Karanlıkta Kalan Bir Gece: Bir Kayboluşun Ardından
“Nereye kayboldu Zeynep?!” annemin sesi apartmanın boşluğunda yankılanırken, ellerim titriyordu. O gece, saat on buçuk sularında, Zeynep’le birlikte evden çıkmıştık. Sıradan bir akşamdı; Zeynep’in çocukluk arkadaşı Elif’le buluşacaktık. Elif’in evi bizimkine sadece bir blok uzaklıktaydı. Hava serindi, ama içimizde gençliğin verdiği sıcaklık vardı. Yolda yürürken Zeynep bana dönüp, “Yarınki sınavdan çok korkuyorum, biliyor musun?” dedi. Gülümsedim, “Senin gibi çalışkan biri korkmaz,” dedim. O da bana gülümsedi. O an, hayatın ne kadar basit ve güzel olduğuna inanmıştım.
Köşeyi dönerken, birden arkamızdan ayak sesleri duydum. Dönüp baktığımda kimse yoktu. Zeynep’in eli elimdeydi, ama bir anlığına sıkıca tutmaya başladım. “Bir şey mi oldu?” diye sordu. “Yok, yok… Sadece garip bir his,” dedim. Elif’in apartmanına vardığımızda zile bastık. Kapı açıldı, içeri girdik. Elif bizi güler yüzle karşıladı. Masada börekler, çaylar hazırdı. Sohbet koyuydu; derslerden, ailelerden, gelecekten konuştuk. Saat gece yarısını geçtiğinde kalkmaya karar verdik.
Zeynep’le birlikte tekrar sokağa çıktık. Hava daha da soğumuştu. Eve dönerken Zeynep birden durdu. “Telefonumu Elif’te unuttum!” dedi. “Ben burada beklerim, sen git al,” dedim. O da koşarak apartmana geri döndü. Ben de köşe başında beklemeye başladım. Dakikalar geçti… On dakika… Yirmi dakika… Telefonumu çıkarıp aradım; cevap yok. İçime bir huzursuzluk çöktü. Elif’i aradım: “Zeynep yanına geldi mi?” Elif şaşkındı: “Hayır, çıkalı çok oldu.”
O an bacaklarımın bağı çözüldü. Apartmana koştum, kapıcıya sordum: “Bir kız geri döndü mü?” Adam başını salladı: “Kimse gelmedi.” Sokağa çıktım, etrafa bakındım; Zeynep yoktu. O geceyi polise giderek, sokak sokak arayarak geçirdim. Annem ve babam sabaha kadar ağladı. Polisler sorular sordu: “En son ne zaman gördünüz? Aranızda sorun var mıydı?” Herkes bana şüpheyle bakıyordu.
Ertesi gün üniversitede dedikodular başladı. “Belki kavga ettiler,” dedi biri. “Belki de kaçtı,” dedi diğeri. Kimse bana inanmıyordu; en yakın arkadaşlarım bile gözlerime bakamaz oldu. Annem her gün ağlıyor, babam ise bana öfkeyle bakıyordu: “Senin yüzünden oldu! Onu yalnız bıraktın!”
Günler geçtikçe umudum azaldı. Polisler hiçbir iz bulamadı; kamera kayıtlarında Zeynep’in apartmana döndüğü bile görünmüyordu. Sanki yer yarılmıştı ve içine girmişti. Her gece aynı kabusu görüyordum: Zeynep bana sesleniyor ama ben ona ulaşamıyordum.
Bir ay sonra, Zeynep’in ailesi beni suçlamaya başladı: “Senin yüzünden kızımız kayboldu!” Mahallede insanlar arkamdan fısıldıyor, annem markete gittiğinde herkes ona acıyan gözlerle bakıyordu. Üniversitede hocalarım bile bana mesafeli davranmaya başladı.
Bir gün Elif beni aradı: “Bir şey buldum,” dedi titrek bir sesle. Hemen yanına koştum. Elif’in elinde Zeynep’in telefonunun kılıfı vardı; apartmanın arka bahçesinde bulmuştu. Polis tekrar soruşturma başlattı ama yine bir sonuç çıkmadı.
Ailemin içinde de çatlaklar oluştu. Babam her akşam eve geç gelmeye başladı; annem ise odasından çıkmıyordu. Ben ise her gün aynı köşede saatlerce bekliyordum; belki Zeynep geri gelir diye…
Bir gece, köşe başında otururken yaşlı bir kadın yanıma yaklaştı: “Evladım, Allah sabır versin,” dedi ve elimi tuttu. Gözlerim doldu; kimseye anlatamadığım acımı o kadının ellerinde hissettim.
Aylar geçti… Hayat devam etti ama ben edemedim. Üniversiteyi bırakmak zorunda kaldım; kimseyle konuşamaz oldum. Annem hastalandı; babam evi terk etti.
Bir gün posta kutusunda bir mektup buldum: “Beni arama, iyi olduğumu bil yeter.” İmza yoktu ama yazı Zeynep’indi… O an içimde bir umut filizlendi mi bilmiyorum; ama o mektup bana başka bir acı verdi: Neden gitti? Neden hiçbir şey söylemeden beni ve ailemi bu halde bıraktı?
Şimdi dört yıl geçti… Hala o köşe başında bekliyorum bazen; belki bir gün döner diye… Hayatımın en güzel yılları karanlıkta kayboldu.
Siz olsaydınız ne yapardınız? Sevdiğiniz biri hiçbir iz bırakmadan kaybolsa, ona kızar mıydınız yoksa umutla beklemeye devam mı ederdiniz?