Üçte Başlayan Hayat: Bir Çöpçünün Mühendislik Hayali

“Yusuf, hadi oğlum, kalk artık! Saat üç oldu!” Annemin sesi, karanlığın içinden bir bıçak gibi saplanıyor kulaklarıma. Gözlerimi açmak istemiyorum; yorganın altındaki sıcaklık, dışarıdaki soğuğa karşı son sığınağım. Ama biliyorum, kalkmazsam annem ikinci kez seslenmeyecek. Babamın hastalığı, kardeşlerimin okulu, evin kirası… Hepsi omuzlarımda. Yavaşça doğruluyorum yatakta, içimde bir ağırlıkla.

Küçük mutfakta annem bana çay dolduruyor. “Bugün sınavın vardı değil mi?” diyor, gözlerinde hem umut hem de endişe var. “Evet anne,” diyorum, “Ama önce iş var.”

İstanbul’un sabaha karşı sokakları sessiz. Kamyonun arkasında, ellerim buz gibi demire yapışmış, çöpleri topluyorum. Her sabah aynı: Kimi zaman bir simitçiyle göz göze geliyorum, kimi zaman bir sokak köpeğiyle. Herkesin bir derdi var bu şehirde. Benim derdim ise ikiye bölünmüş hayatım: Gündüz üniversitede mühendislik okumaya çalışan bir öğrenci, gece ise çöpçü.

Okulda arkadaşlarım bana “Yusuf abi” diyorlar; yaşım onlardan büyük çünkü iki yıl çalışıp para biriktirdikten sonra üniversiteye girebildim. Onlar sabah kahvaltısında tartışırken ben uykusuzluktan gözlerimi ovuşturuyorum. Hocalarım bazen neden derste uyukladığımı anlamıyorlar. Bir gün, Prof. Ayşe Hanım beni dersten sonra çağırdı:

“Yusuf, bu gidişle dersleri geçemezsin. Bir sorun mu var?”

Bir an duraksadım. Ne diyebilirdim ki? “Hocam, geceleri çalışıyorum,” dedim kısık sesle. Yüzüme baktı, gözlerinde bir anlayış parıltısı belirdi ama sonra başını salladı:

“Hayat zor, biliyorum. Ama bu tempoyla kendini tüketirsin.”

O gün eve dönerken içimde bir isyan vardı. Neden hep biz zorundayız? Neden zengin çocukları rahatça okurken ben her gün iki iş arasında eziliyorum? Eve geldiğimde babam köşede öksürüyordu. Annem elinde reçetelerle bana bakıyordu:

“Yusuf, eczaneye uğrayabilir misin? Babana ilaç lazım.”

Cebimdeki son parayı çıkarıp anneme verdim. “Sen de kendine bir şey al,” dedim ama biliyorum, o parayla yine eve ekmek alacak.

Kardeşim Zeynep odasında ders çalışıyordu. Yanına gittim, saçlarını okşadım. “Ağabey,” dedi, “Sen olmasan ben bu okulu bitiremezdim.” Gülümsedim ama içimde bir acı vardı; ya ben başaramazsam? Ya bu yükün altında ezilirsem?

Bir gece işten dönerken mahalledeki kahvede oturan komşuların lafını duydum:

“Yusuf yine çöp topluyor. Okuyup da ne olacak ki? Sonunda yine bizim gibi olur.”

O an içimde bir öfke kabardı. Neden kimse hayal kurmamıza izin vermiyor? Neden herkes kaderine razı?

Bir gün okulda burs sonuçları açıklandı. Adımı listede gördüm; gözlerime inanamadım. O an ağlamak istedim ama kendimi tuttum. Hemen annemi aradım:

“Anne! Burs çıkmış bana!”

Telefonun ucunda sessizlik oldu önce, sonra annemin sesi titreyerek geldi:

“Çok şükür oğlum… Allah yolunu açık etsin.”

Bursla biraz nefes aldık ama yetmiyor. İstanbul’da hayat pahalı; kira, faturalar, babamın ilaçları… Yine de umudum var artık.

Bir akşam evde elektrikler kesildi. Karanlıkta otururken babam konuştu:

“Yusuf, sen bizim gururumuzsun. Ama kendini harap etme oğlum.”

O an gözlerim doldu. Babamın elleri titriyordu ama sesi güçlüydü. “Baba,” dedim, “Bir gün bu evde herkesin yüzü gülecek.”

Ama hayat kolay değil. Sınavlar yaklaşıyor; uykusuzum, yorgunum. Bazen pes etmek istiyorum ama Zeynep’in gözleri aklıma geliyor. Annemin elleri, babamın öksürüğü…

Bir gün işten dönerken yağmur başladı. Sırılsıklam oldum; ayakkabılarım su aldı. Eve geldiğimde annem kapıda karşıladı:

“Oğlum hasta olacaksın böyle giderse.”

Ama başka çarem yok ki anne… Başka yolumuz yok.

Okulda bir proje yarışması açıldı; katılmaya karar verdim. Geceleri işten sonra bilgisayar başında kod yazıyorum, çizimler yapıyorum. Arkadaşlarım eğlenirken ben çalışıyorum.

Sonunda yarışma günü geldi. Projemi jüriye sundum; ellerim titriyordu ama gözlerim umut doluydu.

Bir hafta sonra sonuçlar açıklandı: Birinci olmuştum! O an dünyalar benim oldu; koşarak eve gittim.

“Anne! Baba! Birinci oldum!”

Annem ağladı, babam bana sarıldı. O an anladım ki; ne kadar zorluk yaşarsam yaşayayım, pes etmezsem başarabilirim.

Ama hâlâ korkularım var: Ya yarın iş bulamazsam? Ya ailemi geçindiremezsem? Ya hayallerim yarım kalırsa?

Sizce de bu ülkede hayal kurmak lüks mü? Yoksa her şeye rağmen umut etmekten vazgeçmemeli miyiz?