İntikamın Gölgesinde Bir Düğün: Sevdanın Bedeli

“Olek, seninle evlenmek istiyorum,” dedi Nadide, gözlerimin içine bakarak. O an içimde bir fırtına koptu. Aslında bu teklifi ben yapmalıydım, ama onun ağzından dökülen kelimeler, içimdeki boşluğu daha da derinleştirdi. Masanın başında, annem ve babamın şaşkın bakışları arasında, Nadide’nin elini tutarken aklımda sadece tek bir isim yankılanıyordu: Meryem.

Meryem’le iki yıl boyunca birlikteydik. Onun için her şeyi göze almıştım; ailemin karşı çıkmasına, arkadaşlarımın uyarılarına rağmen. O ise hep mesafeli, hep temkinliydi. Birlikte geçirdiğimiz zamanlarda bile gözleri uzaklara dalar, sanki başka bir hayatı özlerdi. Defalarca sordum: “Meryem, bizim sonumuz ne olacak? Evlilik düşünüyor musun?” O ise her seferinde konuyu değiştirir, “Daha erken,” derdi. Ben ise sabırla bekledim. Ta ki o geceye kadar…

Bir akşam, Meryem’in telefonunda gördüğüm mesaj her şeyi değiştirdi. “Seni özledim,” yazıyordu bir başkası. O an içimde bir şeyler koptu. Meryem’e hesap sordum. “Bu kim?” dedim. Gözleri doldu, sustu. Sonra itiraf etti: “Olek, ben seni seviyorum ama… başka birine de kalbim kaydı.” O an dünyam başıma yıkıldı.

Gecelerce uyuyamadım. Annem fark etti halimi. “Oğlum, hayat bu… Herkes hata yapar. Kendini harap etme,” dedi. Ama ben affedemedim. Meryem’in ihanetini unutmak için kendime yeni bir yol çizmem gerektiğine inandım. İşte tam o sırada Nadide hayatıma girdi.

Nadide, mahalleden çocukluk arkadaşımın kuzeni. Sessiz, sakin, iyi kalpli bir kızdı. Onunla zaman geçirdikçe acım hafifler gibi oldu. Ama içimdeki boşluk hiç dolmadı. Bir gün annem bana Nadide’yi sordu: “Kız iyi aileden, seni de seviyor belli… Neden düşünmüyorsun?” O an aklıma bir fikir geldi: Meryem’e inat evlenirsem belki acım dinerdi.

Nadide’ye evlenme teklif ettim. O kadar mutlu oldu ki gözleri parladı. Ama ben… Ben sadece Meryem’in adını unutmaktan başka bir şey istemiyordum. Düğün hazırlıkları başladı. Ailem sevinçliydi, mahallede herkes konuşuyordu: “Olek sonunda uslandı.” Ama ben her gece gizlice Meryem’in sosyal medya hesaplarına bakıyor, onun yeni hayatını izliyordum.

Düğün günü geldi çattı. Annem gelinliğin eteğini düzeltirken kulağıma fısıldadı: “Oğlum, mutlu olacaksın değil mi?” Gözlerimi kaçırdım. Babam ise omzuma dokundu: “Geçmişi bırak, önüne bak.”

Nikah masasında otururken kalbim deli gibi atıyordu. Nikah memuru sordu: “Olek Yıldırım, Nadide Aksoy’u eş olarak kabul ediyor musunuz?” Bir an duraksadım. Salonda sessizlik oldu. Nadide’nin gözleri doldu; annem endişeyle bana baktı. Sonra istemsizce “Evet,” dedim.

Düğünden sonra her şey daha da zorlaştı. Nadide bana karşı çok iyi davrandı; yemekler yaptı, evimizi güzelleştirdi. Ama ben ona karşı duvar gibiydim. Bir gece Nadide dayanamayıp sordu:

— Olek, beni gerçekten seviyor musun?

Cevap veremedim. Sadece sustum.

Geceleri salonda oturup eski fotoğraflara bakıyordum. Meryem’in gülüşü gözümün önünden gitmiyordu. Bir gün mahallede Meryem’i gördüm; yanında yeni sevgilisiyle yürüyordu. Göz göze geldik. O an içimdeki öfke ve acı yeniden alevlendi.

Eve döndüğümde Nadide beni kapıda karşıladı:

— Yine mi mutsuzsun? Ne olur anlat bana…

İçimdeki yükü ona anlatamazdım; çünkü biliyordum ki bu evlilik baştan yanlış başlamıştı.

Bir akşam ailem yemeğe geldi. Annem sofrada Nadide’ye övgüler yağdırdı:

— Kızım çok hamaratmış maşallah! Olek de sonunda huzuru buldu.

Babam ise bana bakıp anlamlı bir şekilde gülümsedi:

— Geçmiş geçmişte kaldı oğlum.

Ama ben geçmişi bırakmayı bilmiyordum.

Bir gece Nadide ağlayarak yanıma geldi:

— Olek, ben seninle mutlu olmak istiyorum ama sen geçmişini bırakmadıkça bu evlilik yürümez! Ne olur bana gerçekleri söyle…

O an içimdeki bütün duvarlar yıkıldı. Gözyaşlarımı tutamadım:

— Ben seni hak etmiyorum Nadide… Sadece Meryem’i unutmak için seninle evlendim!

Nadide’nin gözleri doldu; sessizce odasına çekildi.

Ertesi sabah anneme her şeyi anlattım. Annem gözyaşları içinde bana sarıldı:

— Oğlum, insan bazen en büyük hatayı en doğru sandığı anda yapar… Ama önemli olan telafi edebilmek.

Nadide’yle uzun uzun konuştuk o gün. Ona dürüst oldum; kalbimdeki yarayı anlattım.

— Sana haksızlık ettim Nadide… Affedebilir misin bilmiyorum ama bundan sonra sana dürüst olacağım.

Nadide sessizce başını salladı:

— Belki zamanla birbirimizi sevebiliriz… Ama önce sen kendini affetmelisin.

Şimdi her gün aynaya bakıp kendime soruyorum: Geçmişin gölgesinde yaşarken yeni bir hayat kurmak mümkün mü? Yoksa insan en çok kendine mi ihanet eder?

Siz olsaydınız ne yapardınız? Sevdiğinizin ihanetini unutmak için yeni bir hayata başlar mıydınız, yoksa önce kendi yaralarınızı mı sarardınız?