Bir Çocuğun Bedeli: Annemin Pazarlığı

“Al istiyorsan bu çocuğu, bana bir faydası yok. Ama karşılığında para isterim.” Annemin sesi mutfağın soğuk fayanslarında yankılandı. O sabah, güneş bile evimize uğramamıştı sanki. Annem, gözlerinde öfke ve yorgunlukla bana bakıyordu; elleri titriyordu, ama sesi kararlıydı. Ben ise, mutfak masasının ucunda, ellerimi dizlerimin arasına sıkıştırmış, nefes almaya korkarak oturuyordum.

O an, içimde bir şeyler koptu. Annem, beni bir eşya gibi pazarlıyordu. Sanki ben onun çocuğu değil de, satılacak bir maldım. Babam yıllar önce evi terk ettiğinden beri annemle aramızda hep bir mesafe vardı ama bu kadarını beklememiştim. O günün sabahında, komşumuz Ayşe Teyze gelmişti; annem ona dert yanarken birden konu bana gelmişti. Ayşe Teyze şaşkınlıkla bana baktı, sonra başını eğdi. Kimse bir şey demedi. Sessizlik, mutfağı boğdu.

“Anne, ben ne yaptım sana?” dedim kısık bir sesle. Gözlerim dolmuştu ama ağlamamaya çalışıyordum. Annem yüzüme bile bakmadan, “Seninle uğraşamıyorum artık Zeynep,” dedi. “Baban gittiğinden beri hayatım mahvoldu. Her şey üstüme üstüme geliyor. Sen de büyüdün, başımın belası oldun.”

O an içimdeki çocuk öldü sanki. Annemin sevgisizliğiyle büyümüştüm ama ilk defa bu kadar açıkça istenmediğimi hissettim. Ayşe Teyze araya girdi: “Fatma, yapma Allah aşkına! Çocuk bu… Hem Zeynep akıllı kızdır.” Annem elini salladı: “Sen anlamazsın Ayşe! Her gün işten geliyorum, ev darmadağın, faturalar ödenmemiş… Zeynep de okuldan gelince odasına kapanıyor, hiçbir işe yaramıyor.”

Benim için hayat hep zordu. Okulda arkadaşlarım annelerinin onları ne kadar çok sevdiğini anlatırken ben sessizce dinlerdim. Evde ise annemin sevgisizliğiyle baş etmeye çalışırdım. Babamın gidişiyle başlayan yalnızlık, annemin ilgisizliğiyle büyüdü. Bazen geceleri yastığımı ısırarak ağlardım; kimse duymasın diye.

O günün akşamı annemle konuşmaya çalıştım. “Anne, ben de çalışırım. Okuldan sonra markette iş bulurum,” dedim. Annem yüzüme baktı; gözlerinde bir anlığına yumuşaklık gördüm ama hemen kayboldu. “Senin yaşında kızlar evde annelerine yardım eder, ben ise senin yüzünden daha da yoruluyorum,” dedi.

Ertesi gün okulda öğretmenim Gül Hanım beni kenara çekti. “Zeynep, iyi misin? Son zamanlarda dalgınsın,” dedi. Gözlerim doldu ama anlatamadım. Kimseye anlatamazdım; annemin beni istemediğini söylesem kim inanırdı ki? Türkiye’de anneler çocuklarını canından çok sever derlerdi hep.

Bir hafta sonra annem işten eve geç geldiğinde cebinde biraz para vardı. Yorgun ve sinirliydi. “Zeynep, bak sana söylüyorum: Eğer bu evde kalmak istiyorsan ya para kazanacaksın ya da başının çaresine bakacaksın,” dedi. O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kafamda binbir düşünce vardı: Gidecek yerim yoktu, babamdan haber alamıyordum, akrabalarımız ise kendi dertlerine düşmüştü.

Bir sabah okula gitmek için hazırlanırken annem kapının önünde durdu: “Bak kızım,” dedi, “Ben de insanım. Bazen dayanamıyorum. Ama hayat böyle işte… Eğer bana yardım etmezsen seni göndermek zorunda kalacağım.”

O gün okulda arkadaşım Elif’e açıldım ilk defa: “Annem beni istemiyor galiba,” dedim titrek bir sesle. Elif sarıldı bana: “Benim annem de bazen çok kızıyor ama seni satmak istemiyor ki!” dedi şaşkınlıkla. Gülümsedim ama içim acıyordu.

Günler geçtikçe evdeki hava daha da ağırlaştı. Annemle aramızdaki mesafe büyüdü; konuşmalarımız kısa ve soğuktu. Bir gün markette kasiyer arandığını gördüm ve hemen başvurdum. Okuldan sonra çalışmaya başladım; ilk maaşımı aldığımda anneme verdim. Gözleri doldu ama yine de sarılmadı bana.

Bir akşam işten döndüğümde annemi mutfakta ağlarken buldum. Sessizce yanına oturdum; ilk defa ona dokunmak istedim ama çekindim. “Anne,” dedim yavaşça, “Ben seni üzmek istemiyorum.” Annem başını kaldırdı; gözleri kan çanağı gibiydi. “Zeynep,” dedi titrek bir sesle, “Bazen insan en sevdiklerine en büyük kötülüğü yapar farkında olmadan.”

O gece uzun uzun konuştuk annemle. Bana babamın gidişinden sonra yaşadığı zorlukları anlattı; nasıl yalnız kaldığını, nasıl çaresiz hissettiğini… Ben de ona yalnızlığımı anlattım; sevgisizliğin insanı nasıl kemirdiğini…

Ama her şey bir anda düzelmedi tabii ki. Yine tartışmalarımız oldu, yine kırıldık birbirimize… Ama artık birbirimizi anlamaya çalışıyorduk.

Yıllar geçti; ben üniversiteyi kazandım ve başka bir şehre taşındım. Annemle aramızdaki mesafe fiziksel olarak da büyüdü ama her telefon konuşmasında geçmişin izleri hissediliyordu.

Şimdi geriye dönüp baktığımda düşünüyorum: Bir çocuğun değeri gerçekten para ile ölçülebilir mi? Ya da bir annenin sevgisi ne zaman tükenir? Sizce aile olmak sadece aynı evde yaşamak mıdır? Yoksa birbirimizi anlamak için çabalamak mı?