Bir Tutam Acı: Bir Akşam Kapıda Beliren Polis ve Alt Komşunun Gölgesi
“İyi akşamlar, hanımefendi. Alt komşunuzdan yüksek ses ve tartışma ihbarı aldık. İçeri girebilir miyim?”
Kapının önünde duran mahalle bekçisinin sesi, içimdeki tüm korkuları bir anda su yüzüne çıkardı. Ellerim titriyordu; ama bu titreme, bekçiden değil, arkamda odasında ağlayan kızım Elif’ten ve salonda hâlâ öfkeyle volta atan eşim Murat’tandı. “Tabii,” dedim kısık bir sesle, “Sadece kızımı biraz sakinleştireyim.”
Bekçi kapının önünde beklerken, Elif’in odasına koştum. Onun minik ellerini tuttum, gözyaşlarını sildim. “Anne, yine mi kavga ettiniz?” diye fısıldadı. Cevap veremedim. Sadece sarıldım. O an, Elif’in gözlerindeki korkunun aynısını kendi çocukluğumda annemin gözlerinde gördüğümü hatırladım.
Salona döndüğümde Murat hâlâ sinirliydi. “Kimmiş o alt komşu? Yine mi burnunu sokuyor bizim işimize?” diye bağırdı. Bekçi içeri girdiğinde Murat’ın sesi bir anda değişti; yüzüne sahte bir gülümseme yerleşti. “Buyurun memur bey, yanlış anlaşılma olmuştur. Çocuk biraz huysuzlandı, o yüzden ses oldu.”
Bekçi gözlerini bana çevirdi. Göz göze geldik. Bir an için yardım isteyip istemediğimi anlamaya çalıştı sanki. Ama ben başımı eğdim. Çünkü yıllardır öğrendiğim tek şey vardı: Susmak. Mahallede kadınların konuşması ayıptı, hele ki kocasını şikayet etmek…
Bekçi kısa bir uyarı yaptıktan sonra gitti. Kapı kapanınca Murat bana döndü: “Bak gördün mü? Yüzümü yere düşürdün! Herkesin diline düştük!”
O gece Elif’le aynı yatağa girdim. Onun saçlarını okşarken kendi annemi düşündüm. Babam da anneme bağırırdı; annem de susardı. O zamanlar anlamazdım; şimdi ise her şeyi iliklerime kadar hissediyordum.
Ertesi sabah apartmanda herkesin bakışları üzerimdeydi. Alt komşumuz Şengül Hanım markette önüme geçti, “Gece ne oldu öyle? Çocuğunuzun psikolojisi bozulacak vallahi,” dedi. Cevap veremedim yine. Sanki herkesin gözünde suçlu bendim.
O gün iş yerinde de huzur bulamadım. Müdürüm Zeynep Hanım bana bakıp, “Biraz solgunsun, iyi misin?” diye sordu. Yalan söyledim: “Biraz uykusuzum.”
Akşam eve dönerken markette kasada çalışan genç kız bana fısıldadı: “Ablacım, istersen kadın dayanışma derneğinin numarasını vereyim.” O an gözlerim doldu ama yine de başımı salladım: “Gerek yok, sağ ol.”
Eve geldiğimde Murat yoktu. Elif ödevlerini yapıyordu. Sessizliği fırsat bilip mutfağa geçtim, çay koydum ve pencereden dışarı baktım. Karşı apartmanın balkonunda çocuklar oynuyordu; kahkahaları bizim evin duvarlarına çarpıp kayboluyordu.
Telefonum çaldı; arayan annemdi. “Kızım, iyi misin? Dün gece Şengül aradı, bir şeyler olmuş.” Annemin sesinde endişe vardı ama aynı zamanda çaresizlik de… Ona da yalan söyledim: “Her şey yolunda anne.”
O gece Murat eve geç geldi; sarhoştu. Yine tartışma çıktı. Bu sefer Elif kapısını kilitledi; ben ise mutfağa kaçtım. Murat’ın öfkesi duvarlara çarpıp bana geri dönüyordu.
Ertesi sabah Elif okula gitmek istemedi. “Karnım ağrıyor,” dedi ama biliyordum ki asıl ağrı kalbindeydi.
O gün iş çıkışı eve gitmek istemedim. Sahilde yürüdüm; martıların çığlıkları arasında kendi sessizliğimi dinledim. Bankta otururken yanımda yaşlı bir kadın oturdu; elinde eski bir poşet vardı, içinde ekmek kırıntıları… Kuşlara attı ve bana döndü: “Kızım, insan bazen konuşmalı. Yoksa içindeki acı büyür büyür, bir gün patlar.”
O gece eve döndüğümde Murat yine yoktu. Elif’le birlikte yemek yedik; sessizce televizyon izledik. Sonra Elif bana sarıldı: “Anne, neden hep susuyorsun?”
O an gözyaşlarımı tutamadım. Elif’in saçlarına sarılıp ağladım. “Bilmiyorum kızım… Belki de korkuyorum.”
Ertesi gün cesaretimi topladım ve kadın dayanışma derneğini aradım. Telefonda genç bir kadın çıktı: “Yalnız değilsiniz,” dedi.
Ama mahalledeki dedikodular bitmedi; Şengül Hanım apartman toplantısında yine laf soktu: “Çocuklarımıza kötü örnek oluyorsunuz.”
Bir akşam Murat eve geldiğinde valizimi hazırlamıştım. Elif’in elini tuttum ve kapıya yöneldim.
Murat arkamızdan bağırdı: “Nereye gidiyorsunuz? Herkesin diline düşeceksiniz!”
Durdum ve ilk defa ona baktım: “Zaten herkesin dilindeyiz Murat! Ama artık kendi hayatımızı yaşayacağız.”
O gece Elif’le birlikte annemin evine gittik. Annem kapıyı açınca gözyaşlarıyla sarıldı bize.
Şimdi yeni bir hayata başlıyoruz; kolay değil ama en azından korkmadan nefes alabiliyoruz.
Bazen geceleri hâlâ düşünüyorum: Acaba susmak mı daha kolaydı, yoksa konuşmak mı? Siz olsaydınız ne yapardınız?