak, “Kızım, kendini bu kadar harcama. O seni görmüyor bile,” dediğinde, içimde bir şeyler kırıldı. Ama annem ne bilirdi ki? Baran’ın gülüşü, bana attığı her kısa mesaj, bana dünyaları veriyordu.

Baran’ı ilk kez üniversitenin kantininde görmüştüm. Saçlarını geriye atışı, arkadaşlarıyla şakalaşırkenki rahat tavırları… Herkes ona hayrandı. Ben ise sadece uzaktan izleyebiliyordum. Arkadaşlarım Zeynep ve Merve, “Elif, sen de konuşsana, ne kaybedersin?” dediklerinde, kalbim yerinden fırlayacak gibi oluyordu. Cesaretimi topladığım bir gün, yanına gidip “Merhaba Baran, sınav notlarını gördün mü?” dedim. O ise göz ucuyla bakıp “Gördüm, fena değil,” dedi ve döndü arkadaşlarına. O an içimde bir boşluk oluştu ama yine de pes etmedim.

Her gün yeni bir yol denedim: Saçlarımı farklı topladım, makyajımı değiştirdim, hatta annemin gençliğinden kalma bir bluzun üst düğmesini açıp okula gittim. Baran’ın dikkatini çekmek için her yolu denedim. Arkadaşlarım dalga geçiyordu: “Elif, bu kadar uğraşma, adam seni görmüyor!” Ama ben inatla devam ettim. Çünkü aşk böyle bir şeydi; insanı kör ediyordu.

Bir akşam eve geç döndüm. Annem kapıda bekliyordu. “Neredeydin?” diye sorduğunda, “Kütüphanedeydim,” dedim ama aslında Baran’ın gittiği kafede oturmuş, onu uzaktan izlemiştim. Annem iç çekerek, “Kızım, kendine yazık ediyorsun,” dedi. Babam ise her zamanki gibi sessizdi; ama bakışlarında bir endişe vardı.

Bir gün Baran’ı okulun bahçesinde yalnız yakaladım. Kalbim deli gibi atıyordu. Yanına gidip “Baran, bir kahve içmek ister misin?” dedim. Gözlerini kaçırarak “Elif, ben öyle şeylerle ilgilenmiyorum,” dedi. O an dünya başıma yıkıldı. Yine de gülümsemeye çalıştım: “Sadece sohbet etmek istemiştim.” Baran ise kısa bir “Sağ ol,” deyip uzaklaştı.

O gece odama kapanıp ağladım. Annem kapımı çalıp içeri girdiğinde gözlerim şişmişti. “Kızım, bazen sevilmek için kendimizi değiştirmeye çalışırız ama sonunda en çok kendimize zarar veririz,” dedi ve saçlarımı okşadı. O an annemin ne demek istediğini anlamadım; çünkü hâlâ Baran’ın bana bakmasını istiyordum.

Günler geçtikçe Baran’a olan ilgim saplantıya dönüştü. Onun sosyal medya hesaplarını gizlice takip ettim, hangi kafelerde oturduğunu öğrendim, hatta bir keresinde onunla aynı otobüse binmek için yolumu değiştirdim. Zeynep ve Merve artık bana acıyarak bakıyordu. “Elif, kendine gel!” diyorlardı ama ben onları duymuyordum.

Bir gün Baran’ı başka bir kızla gördüm: Derya’yla el ele tutuşuyorlardı. İçimde bir şeyler koptu. Eve döndüğümde annem beni kapıda karşıladı. Gözlerimden yaşlar süzülürken sarıldım ona: “Anne, ben neden sevilmiyorum?” Annem gözyaşlarımı sildi: “Kızım, senin değerini bilmeyen biri için ağlamaya değmez.”

O gece uyuyamadım. Kendi kendime sordum: Neden bu kadar değersiz hissediyorum? Neden birinin sevgisine bu kadar muhtacım? Sabah olduğunda aynaya baktım; gözlerimin altı morarmıştı ama ilk defa kendime dürüst oldum: Ben Elif’tim ve başkasının onayına ihtiyacım yoktu.

Ama hayat bu kadar kolay değildi. Okulda herkes Derya ve Baran’ın ilişkisini konuşuyordu. Derya’nın güzelliği, zekâsı… Herkes onları konuşurken ben küçülüyordum. Bir gün Derya tuvalette yanıma geldi: “Elif, Baran’ı rahat bırakır mısın? Sürekli peşindesin,” dedi alaycı bir sesle. O an utançtan yerin dibine girdim.

Eve gidince anneme her şeyi anlattım. Annem beni dinledi ve sonra şöyle dedi: “Kızım, aşk bazen yanıltır insanı. Gerçekten sevdiğin kişi önce kendin olmalı.” Babam ise ilk defa konuştu: “Elif, hayatında biri olacaksa seni olduğun gibi sevmeli.” O an ailemin desteğini hissettim ama yine de içimdeki boşluk dolmuyordu.

Bir süre sonra Baran’ı tamamen takip etmeyi bıraktım. Sosyal medyadan sildim, onun gittiği yerlere gitmemeye başladım. Zeynep ve Merve’yle daha çok vakit geçirdim; birlikte sinemaya gittik, sahilde yürüdük. Yavaş yavaş kendimi bulmaya başladım.

Ama o boşluk… Hâlâ oradaydı. Bir gün psikolojik danışmana gitmeye karar verdim. Danışman bana şöyle dedi: “Elif, çocukluğundan beri hep başkalarının onayını aramışsın. Kendini sevmeyi öğrenmelisin.” O an anladım ki sorun Baran’da değilmiş; ben kendi değerimi bilmiyormuşum.

Aylar geçti… Okul bitti, mezun oldum. Artık başka bir şehirde çalışıyordum. Bir gün eski okul arkadaşlarımla buluşmak için İstanbul’a geldim. Baran da oradaydı; Derya’yla ayrılmışlardı. Bana selam verdi; eskisi gibi heyecanlanmadım. Sadece gülümsedim ve yoluma devam ettim.

Şimdi geriye dönüp bakınca soruyorum kendime: Bir insanı sevmek için kendimizi ne kadar değiştirmeliyiz? Ya da gerçekten sevilmek için önce kendimizi sevmemiz gerekmez mi? Siz hiç kendi değerinizi başkasının gözlerinde aradınız mı?