Bir Sabah Her Şey Değişti: Kaybolan Oyuncaklar ve Kırık Güven

“Anne, oyuncaklarım nerede?” diye bağırdım, gözlerim dolmuştu. O sabah odamın kapısını açtığımda, her şeyin yerli yerinde olmasını bekliyordum. Ama raflar bomboştu. Yastığımın altındaki peluş ayım bile yoktu. Sanki birileri gecenin bir yarısı gizlice girip çocukluğumu çalmıştı. Annem mutfakta çay doldururken, yüzüme bile bakmadan, “Onları Hande Teyzene verdim. Onun torunu çok seviyor böyle şeyleri,” dedi. Sesi öyle sakindi ki, sanki verdiği şeyler benim en değerli anılarım değilmiş gibi.

O an içimde bir şey koptu. “Ama anne, onlar benimdi! Benim oyuncaklarım!” diye haykırdım. Babam gazeteyi indirdi, “Kızım, abartma. Zaten büyüdün artık,” dedi. O an anladım ki, bu evde duygularımın hiçbir önemi yoktu. O gün, çocukluğumun bir kısmı annemin ellerinde kayboldu. O günden sonra her sabah uyandığımda, odamda bir şeylerin eksik olduğunu hissettim. Sadece oyuncaklarım değil, güvenim de gitmişti.

Günler geçti, ama içimdeki boşluk büyüdü. Okulda arkadaşlarım yeni oyuncaklarından bahsederken ben sessizce dinliyordum. Bir gün Zeynep bana, “Senin hiç mi oyuncağın yok?” diye sorduğunda gözlerim doldu. “Vardı… Annem verdi,” dedim kısık sesle. O an Zeynep’in yüzündeki şaşkınlığı hiç unutamam. Eve döndüğümde anneme tekrar sordum: “Neden bana sormadan verdin?” Annem ellerini yıkarken, “Kızım, evde yer yoktu. Hem artık büyüdün,” dedi. Ama ben büyümemiştim; sadece büyümeye zorlanmıştım.

O günden sonra annemle aramda görünmez bir duvar örüldü. Ne zaman bir şeye bağlansam, elimden alınacak korkusuyla yaşıyordum. Liseye başladığımda, odamı kendim düzenlemek istedim. Annem yine karıştı: “Şu eski defterleri atıyorum.” “Hayır!” diye bağırdım istemsizce. Babam yine araya girdi: “Kızım, annen doğru söylüyor.” Ama kimse bana sormuyordu; kimse hislerimi önemsemiyordu.

Bir gün Hande Teyze bize geldi. Yanında küçük torunu Elif vardı. Elif’in elinde benim eski peluş ayım vardı! Gözlerime inanamadım. Elif bana sarıldı: “Bak ne güzel oyuncak!” dedi gülerek. O an içimde hem öfke hem de suçluluk hissettim. Elif’in mutluluğu karşısında susmak zorunda kaldım ama anneme bakarken gözlerim doldu.

O gece babamla tartıştık. “Baba, neden kimse bana sormuyor? Neden hep başkaları için fedakarlık yapmam bekleniyor?” dedim ağlayarak. Babam sustu, sonra başını eğdi: “Biz de böyle gördük kızım… Bizim zamanımızda çocuklara sorulmazdı.”

O an anladım ki, bu sadece benim aileme özgü bir şey değildi; belki de bütün Türk ailelerinde çocukların duyguları hep ikinci plandaydı. Ama bu adaletli miydi? Benim hislerim neden hep görmezden geliniyordu?

Üniversiteye başladığımda başka bir şehirde yaşamaya başladım. Kendi odamı kendim düzenledim; kimse eşyalarıma dokunmuyordu artık. Ama içimdeki o açıklama ihtiyacı hiç geçmedi. Her yeni eşya aldığımda, bir gün yine elimden alınacakmış gibi tedirgin oluyordum.

Bir gün annem aradı: “Kızım, odanı topladım; eski kitaplarını komşunun oğluna verdim.” O an yine aynı çaresizliği hissettim. Yıllar geçmişti ama annem hâlâ bana sormadan karar veriyordu.

Bir akşam cesaretimi topladım ve annemi aradım: “Anne, lütfen artık bana sormadan hiçbir eşyamı başkasına verme! Bu beni çok üzüyor,” dedim titreyen bir sesle. Annem önce sustu, sonra “Kızım, ben senin iyiliğini düşünüyorum,” dedi. Ama ben iyiliğimin ne olduğunu kendim belirlemek istiyordum.

Yıllar geçti; mezun oldum, iş buldum, kendi evime çıktım. Ama hâlâ bazen rüyalarımda odam bomboş oluyordu; her şeyim kaybolmuştu ve ben annemi bulup hesap soramıyordum.

Geçenlerde Elif büyümüş, üniversiteyi kazanmış. Hande Teyze aradı: “Elif senin eski ayını hâlâ saklıyor,” dedi gururla. İçimde tuhaf bir burukluk hissettim; belki de bazı eşyalar başkalarına mutluluk getirmişti ama benim içimdeki boşluğu kimse dolduramamıştı.

Şimdi kendi çocuğum var ve ona söz verdim: Onun hiçbir eşyasına izinsiz dokunmayacağım; ona hep soracağım ve duygularını önemseyeceğim.

Bazen düşünüyorum: Acaba ailem bana biraz daha anlayışlı davransaydı, bugün daha güvenli ve huzurlu biri olabilir miydim? Sizce çocukların duyguları aile içinde yeterince önemseniyor mu? Yoksa biz de aynı hataları tekrar mı ediyoruz?