Kırık Fincanlar Arasında Kalan Hayatım: Bir Sabahın Ardından
— Zeynep, lütfen biraz durur musun? — diye seslendim, elimdeki havluyla kızımı mutfak tezgahının kenarına oturtmaya çalışırken. O sırada elimden kayıp giden fincan yere çarptı, seramik parçaları her yana saçıldı. İçimde bir şeyin daha kırıldığını hissettim.
Murat hemen banyodan çıktı, kaşları çatık, sesi sabırsız: — Yine mi bir şey kırdın Kinga?
— Sadece bir fincan, Murat. Zeynep’i tutar mısın? Ellerim dolu, — dedim, gözlerimi yere indirerek. O an, Murat’ın bana bakışında yıllardır görmediğim bir yabancılık vardı. Kızımızı kucağına aldı ama gözleri hâlâ üzerimdeydi; sanki ben de o kırık fincan gibi gereksiz ve fazlaydım bu evde.
Yerdeki seramik parçalarını toplarken, parmağım kesildi. Kanı görünce bir an duraksadım. Acıdan çok, içimdeki boşluk sızladı. Zeynep’in sesiyle kendime geldim:
— Anne, canın acıdı mı?
Gülümsedim, ama o gülümsemenin ardında yılların yorgunluğu vardı. — Yok kızım, geçti bile.
Murat ise çoktan salona geçmişti. Televizyonun sesi açıldı. Sabah haberleri… Ekonomik kriz, zamlar, işsizlik… Her sabah olduğu gibi, evimizin içindeki sessizlik dışarıdaki kaosla yarışıyordu.
Kendimi mutfakta yalnız buldum. Bir zamanlar Murat’la birlikte kahvaltı hazırlarken güldüğümüz sabahları düşündüm. Şimdi ise sadece görevler vardı: Zeynep’i okula hazırlamak, Murat’ın gömleğini ütülemek, markete uğramak… Ben neredeydim bu hayatın içinde?
Kahvaltı masasında üç kişiydik ama aramızda görünmez duvarlar vardı. Murat gazeteye gömülmüş, Zeynep ise sütünü dökmemeye çalışıyordu. Ben ise sadece izliyordum; kendi hayatımın seyircisi olmuştum.
— Bugün işten erken çıkabilir misin? Zeynep’in veli toplantısı var, — dedim çekinerek.
Murat başını kaldırmadan cevap verdi: — Bilmiyorum Kinga, toplantılar var. Sen git.
Bir an sustum. Eskiden böyle olmazdı. Birlikte giderdik, Zeynep’in başarılarını birlikte kutlardık. Şimdi ise her şey benim üzerimdeydi.
Zeynep’in minik elleriyle bana sarılmasıyla biraz olsun nefes aldım. Onun gülüşü olmasa belki çoktan pes ederdim.
Kahvaltıdan sonra Murat hızla kapıdan çıktı. Ardından sadece ayakkabısının sesi kaldı koridorda. Kapı kapanınca evde bir sessizlik oldu; o sessizlikte kendi kalbimin atışını duydum.
Zeynep’i okula bırakırken yolda karşı komşumuz Ayşe Hanım’la karşılaştım. Yüzünde her zamanki meraklı bakış:
— Kinga kızım, iyi misin? Çok solgun görünüyorsun.
Gülümsedim yine, — İyiyim Ayşe Teyze, biraz uykusuzum sadece.
Ama içimde fırtınalar kopuyordu. Kimseye anlatamıyordum; çünkü herkesin derdi kendine yetiyordu bu ülkede. Herkes geçim derdinde, herkes yorgun…
Zeynep’i okula bırakıp eve dönerken markete uğradım. Fiyatlar yine artmıştı. Sepetime koyduğum her şeyin hesabını yapmak zorundaydım artık. Kasada önümdeki kadınla kasiyer arasında tartışma çıktı:
— Bu kadar zam olur mu kızım? Geçen hafta aldığım yoğurt iki katı olmuş!
Kasiyer ise yorgun bir sesle: — Biz ne yapalım abla, her gün zam geliyor.
Eve döndüğümde kendimi koltuğa attım. Gözlerim tavanda bir noktaya takıldı kaldı. Ne zaman bu kadar yoruldum? Ne zaman Murat’la aramızda bu kadar mesafe oluştu? Birlikte başladığımız hayat yolunda şimdi neden tek başıma yürüyormuş gibi hissediyorum?
Telefonum çaldı; annemdi.
— Kızım iyi misin? Sesin hiç iyi gelmiyor son zamanlarda.
— İyiyim anne, sadece biraz yorgunum.
— Bak kızım, evlilik kolay değil. Bazen insan kendini unutuyor ama çocuk için güçlü olacaksın.
Annemin sözleri kulağımda çınladı: “Kendini unutmak…” Evet, ben kendimi unutmuştum. Murat’ın gözlerinde kaybolmuştum; onun sevgisini yeniden kazanmak için çırpınırken kendi değerimi yitirmiştim.
Akşam olduğunda Murat eve geldiğinde yüzünde yine o yorgun ifade vardı. Sofraya oturduk; Zeynep heyecanla gününü anlatıyordu ama Murat’ın aklı başka yerdeydi.
— Bugün şirkette kriz çıktı yine. Herkesin işi tehlikede diyorlar.
— Geçer Murat, birlikte atlatırız, — dedim usulca.
Ama o bana bakmadı bile. Sanki ben yokmuşum gibi…
Gece herkes uyuduktan sonra mutfağa gidip pencereyi açtım. İstanbul’un geceye karışan uğultusu içeri doldu. İçimdeki yalnızlıkla baş başa kaldım.
Kendi kendime sordum: “Ben ne zaman bu kadar görünmez oldum? Bir kadının evliliğinde kaybolması kader mi? Yoksa yeniden kendimi bulmam için bir yol var mı?”
Siz hiç kendi hayatınızda görünmez olduğunuzu hissettiniz mi? Bir fincan gibi kırılıp döküldüğünüzde sizi kim topladı?