Sessiz Çığlıklar: Bir Kadının Kendi Evinde Yabancılaşması
“Yine mi geç kaldı Murat?” diye kendi kendime fısıldadım, salonun loş ışığında bir ileri bir geri yürürken. Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Perdelerin arasından sokağın sarı ışıkları içeri süzülüyor, gölgem duvarda büyüyüp küçülüyordu. Her adımda kalbim biraz daha sıkışıyor, her saniye biraz daha yalnız hissediyordum.
Telefonumun ekranına bakmaktan gözlerim acıdı. Son mesajıma cevap gelmemişti. ‘İyi misin?’ diye yazmıştım, ama o yine sessizliğe gömülmüştü. Oysa eskiden, Murat eve geç kalacak olsa hemen arar, “Halime, merak etme, işler uzadı,” derdi. Şimdi ise sessizlik… Sanki evin içinde görünmez bir duvar örülmüş de ben o duvarın arkasında kalmışım gibi.
Birden kapı gıcırdadı. Anahtar döndü, Murat içeri girdi. Üzerinde hâlâ iş kokusu vardı; sigara ve kahve karışımı ağır bir koku. Göz göze geldik. O an, içimde biriken her şey patlamak üzereydi.
“Hoş geldin,” dedim, sesim titreyerek.
“Hoş bulduk,” dedi kısa bir şekilde, gözlerini kaçırarak.
“Yine haber vermedin. Merak ettim,” dedim, sesimi yükseltmemeye çalışarak.
“İşler uzadı Halime. Ne yapayım? Her gün aynı şey…”
“Bir mesaj atmak bu kadar zor mu? Sadece ‘gecikeceğim’ desen yeterli!”
Murat sinirle montunu askıya astı. “Her seferinde aynı muhabbet! Ben de yoruldum artık!”
Sustum. Çünkü ne söylesem duvara çarpıp geri dönüyordu. O ise mutfağa geçti, buzdolabını açtı, bir şişe su aldı ve televizyonun karşısına geçti. Ben ise hâlâ salonun ortasında öylece kalakaldım.
İçimdeki fırtına dinmiyordu. Annem hep derdi ki, “Kızım, evlilik sabır işidir.” Ama kimse bana sabrın bazen insanı içten içe kemirdiğini söylememişti. Kimse bana kendi evinde bu kadar yabancı hissedebileceğimi anlatmamıştı.
Ertesi sabah Murat erkenden çıktı evden. Kapıdan çıkarken bana bakmadı bile. O gittikten sonra mutfağa girdim; masanın üzerinde yarım bırakılmış çay bardağı, kırıntılar… Sanki onun yokluğunun izleriyle baş başa kalmıştım.
Telefonum çaldı. Annemdi.
“Nasılsın kızım?”
“İyiyim anne,” dedim yalan söyleyerek.
“Sesin kötü geliyor. Bir şey mi oldu?”
“Yok anne, biraz yorgunum sadece.”
Annem sustu bir süre. Sonra “Bak kızım,” dedi, “Her şey yolunda gitmeyebilir bazen. Ama kendini unutma. Sen de varsın bu hayatta.”
O an gözlerim doldu. Annemin sesiyle birlikte içimdeki yalnızlık daha da büyüdü sanki.
O gün evde hiçbir şey yapmak istemedim. Televizyonu açtım; haberler, diziler… Hiçbiri ilgimi çekmedi. Pencereden dışarı baktım; karşı apartmanın balkonunda komşu Ayşe Hanım çamaşır asıyordu. Onun yüzünde de aynı yorgunluk vardı sanki.
Birden kapı çaldı. Komşum Zeynep Hanım elinde bir tabak börekle gelmişti.
“Halimeciğim, börek yaptım, sıcak sıcak getirdim,” dedi gülümseyerek.
Teşekkür edip içeri aldım onu. Salonda oturduk.
“Biraz solgun görünüyorsun,” dedi Zeynep Hanım dikkatlice bakarak.
“Yok bir şey,” dedim yine yalan söyleyerek.
Ama o ısrar etti: “Bak Halime, ben de yıllarca aynı şeyleri yaşadım. Kocam eve geç gelir, ben beklerim… Sonra anladım ki kendimi ihmal ediyorum. Biraz da kendin için yaşa.”
O an içimde bir şeyler kırıldı sanki. Gözyaşlarımı tutamadım.
Zeynep Hanım elimi tuttu: “Ağla kızım, rahatla… Ama sonra silkelen ve kendine gel.”
O gittikten sonra uzun uzun düşündüm. Evliliğimizin ilk yıllarını hatırladım; Murat’la birlikte gülerek kahvaltı ettiğimiz sabahları, akşamları el ele yürüdüğümüz parkları… Şimdi ise aynı evde iki yabancı gibiydik.
Akşam Murat eve geldiğinde ona bakmaya cesaret edemedim önce. Ama sonra dayanamadım:
“Murat, böyle devam edemeyiz,” dedim sessizce.
O başını kaldırdı: “Ne demek istiyorsun?”
“Ben bu evde yalnız hissediyorum artık. Seninle konuşamıyorum bile.”
Murat sustu uzun süre. Sonra başını öne eğdi: “Ben de mutsuzum Halime… Ama ne yapacağımı bilmiyorum.”
İşte o an anladım ki sadece ben değilmişim; Murat da kendi içinde kaybolmuştu belki de. Ama konuşmadıkça aramızdaki mesafe büyüyordu.
O gece ilk defa uzun uzun konuştuk. Kırgınlıklarımızı, beklentilerimizi… Belki her şey hemen düzelmeyecekti ama en azından birbirimizi duymaya başlamıştık.
Şimdi düşünüyorum da; acaba kaç kadın kendi evinde böyle sessiz çığlıklar atıyor? Kaçımız görünmez oluyoruz sevdiklerimizin gözünde? Siz hiç kendi evinizde yabancı gibi hissettiniz mi?