Bir Gün Annemi Kaybetmekten Korktuğumda: Bir Ailede Yaşlılık ve Sabır Sınavı
“Anne, belki de babaanne dışarı çıksa ve kaybolsa, herkes için daha iyi olur!”
Kızım Elif’in bu sözleri mutfakta yankılandığında, elimdeki çay bardağı titredi. O an, içimde bir şeyler kırıldı. Annem, yani Elif’in babaannesi, mutfağın köşesinde sessizce oturuyordu. Gözleri bir noktaya dalmış, elleri dizlerinde kenetlenmişti. Sanki hiçbir şey duymamış gibi görünüyordu ama ben biliyordum; annem her şeyi hissediyordu.
Eşim Zeynep, derin bir iç çekişle masadan kalktı. “Elif, kapıyı kapat,” dedi yorgun bir sesle. “Yeter artık, bu konuyu kaç kere konuşacağız?”
Elif ise gözlerini bana dikti. “Baba, sen de biliyorsun. Her gün aynı şey! Babaanne yine altına kaçırdı, yine komşulara garip garip şeyler söyledi. Okuldan geliyorum, evde huzur yok! Kaç kere daha sabredeceğiz?”
O an ne diyeceğimi bilemedim. Annemle ilgili konuşmak hep zordu. Hele ki son iki yıldır… Alzheimer teşhisi konduğundan beri hayatımız altüst olmuştu. Annem bazen beni bile tanımıyordu. Bir gün bana “Ahmet” dediğinde, içimden bir parça kopmuştu sanki. Oysa ben onun tek oğluydum, Murat’tım.
Elif’in sözleriyle yüzleşmek zorundaydım. “Kızım,” dedim titrek bir sesle, “babanannen hasta. O da bu durumu istemiyor.”
Elif başını iki yana salladı. “Ama baba, ben de çocuğum! Benim de hayatım var! Arkadaşlarımın evine gidiyorum, herkesin evi mis gibi kokuyor. Bizim evde sürekli ilaç kokusu, yemek kokusu… Babaanne bazen gece bağırıyor, korkuyorum!”
Zeynep araya girdi: “Elif haklı Murat. Sen iştesin, ben bütün gün annenle uğraşıyorum. Bazen ben de dayanamıyorum. Geçen gün markette annene göz kulak ol dedim, döndüğümde kapıyı açmaya çalışıyordu. Ya kaybolsa? Ya başına bir şey gelse?”
Annem o sırada hafifçe başını kaldırdı ve bana baktı. Gözlerinde çocukça bir masumiyet vardı. “Murat, baban ne zaman gelecek?” diye sordu.
İçimden bir fırtına koptu. Babam on yıl önce vefat etmişti. Annem bunu her gün unutuyordu.
“Anneciğim,” dedim usulca yanına gidip elini tuttum, “babam artık yok.”
Bir anlığına gözleri doldu, sonra tekrar boşluğa daldı.
O gece Elif odasına kapandı. Zeynep ise salonda sessizce ağladı. Ben ise annemin başucunda oturup eski fotoğraflara baktım. Gençliğinde ne kadar güçlüydü annem… Beni tek başına büyütmüştü. Şimdi ise ona bakmak benim görevimdi ama bu görev bazen ağır geliyordu.
Ertesi sabah Elif okula gitmek için hazırlanırken bana döndü: “Baba, arkadaşlarımın anneleri babaanneye huzurevi bulmuşlar. Biz de öyle yapsak? Belki herkes rahat eder.”
Zeynep de bana baktı; gözlerinde suçluluk ve rahatlama karışımı bir ifade vardı.
“Bilmiyorum Elif,” dedim yavaşça. “Bunu yapmak kolay değil.”
O gün işte aklım hep evdeydi. Annemi huzurevine vermek… Bu düşünce bile içimi kemiriyordu. Ama diğer yandan Zeynep’in ve Elif’in haklı olduğunu da biliyordum. Akşam eve döndüğümde annemi salonda bulamadım.
“Zeynep! Annem nerede?” diye bağırdım.
Zeynep panikle mutfağa koştu: “Az önce buradaydı! Balkona bakıyordu…”
Evin her köşesini aradık, yoktu. Kapı açıktı… Sokağa fırladım; komşulara sordum, kimse görmemişti. Kalbim yerinden çıkacak gibiydi.
O an Elif yanıma geldi; yüzü bembeyazdı: “Baba… Ya gerçekten kaybolursa? Ben öyle demek istememiştim…”
Sokak sokak aradık annemi. Her köşe başında onu göreceğimi sandım ama yoktu. Polis çağırdık; saatler geçti.
Gece yarısı kapı çaldı. Komşumuz Ayşe Teyze’nin yanında annem vardı; üstü başı toz içinde, gözleri korku dolu.
“Ayşe Teyze bulmuş parkta,” dedi Zeynep gözyaşları içinde.
Annem bana sarıldı: “Murat, eve gidelim mi? Korktum…”
O an Elif de ağlamaya başladı: “Babaanne özür dilerim… Bir daha öyle şeyler söylemeyeceğim…”
O gece üçümüz de annemin başucunda uyuduk. Sabah olduğunda Elif elimi tuttu: “Baba, belki zor ama birlikte üstesinden geliriz… Huzurevi fikrini unutalım mı?”
Gözlerim doldu; Zeynep de başını salladı.
Hayatımız kolay olmayacaktı ama o gün aile olmanın ne demek olduğunu yeniden öğrendik.
Şimdi bazen düşünüyorum: İnsan en çok kimi korumak ister? Kimi affedebiliriz? Siz olsanız ne yapardınız? Annemi bırakmaya razı olabilir miydiniz?