On Yılın Ardından: Bir Dostluğun Çöküşü

— On yıl! On yıl boyunca bana yalan söyledin, Elif! — diye bağırdım, sesim titreyerek. Ellerim masanın kenarına öyle bir yapışmıştı ki, sanki bırakacak olsam yere düşecektim. Annem mutfaktan başını uzattı, gözleriyle “Yeter artık” der gibi baktı ama umurumda değildi. O an, evdeki sessizliği bölen tek şey, kalbimin çarpıntısıydı.

Elif karşımda, gözlerini kaçırarak oturuyordu. Dudakları titredi, ama bir şey söylemedi. O an, on yıl önceki ilk tanışmamız geldi aklıma. Lise bahçesinde, yağmurlu bir günde şemsiyesini benimle paylaşmıştı. O günden sonra her derdimi, her sırrımı onunla paylaştım. Ama şimdi, o sırların hepsi bana karşı bir silaha dönüşmüştü.

— Ne istiyorsun benden? — dedim kısık bir sesle. — Neden bana bunu yaptın? Neden arkamdan Gizem’le konuşup, benim hakkımda dedikodu yaptınız? Ben sana her şeyimi anlattım, Elif. Ailemle yaşadığım sıkıntıları, babamın işsizliğini, annemin hastalığını… Sen ise hepsini başkalarına anlattın.

Elif’in gözlerinden yaşlar süzüldü. — Ben… Ben sadece… Yalnızdım, Zeynep. Seninle konuşamayınca, birine anlatmak istedim. Gizem de dinledi…

— Dinledi mi? Yoksa seni dolduruşa mı getirdi? — dedim öfkeyle. — Biliyor musun, annem bile bana “Elif’e dikkat et” dediğinde inanmamıştım. Ama şimdi haklıymış.

O an annem içeri girdi. — Kızlar, yeter artık! Komşular duyacak, ne bu bağırış çağırış? Zeynep, sen de biraz sakin ol!

Ama ben sakin olamıyordum. İçimde yıllardır biriktirdiğim güvenin yerini koca bir boşluk almıştı. Elif’in bana ihanet ettiğini öğrenmek, sanki içimdeki bütün güzel anıları silip süpürmüştü.

— Anne, lütfen karışma! — dedim gözlerim dolarak. — Elif bana ihanet etti. On yıl boyunca en yakın arkadaşım sandığım insan meğer arkamdan iş çevirmiş.

Annem derin bir iç çekti. — Kızım, insanlar hata yapar. Ama dostluk kolay kolay bulunmaz.

Elif başını kaldırdı. — Zeynep, ne olur affet beni. Gerçekten pişmanım. O gün Gizem’le konuşurken amacım seni kötülemek değildi. Sadece… Bazen senin yanında kendimi yetersiz hissediyorum. Herkes seni severken ben gölgede kalıyorum gibi geliyor.

Bu sözler beni daha da yaraladı. Demek ki dostum dediğim insan bana kıskançlık besliyordu. Oysa ben onunla her şeyimi paylaşırken hiç böyle düşünmemiştim.

— Elif, ben seni kardeşim gibi gördüm. Sen ise bana rakipmişim gibi davranmışsın. Şimdi ne yapmamı bekliyorsun?

Elif’in gözleri doldu. — Sana ihtiyacım var Zeynep… Babam geçen ay işten çıkarıldı, annem de hastalandı. Kimseye anlatamadım. Sadece Gizem dinledi beni ama o da hemen başkalarına yaydı her şeyi… Sana anlatmaya korktum çünkü senin de dertlerin vardı.

Bir an duraksadım. Elif’in gözlerinde gerçek bir acı gördüm. Ama yine de içimdeki kırgınlık geçmiyordu.

— Keşke bana dürüst olsaydın Elif… Keşke arkamdan konuşmak yerine yüzüme söyleseydin ne hissediyorsan.

O sırada kapı çaldı. Babam eve gelmişti; yorgun ve moralsizdi. Annem hemen mutfağa koştu, sofrayı hazırlamaya başladı. Evdeki gerilim hâlâ havada asılıydı.

Babam salona girip bizi görünce durdu. — Ne oldu yine size? Kavga mı ettiniz?

Ben cevap vermeden Elif atıldı: — Amca, ben Zeynep’i kırdım… Çok üzgünüm.

Babam başını salladı. — Kızlar, hayat kısa… Dostluklar kolay kurulmaz ama kolay da yıkılır. Birbirinizi affedin ki içinizde ukde kalmasın.

O akşam Elif eve dönerken kapıda bana sarıldı. — Ne olur düşün Zeynep… Ben sensiz yapamam.

O gece yatağımda dönüp durdum. On yıl boyunca yaşadıklarımızı düşündüm: birlikte sınavlara çalıştığımız geceleri, ilk aşk acılarımızı paylaştığımız sabahları… Şimdi ise aramızda koca bir uçurum vardı.

Ertesi gün okula gittiğimde herkesin bana tuhaf tuhaf baktığını fark ettim. Gizem’in dedikoduları çoktan yayılmıştı bile. Koridorda yanımdan geçenler fısıldaşıyor, bazıları alaycı bakışlar atıyordu.

En yakın arkadaşımın ihanetiyle baş başa kalmıştım artık. Öğle arasında okulun bahçesinde tek başıma otururken yanına Seda geldi.

— Duydum olanları… İstersen konuşabiliriz, dedi sessizce.

Bir an düşündüm; belki de yeni dostluklara kapı açmanın zamanı gelmişti ama içimdeki yara henüz çok tazeydi.

Eve döndüğümde annem masada oturuyordu; elinde eski bir fotoğraf albümü vardı. Yanına oturdum; birlikte eski fotoğraflara bakarken gözlerim doldu.

— Bak kızım, hayatında kimseye tam anlamıyla güvenemezsin ama affetmeyi de öğrenmelisin, dedi annem yavaşça.

O gece Elif’ten uzun bir mesaj aldım: “Sana ne kadar değer verdiğimi anlatamam… Hatalarımı telafi etmek için ne gerekiyorsa yapacağım.”

Cevap yazamadım; çünkü hâlâ ne hissedeceğimi bilmiyordum.

Şimdi günler geçiyor ve ben hâlâ düşünüyorum: Gerçek dostluk nedir? Affetmek mi gerekir yoksa bazı yaralar asla kapanmaz mı? Siz olsanız ne yapardınız?