Boşanma mı? Ben Babamla Kalacağım!
“Yeter artık, Zeynep! Her sabah aynı şey!” Babamın sesi mutfaktan yükselirken, annemin titrek sesiyle cevap verdiğini duydum: “Seninle konuşmak imkânsız oldu, Cemil. Kızımızı da düşün biraz!”
O an, odamda yatağımın ucunda dizlerimi karnıma çekmiş, ellerimle kulaklarımı kapatmaya çalışıyordum. Ama ne yaparsam yapayım, o sesler sanki kalbimin içine işliyordu. On iki yaşındaydım ve hayatımda ilk defa, annemle babamın birbirine bu kadar yabancı olduğunu hissediyordum. Sanki evimizin duvarları bile soğumuştu.
O gün okula gitmek istemedim. Annem kapımı çaldı, “Elif, hadi kızım, geç kalacaksın,” dedi. Gözlerime bakmamaya çalışıyordu. Gözlerinin altı morarmıştı, uykusuzluktan mı yoksa ağlamaktan mı bilmiyorum. “Anne, hasta gibiyim,” dedim. Sesi titredi: “Bugün gitmesen de olur.”
Babam işe gitmek için kapıdan çıkarken bana döndü: “Akşam konuşacağız, Elif.” O an içimde bir şey koptu. Akşamı beklemek istemiyordum. Akşamlar artık korkutucuydu.
O gün annemle evde sessizce oturduk. Televizyon açıktı ama kimse izlemiyordu. Annem mutfağa gidip gelip bir şeylerle oyalanıyor, ben ise pencereden dışarı bakıyordum. Arkadaşlarım sokakta oynuyordu ama ben çıkmak istemedim. Sanki herkes bizim evdeki fırtınayı duyacakmış gibi utanıyordum.
Akşam oldu. Babam eve geldiğinde yüzü asıktı. Annem sofrayı hazırladı ama kimse yemek yemedi. Sonra babam sandalyesini geri çekip derin bir nefes aldı: “Elif, annenle konuşmamız lazım.”
Kalbim deli gibi atıyordu. Annem gözlerini kaçırdı. Babam devam etti: “Bazen insanlar anlaşamaz, kızım. Biz de annenle bir süredir sorunlar yaşıyoruz.”
“Boşanacak mısınız?” dedim birden, sesim çatladı. Annem ağlamaya başladı. Babam başını öne eğdi: “Evet, Elif.”
Dünya başıma yıkıldı sandım. O an ne hissettiğimi anlatamam; sanki içimde bir boşluk oluştu ve oradan soğuk bir rüzgar geçti.
Sonraki günler kabus gibiydi. Annemle babam ayrı odalarda kalmaya başladı. Evde sürekli bir gerginlik vardı. Okulda öğretmenim gözlerimin şiş olduğunu fark etti: “Bir sorun mu var Elif?” dediğinde ağlamamak için kendimi zor tuttum.
Bir akşam babam yanıma geldi: “Elif, sana bir şey soracağım,” dedi. “Biz ayrılınca kiminle kalmak istersin?”
O an donup kaldım. Annemin gözleri doldu, bana bakıyordu. Babam ise umutla cevap bekliyordu. Ne diyebilirdim ki? Annemi de babamı da seviyordum ama içimde bir ses, “Babamla kalmak istiyorum,” diyordu. Çünkü annem son zamanlarda çok üzgündü ve ben onun yanında kendimi daha da kötü hissediyordum.
“Babamla kalmak istiyorum,” dedim fısıltıyla.
Annem ağlamaya başladı, odadan çıktı. Babam ise beni kucakladı ama o da ağlıyordu. O an anladım ki bu seçim kimseyi mutlu etmeyecekti.
Akrabalarımız aramaya başladı: “Elif’i annesinden ayırmayın,” diyenler oldu. Babaannem ise “Torunum erkek elinde büyümesin,” diye bağırdı telefonda. Herkes kendi doğrusunu söylüyordu ama kimse bana ne hissettiğimi sormuyordu.
Bir gün okuldan eve dönerken arkadaşım Derya yanıma yaklaştı: “Senin evde neler oluyor?” dedi fısıldayarak. Herkes duymuştu demek ki… Utandım, başımı eğdim: “Annemle babam ayrılıyor.”
Derya sarıldı bana: “Benim de dayım boşandı geçen yıl. Çok zor ama geçiyor,” dedi. O an biraz rahatladım ama yine de içimdeki boşluk dolmadı.
Bir akşam annem yanıma geldi: “Elif, seni çok seviyorum kızım,” dedi gözleri yaşlı. “Biliyorum anne,” dedim ama ona sarılmaya cesaret edemedim. Çünkü ona sarılırsam ağlayacağımı biliyordum.
Babamla yeni bir eve taşındık. O evde her şey yeniydi ama hiçbir şey eskisi gibi değildi. Babam işten geç geliyordu, ben ise akşamları yalnız yemek yiyordum. Annemi özlüyordum ama ona telefon açmaya utanıyordum; sanki onu terk etmişim gibi hissediyordum.
Bir gece rüyamda annemi gördüm; bana el sallıyordu ama sesi çıkmıyordu. Uyandığımda ağlıyordum.
Okulda notlarım düşmeye başladı. Öğretmenim beni rehberlik servisine yönlendirdi. Orada psikolojik danışmanımız Ayşe Hanım’la konuştum. “Elif, bu senin suçun değil,” dedi bana yumuşak bir sesle. Ama yine de kendimi suçlu hissediyordum.
Bir gün babama sordum: “Anneyle neden ayrıldınız?”
Babam sustu uzun süre, sonra başını eğdi: “Bazen insanlar birbirini üzmemek için ayrılır Elif,” dedi.
Ama ben biliyordum; annemle babam birbirini çok üzmüştü zaten.
Bir gün annem aradı: “Elif, seni çok özledim kızım,” dedi telefonda ağlayarak. O an dayanamadım: “Ben de seni özledim anne!” dedim ve hüngür hüngür ağladık.
Babam eve geldiğinde gözlerim şiştiği için hemen anladı: “Annenle mi konuştun?” dedi sessizce.
Başımı salladım.
Babam yanıma oturdu: “Elif, anneni istediğin zaman görebilirsin kızım,” dedi ve ilk defa bana sarıldı.
O an anladım ki; ne annemi ne de babamı tamamen kaybetmemiştim ama çocukluğumu kaybetmiştim sanki.
Şimdi bazen düşünüyorum; acaba başka türlü olamaz mıydı? Aileler neden çocuklarını böyle seçimlere zorlar? Sizce çocuklar gerçekten kimi seçebilir mi? Yoksa hep bir taraf eksik mi kalır?