Beni Hayal Kırıklığına Uğratma: Bir Türk Kızının Sessiz Çığlığı

“Sakın beni hayal kırıklığına uğratma, Elif!” Babamın sesi mutfağın duvarlarında yankılandı. Annem, elleriyle önlüğünün ucunu buruştururken yere bakıyordu. O an, içimde bir şeyin kırıldığını hissettim. Yine bir sınav sonucu, yine bir öfke patlaması… Oysa dışarıda, komşuların yanında babam başka biriydi. Gülümseyen, şakalaşan, yardımsever… Ama evin kapısı kapandığında, o adam kaybolur; yerini asık suratlı, bağıran birine bırakırdı.

Küçüklüğümden beri babamın sevgisini kazanmak için uğraştım. Her karne günü, elimde notlarım titreyerek eve dönerdim. Annem gözlerime bakar, “İyi yaptın kızım,” derdi fısıltıyla. Ama babam? O sadece eksiklere bakardı. “Matematik neden beş değil? Neden en iyisi sen olamıyorsun?”

Bir gün, ilkokuldayken, okuldan eve dönerken arkadaşım Zeynep’in babasıyla karşılaştık. Adam beni görünce gülümsedi, “Aferin Elif, annen hep senden övgüyle bahsediyor,” dedi. O an içimden geçen tek şey şuydu: Keşke benim babam da bana böyle baksa…

Annemle babam arasında hep bir mesafe vardı. Annem, babamın yanında konuşmaz; ne derse başını sallar geçerdi. Bir keresinde anneme sordum: “Anne, babam beni sevmiyor mu?” Gözleri doldu, bana sarıldı ama cevap vermedi.

Yıllar geçti, ortaokul bitti, liseye başladım. Babamın baskısı daha da arttı. Sanki her geçen yıl daha da uzaklaşıyorduk. Bir gün, odama kapanmış ağlıyordum. Annem sessizce yanıma geldi. “Kızım,” dedi titrek bir sesle, “baban seni seviyor ama kendi sevgisini göstermeyi bilmiyor.” O an annemin de bana yalan söylediğini düşündüm. Çünkü bir insan sevdiğini böyle kırar mıydı?

Lisede hayatım değişti. Sınıfımızda yeni bir rehber öğretmen başladı: Ayşe Hanım. Bir gün beni odasına çağırdı. “Elif,” dedi, “son zamanlarda çok içine kapanıksın. Bir sorun mu var?” İlk başta hiçbir şey söylemedim. Ama sonra gözyaşlarımı tutamadım ve her şeyi anlattım.

Ayşe Hanım bana sarıldı. “Bazen aileler sevgilerini yanlış yollarla gösterirler,” dedi. “Ama senin suçun değil.” O günden sonra okula gitmek benim için bir kaçış oldu. Evdeki baskıdan uzaklaşmak için derslere daha çok asıldım.

Bir gün, okuldan eve döndüğümde annemi ağlarken buldum. Babam yine bağırmıştı. O an dayanamadım ve babama karşı ilk kez sesimi yükselttim: “Yeter artık! Neden bize böyle davranıyorsun?” Babam bir an durdu, gözleriyle bana baktı ama hiçbir şey söylemedi. O gece evde sessizlik hâkimdi.

Bir hafta sonra, annemle mutfakta otururken kapı çaldı. Babam işten erken gelmişti. Suratında alışık olmadığım bir yorgunluk vardı. Sessizce masaya oturdu ve ilk kez bana dönüp şöyle dedi: “Elif, ben de kolay büyümedim. Benim babam da bana hiç sarılmazdı.” O an anladım ki babam da kendi yaralarını bize yansıtıyordu.

Ama bu açıklama içimdeki boşluğu doldurmadı. Çünkü ben de sevgisiz büyüyordum ve bu zincirin kırılması gerekiyordu.

Üniversite sınavına hazırlanırken babamın baskısı daha da arttı. Her gün aynı cümle: “Beni hayal kırıklığına uğratma!” Sanki onun bütün hayatı benim başarım üzerine kurulmuştu.

Bir gün sınavdan düşük not aldım ve eve gitmeye korktum. Okulun bahçesinde otururken Zeynep yanıma geldi. “Elif,” dedi, “senin suçun değil ki! Babanın beklentileri gerçekçi değil.” O an ağlamaya başladım ve Zeynep’in omzunda saatlerce sustum.

Sınav günü geldiğinde ellerim titriyordu. Sınavdan çıktığımda ne hissettiğimi bile bilmiyordum. Eve döndüğümde babam kapıda bekliyordu. Gözlerimin içine baktı: “Nasıl geçti?” Yalan söyledim: “İyiydi.” Çünkü kötü geçtiğini söylesem yine aynı şeyleri yaşayacaktık.

Sonuçlar açıklandığında istediğim bölümü kazanamamıştım. Annem ağladı, ben ağladım… Babam ise sessizce odasına çekildi. O gece ilk kez babamın ağladığını duydum.

Aylar geçti, evdeki sessizlik devam etti. Bir gün babam yanıma geldi ve elime eski bir fotoğraf verdi: Babasıyla çekilmiş bir çocukluk fotoğrafıydı. “Ben de sevilmek isterdim,” dedi kısık sesle.

O an içimdeki öfke yerini acıya bıraktı. Belki de hepimiz sevilmek istiyorduk ama bunu nasıl yapacağımızı bilmiyorduk.

Şimdi üniversitedeyim ve hâlâ o eski yaralarımı taşıyorum. Ama artık biliyorum ki zinciri kırmak benim elimde.

Peki sizce; çocuklarımıza sevgimizi göstermekten neden bu kadar korkuyoruz? Sevgi göstermek zayıflık mı? Yoksa asıl güç, kırık dökük de olsa birbirimize sarılmakta mı?