Sessizliğin Gölgesinde: Bir Çocukluğun Kayıp Eşyaları
“Anne, peluş ayılarım nerede?” diye bağırdım, gözlerim odanın dört bir yanında telaşla geziniyordu. Bir gecede, odamın sıcaklığı yerini soğuk ve yabancı bir düzene bırakmıştı. Raflarda dizili olan Kinder Sürpriz figürlerim de yoktu. “Anne, onlar da yok! Hani şu küçük tavşan, ayıcık, hepsi nereye gitti?”
Annemin sesi mutfaktan yankılandı, alışık olduğum o yumuşak tonundan eser yoktu: “Onları teyzene verdim, Zeynep’in torunu çok seviyor böyle şeyleri. Hem sen büyüdün artık, oyuncaklarla ne işin var?”
Bir an için nefesim kesildi. Sanki odamdan değil, içimden bir şeyler sökülüp alınmıştı. O an annemin gözlerinin içine bakmak istedim ama o, bulaşık makinesine eğilmişti. Sanki bu konuşma hiç olmamış gibi davranıyordu. O an anladım ki, bizim evde bazı şeyler konuşulmazdı; kayıplar sessizce yaşanırdı.
O gün, çocukluğumun en değerli parçalarını kaybettim. Ama asıl kayıp, annemle aramızdaki o görünmez duvardı. Her şeyin başladığı gündü belki de.
Yıllar geçti. Liseye başladığımda, annemle aramızdaki mesafe daha da büyüdü. Babam zaten işten geç gelirdi; eve geldiğinde ya televizyonun karşısında uyuklar ya da telefonuyla uğraşırdı. Annem ise evin içinde sessizce dolaşır, bazen bana bakar ama hiçbir şey söylemezdi. Ben de ona hiçbir şey anlatmazdım. Sanki aramızda görünmez bir anlaşma vardı: Duygularımızı saklayacak, hiçbir şeyi açıkça konuşmayacaktık.
Bir gün okuldan eve döndüğümde annemi mutfakta ağlarken buldum. Gözyaşlarını silerken beni fark etti ve hemen yüzünü topladı. “Bir şey yok kızım, soğan doğradım,” dedi. O an içimde bir şeyler kırıldı. Annemin acısını görebiliyordum ama ona ulaşamıyordum.
O akşam sofrada yine sessizlik hakimdi. Babam haberleri izliyor, annem ise çatalıyla tabağında oynuyordu. Dayanamadım, “Anne, neden hiç konuşmuyoruz?” dedim. Annem başını kaldırmadan, “Ne konuşalım ki?” diye mırıldandı. Babam ise kaşlarını çattı: “Yine neyin var Elif?”
O an sofradan kalkıp odama koştum. Kapıyı kapattım ve yatağıma uzandım. İçimde bir boşluk vardı; anlatamadığım, kimseye gösteremediğim bir boşluk.
Üniversiteye başladığımda İstanbul’a taşındım. Evden uzaklaşmak bana iyi gelecek sandım ama yanılmıştım. Her gece yatağa yattığımda çocukluğumun o kayıp peluş ayılarını düşündüm. Onlar sadece oyuncak değildi; annemin bana olan sevgisinin küçük simgeleriydi sanki. Şimdi ise her şey eksikti.
Bir gün annem aradı. “Kızım, nasılsın? Bir şeye ihtiyacın var mı?” dedi. Sesinde alışılmadık bir tedirginlik vardı. “İyiyim anne,” dedim ama aslında iyi değildim. Ona anlatmak istedim; çocukken yaşadığım o kaybı, aramızdaki sessizliği… Ama kelimeler boğazımda düğümlendi.
Bir süre sonra babam hastalandı. Kanser teşhisi konduğunda ailece yıkıldık. Annem daha da içine kapandı; ben ise her hafta sonu eve gitmeye başladım. Evdeki hava ağırdı; kimse duygularını açıkça ifade etmiyordu. Babamın hastalığı ilerledikçe annemle daha çok vakit geçirmeye başladık ama aramızdaki mesafe hiç azalmadı.
Bir akşam annemle çay içerken cesaretimi topladım: “Anne, çocukken neden hiçbir şeyi konuşmazdık? Neden duygularımızı hep sakladık?”
Annem uzun süre sustu. Sonra gözleri doldu: “Ben de bilmiyorum kızım… Belki de öyle öğrendik biz… Benim annem de hiç konuşmazdı… Kendi acımı bile anlatamadım sana.”
O an annemin de benim kadar yalnız olduğunu fark ettim. Belki de bu sessizlik nesilden nesile aktarılan bir mirastı.
Babamı kaybettikten sonra annem daha da içine kapandı. Ben ise kendi hayatımı kurmaya çalıştım ama içimdeki o eksiklik hiç geçmedi. Ne zaman mutlu olsam ya da bir başarı elde etsem, içimde bir ses hep şunu fısıldadı: “Bunu anneme anlatamayacağım.”
Yıllar sonra kendi çocuğum olduğunda ona söz verdim: Hiçbir şeyi saklamayacağım, duygularımızı açıkça konuşacağız. Ama bazen kendimi yine susarken buluyorum; annemin bana bıraktığı o sessizliği istemeden de olsa oğluma aktarıyorum gibi hissediyorum.
Şimdi dönüp baktığımda şunu soruyorum kendime: Biz neden duygularımızı bu kadar saklamak zorunda kaldık? Sessizlik gerçekten koruyucu mu, yoksa en büyük kaybımız mı? Sizce ailede konuşulmayanlar zamanla insanın ruhunu kemirir mi?