Bir Yastıkta Kocamak Hayali: Elif ve Ahmet’in Sessiz Çığlığı

— Elif! Nerede kaldı bu yemek? Karnım zil çalıyor!

Ahmet’in sesi, mutfağın buharına karışıp kulaklarımda yankılandı. O an, tenceredeki patateslerin taşmak üzere olduğunu fark ettim. Ocağın altını kısarken içimde bir şeylerin de yavaşça sönüp gittiğini hissettim. Dışarıda yağmur camlara vuruyor, evin içinde ise huzursuz bir sessizlik dolaşıyordu.

— Hemen getiriyorum Ahmet, beş dakikaya hazır, dedim. Sesim titredi mi, bilmiyorum.

Ahmet’in ayak sesleri koridorda yankılandı. Annemden öğrendiğim gibi sofrayı hızlıca kurmaya çalıştım. Salatayı karıştırırken aklımda bin bir düşünce: “Acaba bugün yine tartışacak mıyız? Yoksa sessizce yemeğimizi yiyip, televizyonun karşısında birbirimize yabancı iki insan gibi mi oturacağız?”

Ahmet içeri girdiğinde yüzü asıktı. Ceketini sandalyeye fırlattı, kravatını gevşetti. Göz göze gelmekten kaçındım.

— Elif, bugün annem aradı. Yarın bize gelecekler. Evi toparla, ona göre yemek yap. Bir de şu perdeleri yıkamayı unutma, dedi.

Sanki evdeki her şeyin sorumluluğu sadece bendeymiş gibi… İçimden bir isyan yükseldi ama sustum. Annemin sesi kulaklarımda: “Kızım, yuvanı koru. Kadın olmak sabır ister.”

Yemek boyunca Ahmet telefona gömüldü. Ben ise tabağımdaki yemeği karıştırıp durdum. Bir zamanlar hayalini kurduğum o sıcak aile tablosu şimdi bana yabancıydı. Üniversitede okurken ne hayallerim vardı oysa… Öğretmen olacaktım, çocuklara dokunacaktım. Ama mezun olur olmaz babamın baskısıyla Ahmet’le evlendim. “Kız kısmı çok gezmez, iş güç peşinde koşmaz,” dedi babam. “Ahmet iyi çocuktur, işi gücü yerinde. Sana sahip çıkar.”

Oysa ben sahip çıkılmak değil, anlaşılmak istiyordum.

O gece Ahmet uyuduktan sonra mutfağa geçtim. Pencereyi açıp yağmurun sesini dinledim. İçimdeki fırtına dinmiyordu. Annemle telefonda konuşmak istedim ama ne diyecektim ki? “Anne, mutsuzum” mu? Bunu asla anlayamazdı.

Ertesi gün kayınvalidemler geldi. Evin her köşesini didik didik inceledi kayınvalidem. “Elif kızım, şu halının kenarı tozlu kalmış,” dedi. Gülümsedim, içimden ağladım.

Akşam olunca Ahmet’le baş başa kaldık. Cesaretimi topladım:

— Ahmet, ben de çalışmak istiyorum. Öğretmenlik diplomam var, neden kullanmayayım?

Ahmet’in yüzü bir anda karardı.

— Elif, senin işin evinle ilgilenmek! Ben sana bakıyorum zaten. Hem annem de istemez böyle şeyleri.

— Ama ben kendimi çok yalnız hissediyorum… Hayallerim vardı benim…

Sözümü bitiremeden Ahmet elini masaya vurdu:

— Yeter artık! Herkesin bir görevi var bu hayatta! Sen de kadınsın, evinin kadını olacaksın!

O an içimde bir şeyler koptu. O gece sabaha kadar ağladım. Sabah olunca annemi aradım:

— Anne, ben mutsuzum…

Annem sustu önce, sonra yavaşça:

— Kızım, sabret… Her evlilikte olur böyle şeyler. Zamanla alışırsın.

Ama ben alışmak istemiyordum.

Günler geçtikçe içimdeki boşluk büyüdü. Her sabah aynı rutine uyanmak, aynı yemekleri yapmak, aynı sessizlikte boğulmak… Bir gün pencereden dışarı bakarken karşı komşumuz Ayşe ablayı gördüm. O da genç yaşta evlenmişti ama şimdi kendi küçük dikiş atölyesini açmıştı.

Bir cesaretle ona gittim:

— Ayşe abla, nasıl başardın? Nasıl çıktın bu döngüden?

Ayşe abla gözlerimin içine baktı:

— Elif’ciğim, önce kendine inanacaksın. Kimse sana izin vermezse bile sen kendine izin vereceksin.

O sözler bana güç verdi. Gizlice iş başvuruları yapmaya başladım. Bir gün bir okuldan mülakata çağrıldım. Heyecandan ellerim titriyordu ama Ahmet’e söyleyemedim.

Mülakata gittiğim gün Ahmet eve erken gelmiş. Evde olmadığımı fark edince telefonum çaldı:

— Neredesin Elif? Nereye gittin?

Yalan söylemek istemedim:

— Mülakata gittim Ahmet… Öğretmenlik için…

Ahmet’in sesi öfkeyle doluydu:

— Sen benim iznim olmadan nasıl böyle bir şey yaparsın? Eve hemen gel!

O an kararımı verdim: Ya kendi hayatımı yaşayacaktım ya da bu evde yavaş yavaş yok olacaktım.

Eve döndüğümde valizimi hazırladım. Annemi aradım:

— Anne, ben geliyorum…

Annem ağladı telefonda ama bu kez kararlıydım.

Şimdi annemin evindeyim. İşe başladım; çocukların gözlerindeki ışık bana yeniden umut verdi. Ahmet’ten boşanma davası açtım; ailem hâlâ kabullenemedi ama ilk kez kendimi özgür hissediyorum.

Bazen geceleri pencereden dışarı bakarken kendi kendime soruyorum: “Bir kadının mutluluğu neden hep başkalarının elinde olmalı? Kendi hayatımızı seçmek bu kadar zor mu olmalı? Sizce ben bencil miyim yoksa cesur mu?”