Unut Onu, Oğlum: Bir Pazar Sabahı Uyanışı

— Aç kapıyı, Emir! Biliyorum evdesin!

Pazar sabahıydı. Gözlerimi henüz tam açamamıştım ki, apartmanın koridorunda yankılanan bu sesle irkildim. Annemin sesi değildi bu; daha genç, daha öfkeli… Kafamda binbir düşünceyle kapıya yöneldim. Kapı deliğinden baktığımda, karşımda çocukluk arkadaşım Burak’ı gördüm. Gözleri kan çanağı gibiydi, yüzünde bir gece boyunca uyumamış birinin yorgunluğu vardı.

— Ne oldu Burak? Sabahın köründe…

Sözümü bitiremeden içeri daldı. Elinde titreyen bir telefon, dudaklarında yarım kalmış bir cümleyle bana döndü:

— Emir, onu gördüm. Elif’i… Dün gece, o adamla beraberdiler. Beni görmedi bile.

Elif… O ismi duymak bile içimi sızlatıyordu. Yıllar önce, üniversitenin ilk yılında tanışıp delicesine âşık olduğum, sonra bir gecede hayatımdan çıkan Elif. Onu unutmak için ne kadar uğraştıysam da başaramamıştım. Şimdi Burak’ın getirdiği haberle, geçmişin yarası yeniden kanamıştı.

Burak’ın sesi titriyordu:

— Emir, seninle konuşmak zorundaydım. Biliyorum, sen de onu unutamadın. Ama artık bırakmalısın. Kendini mahvediyorsun.

Bir an sustum. İçimdeki fırtına dinmek bilmiyordu. Oysa ailem, özellikle de babam, Elif’ten ayrılmamı istemişti hep. “O kız sana göre değil,” demişti babam. “Bizim mahalleden değil, ailesi farklı… Sana huzur vermez.” Annem ise sessizce gözyaşı dökmüştü; oğlunun kalbinin kırıldığını hissetmişti ama hiçbir zaman açıkça konuşmamıştı.

Burak’ın getirdiği haberle birlikte, içimdeki eski yaralar yeniden açıldı. O sabah, kahvaltı masasında annem ve babamla otururken, gözlerim sürekli telefona kayıyordu. Annem fark etti:

— Bir derdin mi var oğlum? Yine mi Elif’i düşünüyorsun?

Babam kaşlarını çattı:

— Emir, bak oğlum… Hayat devam ediyor. O kız seni istemedi, yoluna bakacaksın.

İçimde biriken öfkeyi bastırmaya çalıştım. Babamın bu kadar kesin konuşması hep canımı acıtmıştı. Sanki duygularım önemsizmiş gibi…

O gün boyunca Burak’la dışarı çıktık. Sahilde yürürken, Burak bana dönüp sordu:

— Emir, neden hâlâ peşindesin? Neden kendine yeni bir hayat kurmuyorsun?

Bir süre sustum. Sonra içimdeki acıyı döktüm:

— Çünkü onunla kendimi bulmuştum Burak. Onun yanında kim olduğumu biliyordum. Şimdi ise… Sanki her şey eksik.

Burak omzuma dokundu:

— Bazen insan en çok sevdiğinden vazgeçerek büyür.

O gece eve döndüğümde, annem beni bekliyordu. Gözlerinde endişe vardı:

— Oğlum, biliyorum canın yanıyor. Ama hayat sadece aşktan ibaret değil. Biz senin yanında olacağız.

Babam ise yine duvar gibiydi:

— Artık büyümen lazım Emir. Hayat kimseyi beklemez.

O gece uyuyamadım. Elif’in bana bıraktığı eski bir mektubu tekrar tekrar okudum:

“Sevgili Emir,
Belki de bu şehirde birbirimize ait değildik. Belki de ailelerimizin çizdiği sınırları aşamadık. Ama bil ki seni hep sevdim…”

Gözyaşlarım yastığıma aktı. Sabah olduğunda kararımı vermiştim: Ya geçmişin gölgesinde yaşamaya devam edecektim ya da kendi yolumu çizecektim.

Bir hafta boyunca kendimi işime verdim. Ailemle daha az tartışmaya başladım ama içimdeki boşluk hâlâ dolmamıştı. Bir akşam Burak aradı:

— Emir, Elif’in nişanı varmış bu hafta sonu. Gitmek ister misin?

Bir an nefesim kesildi. Gitmeli miydim? Onu son bir kez görmeli miydim? Yoksa tamamen unutmalı mıydım?

O gece annem yanıma geldi:

— Oğlum, bazen insanın en çok korktuğu şeyle yüzleşmesi gerekir.

Babam ise yine suskundu ama gözlerinde bir yumuşama vardı.

Nişan günü geldiğinde, Burak’la birlikte salona gittik. Elif’i uzaktan gördüm; gözleri mutluydu ama içinde bir hüzün vardı sanki. Göz göze geldik bir anlığına… Sonra başını çevirdi.

O an anladım ki; bazı yaralar asla tam olarak kapanmaz ama insan onları taşımayı öğrenir.

Eve dönerken Burak’a sordum:

— Sence insan gerçekten unutabilir mi? Yoksa sadece alışır mı?

Şimdi size soruyorum: Sizce insan en büyük acısıyla nasıl başa çıkar? Unutmak mı gerekir yoksa kabullenmek mi?