Yağmurun Ardında Kalan Hayatlar: Bir Cezaevi Kapısında Başlayan Hikaye

“Baba, ne olur bir şey söyle… Lütfen!”

Sesim, yağmurun uğultusunda kayboldu. Cezaevi kapısından çıktığımda, önümde uzanan ıslak asfalt kadar soğuktu içim. Annem başını öne eğmiş, ellerini sımsıkı kenetlemişti. Babam ise gözlerini kaçırıyor, sanki ben orada yokmuşum gibi uzaklara bakıyordu. Kardeşim Zeynep’in bakışları ise bıçak gibiydi; ne öfke ne de sevgi vardı, sadece yabancılık.

İki buçuk yıl… O demir parmaklıkların ardında geçen her gün, her gece, her sabah… Şimdi özgürdüm ama sanki zincirlerim hâlâ bileklerimdeydi. Annem arabaya binmemi işaret etti. Sessizce arka koltuğa oturdum. Yağmur camdan süzülen damlalar gibi, içimdeki pişmanlık da sessizce akıyordu.

Eve vardığımızda, mahalledeki çocuklar bana bakıp fısıldaştı. Bir zamanlar top oynadığım sokakta şimdi adımlarım ağırdı. Komşu Ayşe teyze kapının önünde durdu, anneme sessizce başını salladı. “Geçmiş olsun,” dedi ama gözleriyle başka bir şey söylüyordu: “Oğlun artık bizim için bir yabancı.”

Evdeki ilk akşam yemeği… Sofrada çıt çıkmıyordu. Babam çatalını tabağa bıraktı, “İş bulman lazım,” dedi kısaca. Annem gözlerime bakmadan, “Yarın sabah camiye git, dua et oğlum,” diye fısıldadı. Zeynep ise telefonuna gömülmüştü. Bir zamanlar bana sırlarını anlatan kardeşim şimdi bana yabancıydı.

O gece odamda uyuyamadım. Tavanı izlerken, cezaevinde geçirdiğim ilk geceyi hatırladım. O korku, o yalnızlık… Şimdi özgürüm ama ailemin yanında bile yalnızdım. Sabah ezanıyla kalktım, annemin dediği gibi camiye gittim. Avluda yaşlı bir adam yanıma yaklaştı.

“Evlat, insan bazen en büyük cezayı kendi vicdanında çeker,” dedi. Gözlerim doldu. “Ben de oğlumu kaybettim,” diye ekledi adam. “Ama sen hâlâ buradasın. İkinci bir şansın var.”

Eve döndüğümde babam kapıda bekliyordu. “Bugün inşaata git,” dedi. “Mehmet Usta işçi arıyor.” Başımı salladım. İş bulmak kolay değildi; sabıkalı olduğumu öğrenen çoğu yer beni kapıdan çevirdi. Ama Mehmet Usta bana acıdı mı, yoksa babam hatırına mı aldı bilmiyorum, işe başladım.

İnşaatta çalışmak zordu ama en azından kafam dağılıyordu. Yine de öğle aralarında işçiler arkamdan fısıldaşıyordu: “O cezaevinden çıkan çocuk bu…” Yüzlerine bakamıyordum.

Bir gün öğle arasında Zeynep’ten bir mesaj geldi: “Anne hastaneye kaldırıldı.” Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu. Koşa koşa hastaneye gittim. Annem sedyede yatıyordu; yüzü solgundu ama beni görünce hafifçe gülümsedi.

“Ben iyiyim oğlum,” dedi zorlukla. “Sen de iyi olacaksın.”

O an anladım ki annem hâlâ bana inanıyordu. Ama babam… O gece eve döndüğümüzde babam bana ilk kez uzun uzun baktı.

“Bize ne yaşattığını biliyor musun?” dedi sesi titreyerek. “Mahallede başımızı eğdik, annenin kalbi kırıldı, kardeşin okula gidemez oldu… Senin yüzünden!”

Gözyaşlarımı tutamadım. “Biliyorum baba… Bin pişmanım. Ama ne olur bir şans daha verin bana.”

Babam başını çevirdi, odasına kapandı. O gece annem yanıma geldi.

“Baban da kırık oğlum,” dedi saçımı okşayarak. “Ama zamanla her şey düzelir.”

Günler böyle geçti. İnşaatta çalışıyor, akşamları eve dönüyordum. Zeynep’le aramızda buzlar yavaş yavaş eridi; bir gün okuldan döndüğünde bana sarıldı.

“Ağabey, ben seni özledim,” dedi sessizce.

O an içimde bir umut filizlendi. Belki de gerçekten ikinci bir şansım vardı.

Ama hayat kolay değildi. Mahallede hâlâ bana güvenmeyenler vardı; işyerinde patronum en ufak hatamda bağırıyordu: “Bir daha hata yaparsan kovarım!”

Bir akşam işten dönerken eski arkadaşım Murat karşıma çıktı.

“Ne yapıyorsun lan? Hâlâ çalışıyor musun o inşaatta?” dedi alaycı bir şekilde.

“Evet,” dedim kısaca.

“Boş ver oğlum, gel bizimle takıl yine… Kolay para var,” diye fısıldadı kulağıma.

Bir an tereddüt ettim; kolay para cazipti ama o hayatın sonu yine cezaeviydi… Annemin hastane yatağındaki yüzü gözümün önüne geldi.

“Yok Murat,” dedim kararlı bir şekilde. “Ben artık o yolu seçmeyeceğim.”

Murat omzunu silkti, uzaklaştı. O gece eve döndüğümde babam sofrada oturuyordu.

“Bugün Mehmet Usta aradı,” dedi beklenmedik bir şekilde. “Senin iyi çalıştığını söylemiş.”

İlk defa babamın gözlerinde gurur gördüm o an.

Aylar geçti… Annem iyileşti, Zeynep üniversiteyi kazandı. Ben ise inşaatta ustabaşı oldum. Mahalledeki bakışlar yavaş yavaş değişti; Ayşe teyze bir gün kapının önünde bana gülümsedi: “Aferin oğlum, anneni üzme artık.”

Hayatımda ilk kez gerçekten umutlandım.

Şimdi geceleri pencereden yağmuru izliyorum ve düşünüyorum: İnsan gerçekten değişebilir mi? Toplum bize ikinci bir şans verir mi? Siz olsanız affeder miydiniz?