Bir Tatil, Bir Umut: Mutluluğun Peşinde
“Yeter artık, Emine! Her şeyin kusursuz olmasını istiyorsun ama ben yoruldum!” diye bağırdı eşim Murat, bavulları arabadan indirirken. O an, apart otelin önünde, güneşin alnında, elimde çocukların oyuncaklarıyla donup kaldım. Çevremizdeki insanlar kısa bir an için bize baktı, sonra başlarını başka yöne çevirdiler. İçimde bir şeyler kırıldı. Yıllardır hayalini kurduğum tatil, daha ilk dakikada bir kâbusa dönüşüyordu.
Oğlumuz Kerem, beş yaşında. Kızımız Elif ise henüz iki yaşında. Onlar için her şeyi mükemmel yapmak istiyordum. Yıl boyunca çalışıp didindikten sonra, bu tatil bizim için bir ödül olmalıydı. Annem hep derdi: “Aileyle geçirilen zamanın kıymetini bil.” Ama annem hiç Murat gibi bir adamla evli olmadı ki…
Tatil planlarını aylar öncesinden yapmaya başlamıştım. Bodrum’un sakin bir köyünde, denize sıfır küçük bir apart bulmuştum. Murat’a gösterdiğimde, “Fena değil,” demişti. Oysa ben onun gözlerinde heyecan görmek istemiştim. “Çocuklar için de uygun mu?” diye sormuştu sadece. O an içimde bir burukluk hissettim ama belli etmedim.
Yola çıkmadan önce her şeyi defalarca kontrol ettim: Kerem’in astım ilacı, Elif’in oyuncak ayısı, güneş kremi, hatta Murat’ın sevdiği Türk kahvesi bile valizdeydi. Arabaya binerken Murat’ın yüzünde yorgun bir ifade vardı. “Yine mi kavga edeceğiz?” diye sordu sessizce. Cevap vermedim. Sadece çocuklara gülümsedim.
Yol boyunca Murat radyoda haberleri dinledi. Ben ise çocukların kavgasını yatıştırmaya çalıştım. Kerem sürekli “Ne zaman varacağız?” diye sordu. Elif ise ağladı durdu. Murat bir ara direksiyonu sıkıca tuttu ve dişlerinin arasından “Bir gün de huzurla yolculuk yapalım,” dedi. İçimdeki umut biraz daha azaldı.
Otele vardığımızda, apartın sahibi Ayşe Hanım bizi karşıladı. “Hoş geldiniz, Emine Hanım! Çocuklarınız ne kadar tatlı!” dedi gülümseyerek. O an biraz olsun rahatladım. Belki de her şey yoluna girecek diye düşündüm.
İlk gün denize indik. Kerem kumda oynarken Elif’i kucağımda salladım. Murat ise gölgede telefonuyla oynuyordu. Yanımıza gelip “Biraz da sen ilgilen,” dedim ona. “Bütün yıl çalışıyorum, iki dakika dinleneyim,” dedi ters ters bakarak. İçimde bir öfke kabardı ama çocukların yanında tartışmak istemedim.
Akşam yemeğinde Murat’ın suratı asıktı. “Burada internet çekmiyor,” dedi sinirli bir şekilde. “Biraz da ailemizle ilgilen,” dedim alçak sesle. “Sen zaten her şeye karışıyorsun,” diye fısıldadı bana. O an gözlerim doldu ama kendimi tuttum.
Ertesi gün sabah erkenden kalktım. Çocuklara kahvaltı hazırladım, Murat’a kahve yaptım. Hep birlikte sahile indik. Kerem denize girmek istemedi, Elif ise kumdan nefret ettiğini söyledi. Murat ise gölgede oturup gazete okudu. Ben ise iki çocuğu aynı anda oyalamaya çalışırken ter içinde kaldım.
Bir ara Kerem’in sesi yükseldi: “Anne! Elif kovamı aldı!” Elif ağlamaya başladı. Murat ise hiç oralı olmadı. Sinirlerim iyice gerildi. “Murat, biraz yardım eder misin?” dedim çaresizce.
“Emine, ben çocuk bakmayı bilmiyorum ki! Sen daha iyi anlıyorsun,” dedi umursamazca.
O an içimde bir şeyler koptu. “Neden her şey benim üzerimde?” diye bağırdım istemsizce. Çevremizdeki aileler bize baktı yine. Murat kalktı ve hızla sahilden uzaklaştı.
Çocukları toparlayıp odaya döndüm. Elif uyudu, Kerem ise bana sarıldı: “Anne, babam bizi sevmiyor mu?”
O an gözyaşlarımı tutamadım. “Hayır oğlum, baban sizi çok seviyor… Sadece bazen büyükler yorulabiliyor,” dedim ama kendimi bile inandıramadım.
O akşam Murat geç geldi odaya. Sessizce yatağa uzandı, sırtını döndü bana. Ben ise pencerenin önünde oturup denizi izledim. Dalgaların sesiyle içimdeki fırtına birbirine karıştı.
Ertesi sabah Ayşe Hanım beni mutfakta yakaladı: “Her şey yolunda mı Emine Hanım? Çok yorgun görünüyorsunuz.”
Bir an duraksadım, sonra gözlerim doldu: “Ayşe Hanım… Mutlu olmak için geldik ama daha da yoruldum galiba.”
Ayşe Hanım elimi tuttu: “Bak kızım, ben de yıllarca böyle hissettim. Ama sonra anladım ki mutluluk başka yerde değil; insanın kendi içinde başlıyor.”
O gün çocuklarla birlikte yürüyüşe çıktık. Kerem bana çiçek topladı, Elif gülümsedi. O an kısa bir süreliğine de olsa huzur hissettim.
Tatilin son günü bavulları toplarken Murat yanıma geldi: “Emine… Belki de fazla beklentiye giriyoruzdur. Ben de yoruldum… Ama seni ve çocukları seviyorum.”
Başımı eğdim: “Bazen sadece yanında olduğunuzu hissetmek istiyorum.”
Murat sessizce elimi tuttu: “Belki bundan sonra daha çok deneyeceğim.”
Arabaya binerken çocuklar arka koltukta uyuyordu. Gözlerimi kapattım ve düşündüm: Mutluluk gerçekten başka şehirlerde mi saklı? Yoksa biz onu kendi içimizde bulmayı mı unuttuk?
Sizce mutluluk gerçekten bir tatilde ya da başka bir yerde bulunur mu? Yoksa insan önce kendi içinde mi aramalı?