Geç Kalan Bir Kız Çocuğunun Hikayesi: Annem Helena ve Ben
“Senin baban kimdi, Jagoda?”
Bu soruyu ilk kez on iki yaşımda, okuldan eve dönerken mahalledeki kadınlardan biri sordu. O an içimde bir şeyler kırıldı. Annem Helena, bana her zaman “Sen benim mucizemsin,” derdi ama köyde herkesin bildiği bir şey vardı: Benim babam yoktu. Ya da kim olduğu bilinmiyordu. Annem, kırklı yaşlarının başında, dul ve çocuksuzken beni doğurmuştu. Babamı hiç tanımadım. Annem de bu konuda hiç konuşmazdı. Sadece gözleri uzaklara dalar, elleriyle saçlarımı okşar, “Senin için her şeye değerdi,” derdi.
Çocukluğumun geçtiği o küçük Karadeniz köyünde, herkes birbirini tanır, herkesin hayatı birbirinin dilindeydi. Annem genç yaşta evlenmişti ama yıllarca çocuk sahibi olamamıştı. Sonra eşi vefat etmiş, annem yalnız kalmıştı. Herkes onun artık kaderine razı olacağını düşünürken, bir yaz günü Poznan’daki kuzenine gitti. İki hafta sonra döndü. Dokuz ay sonra ben doğdum.
Köyde dedikodular hemen başladı. “Helena’nın karnı şişmiş, dul kadın başına çocuk mu olurmuş?” diyenler oldu. Annem ise başını dik tutarak, kimseye aldırmadan beni büyüttü. Ama ben büyüdükçe, insanların bakışları üzerimde ağırlaştı. Okulda arkadaşlarımın anneleri fısıldaşırdı: “Babası kim acaba?”
Bir gün, okuldan eve dönerken en yakın arkadaşım Elif bana sordu:
— Jagoda, senin baban gerçekten yok mu?
Ne diyeceğimi bilemedim. Sustum. Eve koşarak gittim. Annemi mutfakta buldum, elleri hamurla kaplıydı. Gözlerim dolu dolu ona baktım:
— Anne, benim babam kim?
Annem bir an durdu, ellerini önlüğüne sildi ve yanıma oturdu. Gözleri doldu:
— Kızım, bazen hayatta her şey istediğimiz gibi olmaz. Ama sen benim en büyük mucizemsin.
O günden sonra bu soruyu bir daha sormadım ama cevabını da hiç alamadım.
Yıllar geçti. Lise bittiğinde üniversite için İstanbul’a gittim. Orada başka hayatlar, başka aileler gördüm. Herkesin bir hikayesi vardı ama benim hikayem hep eksikti; bir yanım hep boştu. Annemi aradığımda sesindeki hüzün hiç değişmiyordu:
— Kızım, iyi misin? Yemeğini yedin mi?
Bir gün üniversiteden dönerken yurtta odamda eski bir defter buldum. Annemin bana verdiği sandığın içindeydi. Defterin ilk sayfasında annemin el yazısıyla şunlar yazıyordu:
“Jagoda’m, bu satırları okuduğunda belki büyümüş olacaksın. Sana anlatamadığım şeyler var…”
Ellerim titreyerek okumaya başladım. Annem yazmıştı: Gençliğinde çocuk sahibi olamamış, eşiyle yıllarca tedavi görmüşler ama olmamıştı. Eşi vefat ettikten sonra hayata küsmüş ama bir gün kuzeni Zeynep’in yanına Poznan’a gitmişti. Orada Zeynep’in komşusu olan Mehmet adında bir adamla tanışmıştı. Mehmet dulmuş, iki çocuğu varmış ve çok iyi kalpliymiş. Birlikte geçirdikleri birkaç gün boyunca hayatın ona ikinci bir şans sunduğunu hissetmiş ama Mehmet’in ailesi ve köyü buna izin vermemiş.
Annem köye döndüğünde hamile olduğunu anlamış ama Mehmet’e hiçbir zaman söyleyememiş. Çünkü köyde dul bir kadının çocuk doğurması büyük ayıp sayılırdı. Annem tüm cesaretini toplayıp beni dünyaya getirmişti.
Defterin sonunda şu satırlar vardı:
“Kızım, seni çok sevdim. Belki toplumun gözünde yanlış yaptım ama kalbimde doğru olanı yaptım. Seninle gurur duyuyorum.”
O gece sabaha kadar ağladım. Annemi aradım ama açmadı. Ertesi sabah ilk otobüsle köye gittim. Eve vardığımda annem bahçede çamaşır asıyordu. Gözleri yorgundu ama beni görünce gülümsedi.
— Geldin mi kızım?
Koşup boynuna sarıldım:
— Anne… Her şeyi okudum.
Annem sessizce ağladı. Sonra bana sarıldı:
— Sana söylemek istedim ama korktum…
— Neden korktun anne? Ben senin kızınım!
— İnsanlar acımasızdır kızım… Beni de seni de yargılarlar diye korktum.
O an annemin ne kadar güçlü olduğunu anladım. Bunca yıl tek başına hem bana hem de kendine sahip çıkmıştı.
Köydeki insanlar hâlâ konuşuyordu belki ama artık umurumda değildi. Ben annemin cesaretinden doğmuştum ve onunla gurur duyuyordum.
Yıllar sonra annemi kaybettim. Onun ardından köyde yalnız kaldım ama artık korkmuyordum. Annemin bana bıraktığı defteri her gece okuyorum ve onun sevgisini her satırda hissediyorum.
Şimdi bazen kendi kendime soruyorum: Toplumun kuralları mı doğru, yoksa kalbin sesi mi? Siz olsaydınız annemin yerinde ne yapardınız?