Kaç, Zeynep, Kaç!

“Zeynep, kalk kızım! Misafirler geliyor, hala yatakta mısın?” Annemin sesi, sabahın köründe odama dolduğunda içimde bir şeyler kırıldı. Bugün nişan günüm. Herkesin hayalini kurduğu o büyük gün. Ama ben… Ben nefes alamıyorum. Yorganın altında gözlerimi sımsıkı kapatıp, zamanın akmasını bekliyorum. Annem kapıyı açıp içeri girdiğinde gözlerinde yaşlar var. “Bak, baban çok sinirli. Lütfen, bugün her şey yolunda gitsin.”

İçimden bir ses bağırıyor: Kaç, Zeynep! Kaç, daha geç olmadan! Ama ayaklarım yere çivilenmiş gibi. Annem saçlarımı tararken aynadan göz göze geliyoruz. “Anne,” diyorum kısık bir sesle, “Ben istemiyorum bu evliliği.” Annem başını öne eğiyor, elleri titriyor. “Biliyorum kızım,” diyor fısıltıyla. “Ama baban… Baban seni asla affetmez.”

Babamın sesi koridordan yankılanıyor: “Zeynep! Hazır mısın?” O an, çocukluğumdan beri süregelen korkularımın hepsi birden üstüme çöküyor. Babamın gölgesi hep üzerimdeydi. Onun istediği gibi bir kız olmalıydım: Sessiz, uslu, söz dinleyen. Ama ben içimde fırtınalar koparken nasıl susabilirim?

Nişan salonuna girdiğimde herkes bana bakıyor. Kuzenim Elif yanıma sokuluyor, kulağıma fısıldıyor: “Ne olur kaçalım buradan. Ben yanındayım.” Gözlerim doluyor. Elif’in elini sıkıca tutuyorum ama cesaretim yok. Herkesin gözü üzerimdeyken kaçmak… Ya babam? Ya annem?

Nişanlım Murat karşıma geçiyor. Gözlerinde bir parıltı yok. O da istemiyor aslında bu evliliği, biliyorum. Ama o da kendi ailesinin baskısı altında ezilmiş. İkimiz de aynı kafeste tutsak gibiyiz.

Murat’ın annesi, Fatma Teyze, yanıma gelip kulağıma eğiliyor: “Bak kızım, Murat iyi çocuktur. Seni üzmez. Bizim ailede boşanmak ayıptır, sakın aklından bile geçirme.” İçimden bir kahkaha atmak geliyor ama boğazımda düğümleniyor her şey.

Yüzükler takılırken ellerim buz gibi. Babam gözümün içine bakıyor: “Ailemizin adını kirletme Zeynep.” O an anlıyorum ki bu sadece benim hikayem değil; bu, annemin de hikayesi, Elif’in de, Murat’ın da… Hepimiz aynı zincirlerle bağlıyız birbirimize.

Gece boyunca herkes gülüp oynarken ben köşede oturuyorum. Elif yanıma geliyor: “Zeynep, bak bana… Mutlu musun?” Gözlerimden yaşlar süzülüyor. “Bilmiyorum Elif,” diyorum. “Belki de mutluluk bizim için değil.”

Ertesi sabah Murat’la baş başa konuşmak için buluşuyoruz. O da yorgun görünüyor. “Zeynep,” diyor, “Ben de istemiyorum bu evliliği ama ailem… Babam kalp hastası, annem ağlıyor sürekli…” Birlikte susuyoruz uzun süre.

Birden Murat’ın sesi titriyor: “Kaçalım mı?” Kalbim yerinden fırlayacak gibi oluyor ama korkuyorum. “Nereye gideceğiz Murat? Paramız yok, işimiz yok… Ailelerimiz ne olacak?”

O an anlıyorum ki biz sadece kendimiz için değil, ailelerimiz için de yaşıyoruz bu hayatı. Kendi mutluluğumuzu hep erteleyerek…

Düğün günü yaklaştıkça içimdeki sıkıntı büyüyor. Annem geceleri ağlıyor, babam ise daha da sertleşiyor. Bir gece annemi mutfakta yakalıyorum; elleriyle yüzünü kapatmış sessizce ağlıyor. Yanına gidip sarılıyorum: “Anne, ben mutlu olmayacağım böyle.” Annem gözyaşları içinde bana bakıyor: “Biliyorum kızım ama başka çaremiz yok.”

O gece sabaha kadar uyuyamıyorum. Pencereden dışarı bakarken içimdeki sesi dinliyorum: Kaç Zeynep! Kendi hayatını yaşa! Ama sonra babamın öfkesi, annemin çaresizliği gözümün önüne geliyor.

Düğün sabahı gelinliğimi giyerken aynada kendime bakıyorum. Yabancı biri var karşımda; gözleri korku dolu bir kız… Elif içeri giriyor: “Son şansın Zeynep. Kaçmak istiyorsan şimdi tam zamanı.”

Bir anlığına her şeyi bırakıp gitmek istiyorum ama kapının önünde babam bekliyor; gözleriyle beni izliyor. Elif’in elini sıkıca tutuyorum ama adım atamıyorum.

Düğün salonunda herkes gülüyor, oynuyor; ben ise içimde fırtınalarla boğuşuyorum. Nikah memuru soruyor: “Zeynep Yılmaz, hiçbir baskı altında kalmadan Murat Kaya ile evlenmeyi kabul ediyor musun?”

O an zaman duruyor sanki… Herkesin gözü üzerimde… Annemin gözleri yaşlı, babam ise öfkeyle bakıyor bana.

Boğazımda düğümlenen kelimelerle cevap veriyorum: “Evet…”

Alkışlar kopuyor ama ben içimde bir şeylerin öldüğünü hissediyorum.

Düğünden sonra odamda yalnız kaldığımda aynaya bakıyorum ve kendime soruyorum: “Gerçekten kendi hayatımı mı yaşıyorum? Yoksa başkalarının hayallerini mi?”

Siz olsaydınız ne yapardınız? Kaçar mıydınız yoksa kalıp savaşır mıydınız?