Vedalaşmak İçin Bekleyen Sadık Dost: Bir Düğün Günü Hikayesi
“Zeynep, hadi kızım, damat bekliyor!” Annemin sesi, salonun kapısından içeriye yankılandı. O an, gelinliğimin içinde aynaya bakarken, gözlerim istemsizce pencerenin önünde yatan Karabas’a kaydı. Onun gözleriyle buluştuğumda, içimde bir şeyler kırıldı. On yıldır yanımda olan, çocukluğumun, gençliğimin ve en karanlık anlarımın şahidi olan Karabas, bugün hiç olmadığı kadar yorgun ve sessizdi.
“Anne, bir dakika… Lütfen.” Sesim titredi. Annem, yüzünde sabırsız bir ifadeyle içeri girdi. “Zeynep, bak, herkes seni bekliyor. Karabas’ı sonra seversin.”
Başımı iki yana salladım. “Anne, o benim ailemden biri. Biraz yalnız kalmam lazım.”
Annem derin bir iç çekip çıktı. O an Karabas’ın yanına diz çöküp başını okşadım. “Bugün gidiyorum Karabas. Ama sen… Sen iyi olacaksın, değil mi?” Gözleriyle bana baktı; sanki her şeyi anlıyordu. Sanki vedalaşmak için bugünü beklemişti.
Çocukluğumdan beri ailemle aramda hep bir mesafe vardı. Babamın sertliği, annemin beklentileri… Her zaman uslu, başarılı ve herkesin istediği gibi biri olmam gerekiyordu. İlkokulda bile notlarım düştüğünde babamın kaşları çatılırdı. Lise yıllarında ilk aşk acımı yaşadığımda, annem “Büyütme Zeynep, herkesin başına gelir,” deyip geçiştirmişti. Oysa Karabas… O her zaman yanımdaydı. Geceleri yatağıma kıvrılır, ağladığımda burnunu elime sürterdi.
Üniversiteyi kazanıp İstanbul’a gittiğimde bile Karabas’ı bırakmak istememiştim. Ama babam kesin konuşmuştu: “Köpek burada kalacak. Sen dersine bak.” Her tatilde eve döndüğümde ilk işim Karabas’a sarılmak olurdu. O da sanki beni bekler gibi kapının önünde otururdu.
Yıllar geçti, ben büyüdüm ama ailemin üzerimdeki baskısı hiç azalmadı. Mezun olup iş bulduğumda bile “Kız kısmı tek başına şehirde ne yapacak?” diye dertlendiler. Oysa ben kendi ayaklarım üzerinde durmak istiyordum. Bir gün eve döndüğümde babamla büyük bir kavga ettik:
“Baba, ben kendi hayatımı kurmak istiyorum!”
“Senin hayatın bizim hayatımız Zeynep! Biz ne dersek o!”
O gece Karabas’ın yanına gidip saatlerce ağladım. O sadece başını dizlerime koydu; hiçbir şey söylemedi ama her şeyi anladı.
Yıllar sonra Emre’yle tanıştım. Emre bana ilk defa kendim olma hakkı tanıyan insandı. Onun yanında ne kadar kırılgan olduğumu saklamak zorunda değildim. Ailem başta karşı çıktı tabii; “Oğlanın ailesi ne iş yapıyor? Nereliymiş?” diye sorguladılar. Ama Emre pes etmedi; defalarca gelip babamın gönlünü almaya çalıştı.
Düğün günü gelip çattığında ise içimde tuhaf bir huzursuzluk vardı. Sanki bir şey eksikti. Sabah erkenden kalkıp Karabas’ı gezdirdim. Son zamanlarda iyice yaşlanmıştı; yürürken bacakları titriyordu. Ona sarılıp fısıldadım:
“Bugün benim yeni bir hayatım başlıyor Karabas. Sen de benimle gelmek ister miydin?”
Gözleriyle cevap verdi; sanki “Benim görevim burada bitti,” diyordu.
Düğün telaşı içinde herkes koştururken ben sürekli Karabas’a bakıyordum. Annem gelip koluma girdi:
“Hadi kızım, damat geldi.”
Salona indiğimde herkes alkışladı; Emre gözlerimin içine baktı ve fısıldadı:
“Hazır mısın?”
Başımı salladım ama içimde bir ağırlık vardı. Nikah kıyıldı, herkes tebrik etti. Tam pastayı kesecekken kuzenim Elif yanıma koştu:
“Zeynep abla… Karabas yerde yatıyor, hiç kalkmıyor.”
O an her şey durdu. Gelinliğimle bahçeye koştum; Karabas hareketsiz yatıyordu. Yanına diz çöküp başını okşadım:
“Karabas… Beni bırakma ne olur…”
Gözlerini son kez bana çevirdi; sanki “Artık gidebilirsin,” der gibi… Sonra gözleri kapandı.
O an içimde yıllardır taşıdığım bütün acılar, bütün yalnızlıklar birden patladı. Annem yanıma geldi; ilk defa gözlerinde gerçek bir üzüntü gördüm.
“Zeynep… Çok üzgünüm kızım.”
Babam sessizce arkamda durdu; elini omzuma koydu. O anda ailemle aramdaki bütün mesafeler anlamsızlaştı.
Düğünümün en mutlu günü olması gerekirken, hayatımdaki en büyük kaybı yaşadım. Karabas’ın mezarını bahçeye kazdık; ona en sevdiği oyuncağını bıraktım.
Gece odama çekildiğimde Emre yanıma oturdu:
“Onu hiç unutmayacaksın biliyorum… Ama o seni hep korudu ve şimdi de mutlu olmanı istiyor.”
Gözyaşlarımı tutamadım. Hayat bazen en güzel anlarımızda bile bizi sınayabiliyor.
Şimdi yeni bir hayata başlarken, geçmişin yükünü nasıl bırakacağımı bilmiyorum. Ailemle aramdaki yaralar iyileşecek mi? Yoksa bazı vedalar insanı sonsuza kadar eksik mi bırakır?
Siz hiç en yakın dostunuza veda etmek zorunda kaldınız mı? Hayatınızın en mutlu günü, aynı zamanda en acı gününüz oldu mu?