Kendi Eleştirimin Kurbanı: Bir Ailenin Sessiz Savaşı
“Sen yine mi börek yedin, Zeynep?” diye bağırdım mutfağın kapısından. Annem, babamın sesini duymasın diye kısık sesle cevap verdi: “Bir dilim yedim sadece, Halil.” O an yüzümdeki öfkeyi saklayamadım. Yıllardır evde oturup kilo aldığı için Zeynep’i suçluyordum. Sanki bütün hayatımızın yükü onun kilolarındaydı. Oysa ben işten eve yorgun dönüp koltuğa uzanırken, o gün boyu çocuklarla uğraşıyor, evin işini çekiyordu. Ama ben bunu görmek istemedim.
Bir gün, Zeynep’in gözleri dolu dolu bana baktığını hatırlıyorum. “Halil, ben de insanım. Senin gibi yoruluyorum, üzülüyorum. Neden bana böyle davranıyorsun?” dedi. O an içimde bir şeyler kırıldı ama gururumdan geri adım atmadım. “Kendine bakarsan ben de böyle konuşmam!” dedim. O gece aramızda soğuk bir duvar örüldü.
Aylar geçti. Zeynep bir gün bana iş bulduğunu söyledi. Bir tekstil atölyesinde çalışacaktı. Önce karşı çıktım: “Çocuklara kim bakacak? Ev ne olacak?” dedim. Ama o kararlıydı. “Ben de insanım, Halil. Biraz nefes almak istiyorum.” dedi ve işe başladı.
İlk haftalar zor geçti. Evde yemekler aksadı, çocuklar huysuzlandı. Ama Zeynep’in yüzünde bir ışık vardı artık. Sabahları erken kalkıp hazırlanıyor, aynada kendine bakıp hafifçe gülümsüyordu. İşe başladığından beri kilo vermeye de başlamıştı. Arkadaşları olmuştu, akşamları eve geldiğinde bana anlattığı hikâyelerle gözleri parlıyordu.
Bir akşam, çocuklar uyuduktan sonra salonda otururken Zeynep bana döndü: “Halil, farkında mısın? Artık kendimi daha iyi hissediyorum.” dedi. İçimde bir kıskançlık hissettim. Onun değişimi beni rahatsız ediyordu. O mutlu oldukça ben daha da içine kapanıyordum.
İş yerinde işler kötüye gitmeye başladı. Patronum maaşları geciktiriyor, iş yükü artıyordu. Stresle baş edemeyip sigaraya başladım, akşamları da abur cubura sarıldım. Kısa sürede ben de kilo almaya başladım. Pantolonlarım dar geliyordu, nefesim çabuk kesiliyordu ama umursamıyordum.
Bir sabah aynada kendime baktım; göbeğim sarkmış, yüzüm şişmişti. O an Zeynep’in yıllarca hissettiklerini anladım. Utandım, ama bunu ona söyleyemedim.
Zeynep artık bana eskisi gibi bakmıyordu. Akşamları telefonda arkadaşlarıyla konuşuyor, bana mesafeli davranıyordu. Çocuklar bile annelerine daha çok sokuluyordu. Evdeki yalnızlığım büyüdükçe büyüdü.
Bir gün annem aradı: “Oğlum, Zeynep’i üzme. Kadıncağız çalışıyor, çocuklara bakıyor, bir de senin lafını çekiyor.” dedi. Annemin bile bana kızması gururumu incitti ama haklıydı.
Bir akşam sofrada Zeynep’e sordum: “Beni hala seviyor musun?” Gözlerini kaçırdı: “Halil, ben yıllarca senin sevgini kazanmak için uğraştım ama hep eleştirildim. Şimdi kendimi bulmaya çalışıyorum.” dedi.
O gece sabaha kadar uyuyamadım. Kendi ellerimle kurduğum bu mesafeyi nasıl kapatacağımı düşündüm durdum. Sabah işe giderken aynada kendime baktım ve ilk defa gözlerimin içine dürüstçe baktım: “Sen ne yaptın Halil?”
İş yerinde arkadaşım Murat’la dertleştim: “Kardeşim, eşin değişince sen de değişmek zorundasın,” dedi. “Yoksa elindekini kaybedersin.”
Eve döndüğümde Zeynep’i mutfakta ağlarken buldum. Yanına oturdum: “Sana çok haksızlık ettim,” dedim titreyen bir sesle. “Beni affedebilir misin?”
Zeynep gözyaşlarını sildi: “Affetmek kolay değil Halil,” dedi. “Ama değişmek istiyorsan birlikte yeniden başlayabiliriz.”
O günden sonra her şey bir anda düzelmedi tabii ki. Ama ben ilk defa kendimi değiştirmek için çaba gösterdim. Akşamları çocuklarla oynadım, Zeynep’e yardım ettim, birlikte yürüyüşe çıktık. Kilo vermek kolay olmadı ama asıl zor olan içimdeki önyargıları bırakmaktı.
Şimdi bazen geçmişi düşünüyorum da… Acaba en çok kimi kırdım? Eşimi mi, kendimi mi? Sizce insan en çok hangi hatasını affedebilir? Yoksa bazı yaralar asla kapanmaz mı?