Beni Yalnız Bırakma Baba: Bir Anadolu Evinin Sessiz Çığlığı

“Sakın sesini çıkarma, Elif!” Babamın sesi mutfakta yankılandı. Annem gözlerini yere indirdi, ben ise elimdeki defteri sımsıkı tuttum. O an, nefes almak bile suçmuş gibi hissettim. Babamın öfkesiyle büyüdüm ben; evimizin duvarları onun bağırışlarıyla titrerdi. Annemle birlikte evde hep sessizliğe gömülürdük. Dışarıda herkesin sevdiği, güler yüzlü bir adam olan babam, kapı kapandığında bambaşka birine dönüşürdü.

Benim adım Hande. 17 yaşındayım ve Kayseri’nin kenar mahallelerinden birinde büyüdüm. Babam Mahmut Bey, mahallede saygı duyulan bir esnaftı. Herkes onu çok severdi; çocuklara şeker dağıtır, yaşlılara yardım ederdi. Ama bizim evimizde, annemle bana karşı hep soğuk ve mesafeliydi. Annem Elif Hanım ise sessiz, içine kapanık bir kadındı. Babamdan korkardı; onun yanında asla yüksek sesle konuşmazdı.

Bir gün okuldan eve dönerken, arkadaşım Zeynep’le yolda karşılaştım. “Hande, baban dün bizim dükkâna uğradı. Ne kadar tatlı biri! Seninle ne kadar gurur duyuyordur kim bilir,” dedi. İçimden bir kahkaha atmak geldi ama sadece gülümsedim. Kimseye anlatamazdım evde yaşadıklarımızı. Çünkü babamın iki yüzü vardı: Biri dışarıya, biri bize.

Akşam yemeğinde yine aynı sessizlik hâkimdi. Babam tabağındaki yemeği karıştırırken anneme döndü: “Çorba neden tuzlu? Kaç kere söyledim sana!” Annem başını eğdi: “Affedersin Mahmut Bey, bir dahaki sefere dikkat ederim.” Ben ise içimden bağırmak istedim: “Yeter artık!” Ama dilim tutuldu. Çünkü biliyordum; karşı çıkarsam annem daha çok üzülürdü.

Bir gece, odama kapanıp ağlarken annem yanıma geldi. Saçımı okşadı: “Kızım, baban aslında kötü biri değil. Sadece… hayat ona da zor davranmış.” O an anneme sarıldım ama içimdeki öfke dinmedi. Neden sadece bize böyleydi? Neden dışarıda herkesin sevgilisi olan adam, evde canavara dönüşüyordu?

Lisede son senemdi ve üniversite sınavına hazırlanıyordum. Babam bana hiç destek olmadı. “Kız kısmı okuyup da ne olacak? Evlenirsin, gidersin,” derdi hep. Ama ben başka bir hayat istiyordum. Annem gizlice bana destek olurdu; geceleri çay getirir, ders çalışırken yanımda otururdu.

Bir gün okuldan eve erken döndüm. Kapıyı açınca babamın anneme bağırdığını duydum: “Senin yüzünden herkes bana acıyor! Kızın da başına buyruk oldu!” Annem ağlıyordu. Dayanamadım, içeri daldım: “Yeter baba! Anneme bağırma!” Babam bir an sustu, gözleriyle beni delip geçti. “Sen de mi bana karşı geliyorsun?” dedi. O an korkudan titredim ama geri adım atmadım.

O gece annemle birlikte odama kapandık. Annem sessizce ağladı, ben ise ilk kez babama karşı çıkmanın garip bir gururunu hissettim. Ama aynı zamanda korkuyordum; ya anneme bir şey olursa?

Bir süre sonra babam daha da içine kapandı. Evdeki sessizlik daha da ağırlaştı. Annem hastalandı; doktora gitmek istemedi ama ben ısrar ettim. Babam ilgilenmedi bile. Hastanede annem bana bir sır verdi: “Babanın çocukluğu çok zordu kızım. Dedesi ona çok kötü davranırmış. Belki de bu yüzden böyle…”

O an babama karşı hissettiğim öfke yerini acıya bıraktı. Onun da yaraları vardı demek ki… Ama bu, yaptıklarını affetmem için yeterli miydi? Annemin hastalığı ilerledi; ben ise üniversite sınavını kazandım ama sevinemedim.

Bir akşam babamla baş başa kaldık. Cesaretimi topladım: “Baba, neden bize böyle davranıyorsun? Neden dışarıda herkese iyi olup evde bize kötüsün?” Babam bir süre sustu, sonra gözleri doldu: “Ben de bilmiyorum Hande… Belki de sevmeyi hiç öğrenemedim.” O an ilk kez babamı zayıf gördüm.

Annem hastanede vefat ettiğinde babam ağladı; ilk kez onu bu kadar çaresiz gördüm. Ben ise içimde kocaman bir boşlukla kaldım. Üniversiteye gitmeden önce babama veda ettim: “Baba, ben seni affedemem belki ama anlamaya çalışacağım.” O ise sadece başını eğdi.

Şimdi Ankara’da yeni bir hayata başladım ama geçmişim peşimi bırakmıyor. Her gece annemi düşünüyorum; babama ise hâlâ kızgın mıyım yoksa üzgün müyüm bilmiyorum.

Sizce insan geçmişinin esiri olmadan değişebilir mi? Affetmek mi zor, anlamak mı? Yorumlarınızı bekliyorum.