Bir Akşam Yemeğinin Ardında Kalan Sessizlik: Annemin Gölgesinde
— Elif! Soğanları doğradın mı? Yemeğin altı yanacak, kızım!
Annemin sesi mutfağın buharına karışırken, elimdeki bıçağı tezgâha bıraktım. Gözlerimden yaşlar süzülüyordu; soğandan mı, yoksa içimde birikenlerden mi, bilmiyorum. O an, dışarıdan babamın arabasının motor sesi geldi. O eski, mavi Şahin’in gürültüsü… Annem hemen pencereye koştu, perdeyi araladı.
— Baban geldi, hadi çabuk ol!
Yıllardır bu evde her akşam aynı telaş, aynı sessizlik. Babam eve gelir, annem sofrayı kurar, ben ise hep arada kalırım. Annemle babamın arasında sıkışmış, kendi sesimi duyamadan büyüdüm.
Babam kapıdan içeri girdiğinde, annem hemen önlüğünü çıkardı, saçlarını düzeltti. Babamın yüzünde yorgun bir ifade vardı. İşten yeni gelmişti; elleri yağlı, gözleri uykusuzdu.
— Selamünaleyküm, dedi babam.
— Aleykümselam, hoş geldin, dedi annem.
Sofraya oturduk. Annem çorbayı koyarken bana baktı:
— Elif, ekmekleri getir kızım.
Ekmek sepetini masaya bırakırken ellerim titriyordu. Babam kaşığını tabağa daldırdı, bir süre sessizce yemeğini yedi. Sonra başını kaldırıp bana baktı:
— Okul nasıl gidiyor kızım?
İçimde bir şeyler düğümlendi. Üniversite sınavına hazırlanıyordum ama annem her fırsatta “Kız kısmı çok okusa ne olacak?” derdi. Babam ise sessizdi; ne desteklerdi ne de engellerdi. O an cevap vermek istemedim ama annemin bakışları üzerimdeydi.
— İyi baba, çalışıyorum işte…
Annem hemen lafa girdi:
— Elif’in dersleri iyiymiş ama ben diyorum ki şu komşunun oğlu Mehmet var ya… O çocuk seni istiyormuş. Hem ailesi de iyi insanlar. Okulu bırakıp evlensen diyorum.
Bir anda boğazımda bir yumru oluştu. Kaşığımı bıraktım.
— Anne, ben okumak istiyorum! Evlenmek istemiyorum! dedim titrek bir sesle.
Babam kaşığını tabağa bıraktı. Annem ise gözlerini devirdi:
— Kızım, bak ben de gençken hayaller kurardım ama hayat öyle olmuyor. Senin iyiliğin için söylüyorum. Hem Mehmet seni mutlu eder.
O an içimde yıllardır biriken öfke patladı:
— Ben mutlu olmak istemiyorum anne! Ben kendim olmak istiyorum! Senin gibi yaşamak istemiyorum!
Annemin yüzü bir anda asıldı. Babam sessizce başını önüne eğdi. Sofrada bir sessizlik oldu; sadece duvardaki saatin tik takları duyuluyordu.
O gece odama çekildim. Annemin mutfakta ağladığını duydum. Babam ise televizyonun sesini açtı; belli ki duymak istemiyordu hiçbir şeyi.
Küçüklüğümden beri annem hep fedakârdı; kendi hayallerinden vazgeçmişti. Babam ise hep suskundu; duygularını belli etmezdi. Ben ise onların arasında sıkışıp kalmıştım. Kendi hayatımı yaşamak istiyordum ama annemin gölgesi hep üzerimdeydi.
Ertesi sabah kahvaltıda annem gözleri şiş bir şekilde sofrayı kurdu. Ben ise dershaneye gitmek için hazırlanıyordum.
— Elif, dedi annem yavaşça, belki de ilk kez bu kadar kırılgan bir sesle, Ben sadece senin üzülmeni istemiyorum…
O an anneme sarılmak istedim ama yapamadım. İçimde ona karşı hem öfke hem de acıma vardı.
Dershaneye giderken otobüste camdan dışarı baktım. Herkesin kendi derdi vardı bu şehirde; herkes bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Ben ise kendi hayatıma yetişemiyordum sanki.
Akşam eve döndüğümde annem yine mutfaktaydı. Bu kez sessizdi; ne konuştu ne de göz göze geldi benimle. Babam ise yine televizyonun karşısında oturuyordu.
Gece yatağımda dönerken düşündüm: Annemin hayatı da böyle geçmişti işte; hep başkaları için yaşamakla… Ben de aynı kaderi mi paylaşacaktım? Yoksa kendi yolumu bulabilecek miydim?
Bir gün cesaretimi topladım ve anneme mektup yazdım:
“Anneciğim,
Biliyorum, beni korumak istiyorsun ama ben kendi yolumu çizmek istiyorum. Senin gibi fedakâr olmak istemiyorum; kendi hayallerimin peşinden gitmek istiyorum. Lütfen bana izin ver.”
Mektubu yastığının altına koydum. Ertesi sabah annem bana sarıldı; gözleri doluydu.
— Elif’im… Ben de gençken okumak isterdim ama olmadı… Sen oku kızım…
O an ikimiz de ağladık; yıllardır içimizde tuttuğumuz her şey döküldü gözyaşlarımızla.
Şimdi düşünüyorum da… Bir insan kendi hayatını seçebilir mi gerçekten? Yoksa ailemizin gölgesinde yaşamaya mahkûm muyuz? Sizce kendi yolumuzu bulmak mümkün mü?