Bir Kırık Kalbin Gölgesinde: İstanbul’un Sokaklarında Kaybolmak

“Yeter artık anne! Nefes alamıyorum bu evde!” diye bağırdım, gözlerimden yaşlar süzülürken. Annem, mutfağın kapısında elleriyle önlüğünü sıkarak bana baktı. “Zeynep, ben senin iyiliğin için konuşuyorum. Üniversiteyi bırakıp o çocukla ne yapacaksın? Hayat oyun değil!” Sesi titriyordu ama kararlıydı. Babam ise salondan hiç sesini çıkarmadan televizyona bakıyordu, sanki ben orada yokmuşum gibi.

O an, içimde bir şeyler koptu. Çantamı kaptığım gibi kapıyı çarpıp çıktım. İstanbul’un sabah serinliğinde, gözyaşlarımın sıcaklığıyla yürümeye başladım. Kadıköy’ün kalabalık sokaklarında kaybolmak istedim; belki de kendimi bulmak için önce kaybolmam gerekiyordu.

Telefonum çaldı: “Zeynep, neredesin?” dedi en yakın arkadaşım Elif. “Bilmiyorum Elif, sadece yürümek istiyorum. Annem yine aynı şeyleri söyledi. Sanki ben onun kuklasıyım.”

Elif bir süre sustu. “Bak, istersen bana gel. Yalnız kalma.”

Ama yalnız kalmak istiyordum. Yalnızlığın içinde kendimi duymak…

Bir banka oturdum, yanımda yaşlı bir teyze vardı. “Kızım, iyi misin?” dedi. Gözlerim doldu yine. “İyi değilim teyze. Annem beni anlamıyor.”

Teyze gülümsedi: “Analar bazen anlamaz, ama hep sever. Sen de bir gün anne olunca anlarsın.”

Kafamı salladım ama içimde fırtınalar kopuyordu. Üniversiteyi bırakıp Baran’la İzmir’e gitmek istiyordum. Baran… Onunla tanıştığımda hayatım değişmişti. O bana özgürlüğü, hayalleri ve sevgiyi öğretmişti. Ama annem için Baran sadece işsiz bir çocuktu.

Telefonuma bir mesaj geldi: “Zeynep, seni bekliyorum. Vazgeçme bizden.” Baran’dı bu.

Birden ayağa kalktım, kararlı adımlarla vapura doğru yürüdüm. Belki de hayatımı değiştirecek kararı vermek üzereydim.

Vapurda yanımda oturan adam gazeteyi katladı ve bana döndü: “Genç kız, nereye böyle tek başına?”

“Bilmiyorum amca, belki de yeni bir hayata…”

Adam başını salladı: “İstanbul’da herkes bir şeylerden kaçıyor kızım. Ama nereye gidersen git, kendini yanında götürüyorsun.”

O an düşündüm; gerçekten kaçıyor muydum? Yoksa sadece annemin gölgesinden kurtulmak mı istiyordum?

Baran’la buluştuğumda gözleri endişeliydi. “Zeynep, emin misin? Aileni böyle bırakmak… Sonra pişman olmanı istemem.”

“Baran, ben artık kendi hayatımı yaşamak istiyorum. Annem beni anlamıyor, babam ise hiç konuşmuyor bile.”

Baran elimi tuttu: “Bak, ben seni çok seviyorum ama aileni kaybetmeni istemem. Belki de onlarla bir kez daha konuşmalısın.”

O an içimde bir öfke kabardı: “Sen de mi onların tarafındasın? Herkes bana ne yapmam gerektiğini söylüyor!”

Baran sessizce elimi bıraktı. “Ben sadece senin üzülmeni istemiyorum.”

Bir süre sessizce yürüdük. Sonra Baran durdu: “Bak Zeynep, ben seni beklerim ama sen önce aileni affetmeyi dene. Onlar da insan.”

O gece Elif’in evinde kaldım. Tavanı izlerken çocukluğum aklıma geldi; annemin bana masal anlattığı geceler, babamın beni sırtında gezdirdiği günler… Ne zaman bu kadar uzaklaştık birbirimizden?

Sabah olduğunda eve dönmeye karar verdim. Kapıyı açtığımda annem mutfakta ağlıyordu. Beni görünce koşup sarıldı.

“Zeynep, ne olur affet beni! Sadece senin iyi olmanı istiyorum.”

O an anladım; annem de korkuyordu. Beni kaybetmekten korkuyordu.

Gözyaşları içinde birbirimize sarıldık.

Babam ise kapının eşiğinde durdu: “Kızım, biz senin yanında olacağız ama kendi yolunu seçmen gerekirse de arkandayız.”

İlk defa babamın gözlerinde gurur gördüm.

O gün ailemle uzun uzun konuştuk; hayallerimi, korkularımı ve Baran’ı anlattım. Annem başta çok zorlandı ama sonunda bana güvendiğini söyledi.

Şimdi dönüp bakınca düşünüyorum: Kaçmak mı cesaret ister, kalıp yüzleşmek mi? Siz olsanız ne yapardınız? Ailenizle aranızdaki uçurumu aşmak için ilk adımı atar mıydınız?