Kırık Bir Yaz Günü: Annemin Gölgesinde
“Korkma, ben hep yanında olacağım,” dedi annem, gözlerimin içine bakarak. O an, içimdeki fırtına bir anlığına dindi; ama biliyordum ki, dışarıda başka bir fırtına beni bekliyordu. O sabah ilk defa renkli bir yaz elbisesi giymiştim. Aynada kendime bakarken dudaklarımı hafifçe boyadım, saçlarımı topladım. “Belki de saç rengimi değiştirmeliyim,” diye mırıldandım kendi kendime, ama sonra annemin sesi yankılandı kafamda: “Kızım, doğal güzelliğin en güzeli.”
Evden çıkarken içimde tuhaf bir huzursuzluk vardı. İstanbul’un o boğucu yaz sıcağı, sanki üzerime ağırlık gibi çökmüştü. Apartmanın kapısından çıkarken komşumuz Ayşe Teyze’ye rastladım. “Aaa Elif, ne güzel olmuşsun! Kime gidiyorsun böyle süslenip?” dedi, gözlerinde o tanıdık merak parıltısıyla. “Sadece biraz hava almak istedim, Ayşe Teyze,” dedim gülümsemeye çalışarak. Ama içimdeki sıkıntıyı saklayamıyordum.
Sokağa adım attığımda güneş gözlerimi kamaştırdı. Her şey çok parlaktı; ağaçların yeşili, gökyüzündeki bulutlar, hatta kaldırımlar bile. Ama ben, içimde bir karanlık taşıyordum. Annemle babamın son zamanlarda hiç bitmeyen tartışmaları, evdeki huzursuzluk… Herkesin benden bir beklentisi vardı: “Elif, üniversiteyi kazanmalısın!”, “Elif, komşular ne der?”, “Elif, kız kısmı böyle giyinmez!”
O günün sabahında annemle yine tartışmıştık. “Anne, ben artık kendi kararlarımı vermek istiyorum,” demiştim titreyen bir sesle. Annem ise gözlerini kaçırmıştı: “Kızım, biz senin iyiliğini istiyoruz. Dışarısı kötü, insanlar kötü.” O an annemin korkularını anladım ama kendi korkularımı da bastıramadım.
Yürürken kafamda binbir düşünce dönüyordu. Sahile inmek istedim; belki denizin sesi içimi rahatlatırdı. Yolun kenarında çocuklar top oynuyordu. Bir an için onların neşesine imrendim. Keşke ben de onlar gibi kaygısız olabilseydim.
Telefonum çaldı. Ekranda babamın adı belirdi. Açmak istemedim ama mecburdum. “Elif, neredesin? Eve geç kalma!” dedi sert bir sesle. “Birazdan döneceğim baba,” dedim usulca. Telefonu kapattığımda gözlerim doldu. Neden hep kontrol edilmek zorundaydım? Neden kendi hayatımı yaşayamıyordum?
Sahile vardığımda banklardan birine oturdum. Denize bakarken içimdeki yalnızlık büyüdü. Yanıma yaşlı bir kadın oturdu; elinde eski bir mendil vardı, gözleri uzaklara dalmıştı. Bir süre sessizce oturduk. Sonra bana döndü: “Kızım, insan bazen korkularıyla yüzleşmeden büyüyemez,” dedi aniden. Şaşırdım; sanki içimi okumuştu.
“Korkuyorum,” dedim fısıltıyla. “Annemin beni bırakmasından, babamın sevgisini kaybetmekten, yanlış yapmaktan…”
Kadın gülümsedi: “Ben de gençken çok korkardım. Ama hayat korkularımızdan ibaret değil; bazen cesaret edip adım atmak gerek.”
O an annemin bana çocukken söylediği bir sözü hatırladım: “Ne olursa olsun yanında olacağım.” Ama büyüdükçe annemin gölgesi üzerimde ağırlaşmıştı; onun sevgisiyle birlikte korkuları da bana miras kalmıştı.
Eve dönerken akşam ezanı okunuyordu. Sokak lambaları yanmıştı; mahalledeki çocuklar yavaş yavaş evlerine dönüyordu. Kapıyı açtığımda annem mutfakta yemek yapıyordu. Göz göze geldik; ikimiz de yorgunduk.
“Anne,” dedim sessizce, “ben değişmek istiyorum. Kendi kararlarımı vermek istiyorum.” Annem ellerini önlüğüne sildi, yanıma geldi ve sarıldı bana. “Korkma kızım,” dedi yine, “ben hep yanında olacağım.” Ama bu sefer biliyordum ki, bu yolculukta yalnız yürümem gerekecek.
O gece odamda uzun süre uyuyamadım. Duvardaki eski fotoğraflara baktım; çocukluğumdaki neşeli Elif’e… Şimdi ise büyümüş, korkuları ve umutlarıyla baş başa kalmış bir genç kadındım.
Sabah olduğunda aynaya baktım; gözlerimde yeni bir kararlılık vardı. Belki saç rengimi değiştirmeye cesaret edebilirim, belki de sadece kendim olmaya…
Hayat bazen bizi korkularımızla sınar; peki ya siz? Kendi yolunuzu çizerken en çok neyden korktunuz? Yoksa hâlâ annelerimizin gölgesinde mi yaşıyoruz?