Bir Umut Kadar Kırılgan: Oğlum İçin Sevgiye Tutunmak

— Bunu oğlun için mi yapıyorsun, yoksa kendin için mi? dedi annem, gözlerimin içine bakarak. Yutkundum. O an, hastane koridorunun soğuk beyaz ışıkları altında, içimdeki fırtına daha da şiddetlendi. Oğlum Emir’in odasında makinelere bağlı nefes alışını dinlerken, annemin bu sorusu içimi delip geçti.

Bir an sustum. Annem, ellerini önünde kenetlemiş, bana bakıyordu. Babam ise köşede sessizce oturuyor, gözlerini yere dikmişti. Ailemde duygular hep bastırılırdı; acı da sevinç de yüksek sesle yaşanmazdı. Ama ben artık susmak istemiyordum.

— Anne, ben Emir için yaşıyorum artık. Kendim için bir şey istemiyorum, dedim titrek bir sesle.

Annem başını iki yana salladı. — Kendini kandırma Zeynep. Bir gün oğlun iyileşecek ya da… dedi ve cümlesini yarım bıraktı. O kelimeyi duymak istemiyordum. Ölüm… Onu düşünmek bile yasaktı benim için.

O gece hastanede sabahladım. Emir’in ateşi düşmüştü ama doktorlar hâlâ endişeliydi. Eski eşim Murat ise yine ortalarda yoktu. Boşanırken bana, “Sen güçlü bir kadınsın, Emir’i de kendini de toparlarsın,” demişti. Oysa ben her geçen gün biraz daha dağılıyordum.

Sabah olduğunda, gözlerim kan çanağı gibiydi. Hemşireler bana çay getirdiğinde, “Biraz dinlenin Zeynep Hanım,” dediler. Ama nasıl dinlenebilirdim ki? Emir’in her nefesi benim için bir mucizeydi.

O gün Emir’in taburcu olacağı söylendi. Eşyalarımızı toplarken, içimde garip bir huzursuzluk vardı. Hastanenin çıkış kapısına yöneldiğimde, elimdeki çantalarla sendeledim ve biriyle çarpıştım.

— Dikkat etsenize! dedi adam sertçe.

Başımı kaldırdım; uzun boylu, siyah saçlı bir adamdı. Gözleri bir anlığına benimkilerle buluştu. Sonra bakışları soğudu, yüzünde küçümseyici bir ifade belirdi.

— Özür dilerim, dedim kısık sesle.

Adam başını çevirdi ve hızla uzaklaştı. O an içimde bir şey kırıldı. İnsanlar ne kadar acımasız olabiliyordu? Ben oğlumun hayatı için savaşırken, başkalarının küçümseyici bakışlarına maruz kalmak zorunda mıydım?

Eve döndüğümüzde annem yine başladı:

— Zeynep, bu şekilde nereye kadar gideceksin? Bir iş bulmalısın. Emir’in masrafları artıyor.

— Anne, biliyorum ama Emir’i yalnız bırakamam ki! dedim çaresizce.

Babam araya girdi:

— Kızım, Murat’tan nafaka istemelisin. O da babası sonuçta.

Murat’a ulaşmak kolay değildi. Telefonlarını açmıyor, mesajlarıma cevap vermiyordu. Bir gece cesaretimi topladım ve ona uzun bir mesaj yazdım:

“Murat, Emir’in tedavisi için desteğine ihtiyacımız var. Lütfen oğlunu unutma.”

Cevap gelmedi. O gece ağladım; yastığa gömülüp sessizce hıçkırdım ki annem duymasın.

Günler böyle geçti. Emir’in hastalığıyla mücadele ederken, kendi hayatımı unuttum. Arkadaşlarım arayıp sormaz oldu; kimse dert dinlemek istemiyordu artık.

Bir gün markette alışveriş yaparken yine o adamla karşılaştım. Rafların arasında göz göze geldik. Bu kez yüzünde şaşkınlık vardı.

— Siz… Hastanede karşılaşmıştık değil mi? dedi.

Başımı salladım.

— Oğlunuz iyi mi?

Bir an duraksadım. — Daha iyi… Ama hâlâ zor zamanlar geçiriyoruz.

Adamın yüzü yumuşadı. — Kusura bakmayın o gün için. Kötü bir gündü benim için de.

İlk defa biri bana anlayış gösteriyordu sanki. Adının Kerem olduğunu söyledi. Kısa bir sohbet ettik; bana iyi şanslar diledi ve gitti.

O günden sonra Kerem’le birkaç kez daha karşılaştık; bazen markette, bazen parkta Emir’le yürüyüş yaparken… Her seferinde biraz daha konuştuk. Hayat hikayesini anlattı: Eşini trafik kazasında kaybetmişti ve küçük kızıyla yalnız yaşıyordu.

Bir gün parkta otururken Kerem bana döndü:

— Zeynep, insan bazen sadece çocukları için değil, kendisi için de mutlu olmalı. Senin de buna hakkın var.

İçimde bir şey kıpırdadı ama hemen bastırdım o duyguyu. Annemin sesi yankılandı kafamda: “Oğlun varken başka şeyler düşünme!”

Kerem’le arkadaşlığımız ilerledi ama ben hep mesafeli kaldım. Bir gün bana cesaret edip sordu:

— Beni gerçekten tanımak ister misin? Yoksa sadece oğlun için mi görüşüyorsun benimle?

Donup kaldım. O an kendi kendime de aynı soruyu sordum: Ben gerçekten ne istiyorum? Sadece oğlum için mi yaşıyorum, yoksa yeniden sevebilme ihtimaline mi tutunuyorum?

Ailem Kerem’i öğrenince ortalık karıştı:

— Zeynep! Daha yeni boşandın, oğlun hasta! Ne aşkı şimdi? dedi annem öfkeyle.

Babam ise sessizce başını salladı: — İnsanlar ne der kızım? Komşular konuşur…

O gece odama kapanıp ağladım yine. Hayatım boyunca başkalarının ne diyeceğini düşünerek yaşadım; şimdi de oğlumun iyiliği için kendi mutluluğumdan vazgeçmem mi gerekiyordu?

Kerem’le son kez buluştuğumda ona gerçeği söyledim:

— Ben korkuyorum Kerem… Sana umut vermek istemiyorum. Belki de sadece oğlum için güçlü görünmeye çalışıyorum.

Kerem elimi tuttu:

— Zeynep, kimseyi kandırmıyorsun. Ama unutma; bazen en çok kendimize dürüst olmamız gerekir.

O günden sonra Kerem’le görüşmedik. Emir’in tedavisi devam etti; ben ise her gün aynı soruyla uyandım: Gerçekten sadece oğlum için mi yaşıyorum? Yoksa kendi mutluluğumu da hak ediyor muyum?

Şimdi size soruyorum: Siz olsaydınız ne yapardınız? Bir anne olarak kendi mutluluğunuzdan vazgeçer miydiniz, yoksa hayata yeniden tutunmayı dener miydiniz?