Buzun Üzerinde Kırılan Hayaller: Bir Baba-Oğul Hikayesi

“Baba, neden annemle artık konuşmuyorsunuz?”

Oğlum Emir’in sesi, buz pateninin üzerinde kayarken bile içimde yankılandı. O an, sanki bütün buz çatladı, ayaklarımın altından kayıp gidecekmiş gibi hissettim. Göz göze gelmemek için başımı eğdim, ama o ısrarla önümde durdu. Gözlerinde çocukça bir merak yoktu; orada kırılmış bir güven, yaralı bir kalp vardı. O an anladım ki, kaçmak artık mümkün değildi.

O kış günü, İstanbul’da alışılmadık bir soğuk vardı. Emir’in okul arkadaşlarıyla birlikte Ataşehir’deki buz pistine gitmek istemesiyle başlamıştı her şey. Aslında ben de biraz nefes almak, kafamı dağıtmak istemiştim. Son zamanlarda evdeki sessizlik, karım Zeynep’le aramızdaki görünmez duvarlar beni boğuyordu. Ama oğlumun gözlerinde gördüğüm o soru, içimdeki bütün duvarları yıktı.

“Emir, hadi biraz daha kayalım,” dedim, konuyu değiştirmeye çalışarak. Ama çocuklar bazen büyüklerden daha cesur olabiliyor. “Baba, ben yoruldum. Seninle konuşmak istiyorum.”

Kenar bir banka oturduk. Ellerim titriyordu; soğuktan mı, yoksa korkudan mı bilmiyorum. Emir’in elleri eldivenlerinin içinde küçücük kalmıştı. Bir an sustuk. Sonra o tekrar sordu: “Baba, annemle neden kavga ediyorsunuz? Ben bir şey mi yaptım?”

İşte o an, içimdeki bütün duygular birbirine karıştı. Kendi çocukluğum geldi aklıma; babamın anneme bağırdığı geceler, odama kapanıp ağladığım zamanlar… O zamanlar da hep kendimi suçlamıştım. Şimdi oğlumun aynı acıyı yaşamasına izin veremezdim.

“Hayır oğlum,” dedim, sesim titreyerek. “Sen hiçbir şey yapmadın. Bazen büyükler anlaşamayabiliyor. Bu senin suçun değil.”

Ama Emir’in gözleri doldu. “Ama eskiden hep birlikte gülerdik. Şimdi evde kimse konuşmuyor.”

Ne diyeceğimi bilemedim. Zeynep’le aramızdaki mesafe son aylarda iyice açılmıştı. Onun iş stresi, benim işsiz kalmam… Her şey üst üste gelmişti. Birbirimize destek olmak yerine, suçlamalarla yaralamıştık birbirimizi.

Bir gece önce Zeynep’le yine tartışmıştık. Oğlumun odasında uyuduğunu sanıp bağırmıştık birbirimize:

“Senin yüzünden bu hale geldik!”
“Ben mi? Sen aylardır iş aramıyorsun bile!”
“Sen de bana hiç destek olmuyorsun!”

O an kapının aralığından Emir’in gözlerini görmüştüm; korkmuş ve üzgündü. Sabah hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalışmıştık ama çocuklar her şeyi hissediyor.

Şimdi buz pistinin kenarında otururken, geçmişte yaptığım hataları düşündüm. Babam da bana hiç açıklama yapmamıştı; ben de yıllarca kendimi suçlamıştım. Aynı hatayı Emir’e yapamazdım.

“Biliyor musun Emir,” dedim yavaşça, “Bazen insanlar çok yoruluyorlar. Annemle ben de çok yorulduk. Ama bu seni sevmediğimiz anlamına gelmez.”

Emir başını önüme eğdi. “Peki ya ayrılırsanız?”

İşte en çok korktuğum soru buydu. Zeynep’le son zamanlarda bunu konuşuyorduk; belki de ayrılmak en doğrusu olacaktı. Ama oğlumun hayatını altüst etmekten korkuyordum.

“Ne olursa olsun,” dedim, “Seni hep seveceğiz. Hem annen hem ben.”

Bir süre sessiz kaldık. Sonra Emir bana sarıldı; küçücük kolları boynuma dolandı. O an ağlamamak için kendimi zor tuttum.

O akşam eve döndüğümüzde Zeynep mutfakta sessizce çay demliyordu. Göz göze geldik; aramızda söylenmemiş binlerce kelime vardı. Emir odasına geçerken bana döndü: “Baba, annemle konuşur musun? Belki yine birlikte gülebiliriz.”

Zeynep’le mutfakta baş başa kaldık. Bir süre sessizce çaylarımızı karıştırdık.

“Emir bugün bana her şeyi sordu,” dedim yavaşça.
Zeynep gözlerini kaçırdı: “Ne dedin?”
“Gerçeği söyledim,” dedim, “Onu çok sevdiğimizi ama bazen büyüklerin de hata yapabileceğini…”
Zeynep’in gözleri doldu: “Ben de çok yoruldum,” dedi fısıltıyla.

O an birbirimize sarıldık; uzun zamandır ilk kez gerçekten sarıldık. Belki de her şey bitmemişti; belki de yeniden başlayabilirdik.

Ama ertesi sabah yine tartıştık; bu kez daha sessiz ama daha acıydı. Zeynep valizini topladı; annesine gitmek istediğini söyledi.
Emir kapıda ağladı: “Anne gitme!”
Zeynep diz çöküp ona sarıldı: “Seni çok seviyorum oğlum ama biraz zamana ihtiyacım var.”
Ben hiçbir şey diyemedim; sadece kapının kapanışını dinledim.

O gün evde tek başımıza kaldık Emir’le. Akşam yemeğinde önümüzde soğuyan çorbayı karıştırırken bana baktı:
“Her şey düzelecek mi baba?”
Gözlerim doldu; cevap veremedim.

Belki de bazen hiçbir cevap yoktur hayatta… Sadece acıyı paylaşmak ve birlikte iyileşmeye çalışmak vardır.

Şimdi bu satırları yazarken düşünüyorum: Bir aileyi ayakta tutan nedir? Sevgi mi, sabır mı, yoksa sadece birlikte kalma inadı mı? Sizce hangisi?