Kardeşlikten Gelen Yara: Annemin Seçimi ve Benim Kırık Kalbim

“Senin için yapabileceğim bir şey yok, Zeynep. Leyla ablanın bana ihtiyacı var.” Annemin sesi titriyordu ama gözlerinde kararlılık vardı. O an, mutfakta, eski tahta sandalyede otururken, içimde bir şeylerin kırıldığını hissettim. Sanki çocukluğumun bütün güveni, annemin sıcak kolları bir anda benden çekilmişti. Oysa ben sadece bir kez olsun onun beni seçmesini istemiştim.

Her şey geçen kış başladı. Babamın vefatından sonra evimizdeki sessizlik daha da ağırlaşmıştı. Annem, Ayşe Hanım, yasını içine gömmüş, gözleri hep uzaklara dalıyordu. Ben ise üniversite sınavına hazırlanıyor, bir yandan da evin yükünü omuzlamaya çalışıyordum. O günlerde halam Leyla, her zamanki gibi ani bir şekilde çıkageldi. Yüzünde o tanıdık sinsi gülümsemesiyle kapımızı çaldı. “Ayşe abla, bana birkaç hafta kalacak bir yer lazım,” dedi. Annem hemen ona sarıldı, gözleri doldu. “Tabii ki Leyla’m, başımızın üstünde yerin var.”

Leyla halam çocukluğumdan beri hayatımızın gölgesiydi. Babam onu pek sevmezdi; “Leyla’nın sözüne güven olmaz,” derdi hep. Ama annem için kardeşi her şeyden önce gelirdi. Halam eve yerleştiği andan itibaren huzurumuz kaçtı. Geceleri annemle odasında fısıldaşır, gündüzleri bana soğuk davranırdı. Bir sabah mutfakta kahvaltı hazırlarken, halam arkamdan yaklaşıp kulağıma eğildi: “Senin anneni bana bırak Zeynep, o benim ablam.” Sözleri buz gibi içime işledi.

O günlerde sınav stresim iyice artmıştı. Annemle konuşmak istedim; ona ne kadar yalnız hissettiğimi, desteğine ihtiyacım olduğunu anlatmaya çalıştım. Ama o hep halamın dertleriyle meşguldü: “Leyla’nın kocası yine işten atılmış, çocukları okula göndermekte zorlanıyorlar,” derdi. Bir akşam cesaretimi topladım: “Anne, ben de senin kızınım. Biraz da benimle ilgilensen?” Annem başını çevirdi, gözleri doldu ama yine de halamı savundu: “Sen güçlüsün Zeynep, Leyla daha zayıf.”

Bir gece odama gizlice giren halam, masamın üstündeki sınav notlarımı karıştırıyordu. “Ne yapıyorsun?” diye bağırdım. Halam hiç utanmadan bana döndü: “Senin notlarınla ilgileniyorum çünkü anneni üzmeni istemiyorum.” O an dayanamadım; anneme koştum ve her şeyi anlattım. Annem ise bana inanmak yerine halamı korudu: “Leyla böyle bir şey yapmaz! Sen ablanı kıskanıyorsun.”

O günden sonra evdeki hava iyice ağırlaştı. Halam her fırsatta beni küçük düşürüyor, annem ise ona göz yumuyordu. Bir gün okuldan eve döndüğümde odamın kapısında kilit olmadığını fark ettim; defterlerim karıştırılmış, özel günlüğüm ortadan kaybolmuştu. Halama hesap sormak istedim ama annem araya girdi: “Yeter artık Zeynep! Leyla ablan burada misafir, ona saygılı ol.”

Sınav günü yaklaştıkça içimdeki yalnızlık büyüdü. Arkadaşlarımın anneleri onlara destek olurken, ben evde yabancı gibi hissediyordum. Sınav sabahı annem mutfakta halama kahvaltı hazırlıyor, bana ise sadece kuru bir “Kolay gelsin” diyordu. O an gözlerim doldu ama ağlamadım; güçlü olmam gerektiğini düşündüm.

Sınavdan çıktığımda ilk aradığım kişi yine annem oldu. Telefonu açmadı. Eve döndüğümde halamın valizlerini topladığını gördüm. Meğer o gün halamın eski kocası geri dönmüş ve onu almaya gelmişti. Annem gözyaşları içinde halama sarılıyor, “Sakın bir daha yalnız kalma,” diyordu. Ben ise kapının önünde öylece kalakaldım.

Halam gittikten sonra annem bana yaklaşmaya çalıştı ama aramızdaki mesafe büyümüştü artık. Bir akşam sofrada sessizce otururken annem fısıldadı: “Belki de seni ihmal ettim Zeynep… Ama Leyla benim canımdı.” O an içimdeki öfke ve kırgınlık birbirine karıştı: “Ben de senin canındım anne! Neden hep onu seçtin?”

Annem cevap veremedi; gözleri yere düştü. O günden sonra aramızda görünmez bir duvar oluştu. Üniversiteyi kazandım ama evden ayrılırken içimde bir burukluk vardı. Annemin sevgisini kazanmak için ne kadar uğraşsam da hep ikinci planda kalmıştım.

Şimdi yıllar geçti; kendi hayatımı kurdum ama o yara hâlâ içimde sızlıyor. Annemi hâlâ seviyorum ama ona güvenmekte zorlanıyorum. Kimi zaman aynaya bakıp kendime soruyorum: Bir anne gerçekten evladını ikinci plana atabilir mi? Yoksa bazı yaralar asla kapanmaz mı?