Gidenin Ardından Kalanlar: Bir Kadının Sessiz Çığlığı
— Yeter artık, Boşanıyorum! dedi Erhan, gözlerimin içine bakmadan. O an, elimdeki çay bardağı titredi, ince belli camdan bir damla çay halıya düştü. Sanki o damla, içimde biriken tüm acının dışa vurumuydu. O anı hiç unutamıyorum; mutfağın köşesinde asılı duran eski duvar saati bile durmuş gibiydi.
Oysa cuma akşamıydı, evde mis gibi zeytinyağlı sarma kokusu vardı. Annemden öğrendiğim gibi özenle sarmıştım hepsini. Kızım Elif odasında sınavına çalışıyordu, oğlum Mert ise bilgisayar başında oyun oynuyordu. Her şey sıradan, huzurlu bir aile akşamı gibi başlamıştı. Ama Erhan’ın o soğuk sesiyle her şey paramparça oldu.
— Ne diyorsun Erhan? dedim, sesim çatallandı. — Şaka mı bu?
Erhan gözlerini kaçırdı, ceketini askıdan aldı. — Yoruldum artık, dedi. — Bu evde nefes alamıyorum. Her şey aynı, her gün aynı. Ben başka bir hayat istiyorum.
O an içimde bir şeyler koptu. Yıllarca birlikte kurduğumuz bu hayat, çocuklarımız, anılarımız… Hepsi bir anda değersizleşmişti onun gözünde. Gözlerim doldu ama ağlamadım. Çünkü güçlü olmam gerektiğini biliyordum.
Erhan kapıyı çarpıp çıktıktan sonra mutfakta bir başıma kaldım. Elimdeki sarmalar soğudu, çay bardağı elimde ağırlaştı. Elif kapıdan başını uzattı:
— Anne, babam nereye gitti?
Ne diyebilirdim ki? “Babanız bizi bırakıp gitti” mi demeliydim? Sadece başımı salladım, “Biraz hava almaya çıktı” dedim. Ama Elif’in gözlerinde korkuyu gördüm. O gece kimse uyuyamadı.
Ertesi gün Erhan’dan bir mesaj geldi: “Boşanmak istiyorum. Avukatla görüşeceğim.”
Dünya başıma yıkıldı sandım. Annemi aradım, sesi titriyordu: — Kızım, sabret. Belki aklı başına gelir.
Ama Erhan’ın kararı kesindi. Sonradan öğrendim ki, iş yerinden bir kadınla görüşüyormuş. Herkes biliyormuş da ben en son öğrenmişim. Mahallede laf dolaşmaya başladı. Komşum Ayşe Hanım markette yanıma yaklaşıp fısıldadı:
— Duydum ki Erhan Bey başka biriyleymiş…
O an yer yarılsa da içine girsem dedim. İnsanların bakışları, fısıldaşmaları… Sanki herkes benim acımı izliyordu.
Çocuklar perişan oldu. Elif geceleri ağlayarak uyandı, “Babam bizi neden istemiyor?” diye sordu. Mert içine kapandı, okulda kavga etmeye başladı. Okuldan aradılar, “Mert çok agresifleşti” dediler.
Bir yandan iş bulmam gerekiyordu; yıllardır ev hanımıydım. CV hazırladım, eski lise arkadaşım Derya’dan yardım istedim. Bir tekstil atölyesinde temizlik işi buldum. Sabahları çocukları okula bırakıp işe gidiyor, akşam yorgun argın eve dönüyordum.
Bir gün atölyede patronun oğlu Tolga bana yaklaştı:
— Abla, iyi misin? Çok dalgınsın bugün.
Gözlerim doldu yine ama tutmaya çalıştım kendimi:
— İyiyim Tolga’cığım, biraz yorgunum sadece.
Ama kimse bilmiyordu içimdeki fırtınayı. Gece yatağa uzandığımda Erhan’ın yokluğunu iliklerime kadar hissediyordum. Onun yastığına sarılıp ağladığım geceler oldu.
Bir gün Elif okuldan ağlayarak geldi:
— Anne, arkadaşlarım babamın başka bir kadınla yaşadığını söylüyorlar! Ben kötü bir çocuk muyum?
Kızımı kucağıma aldım, saçlarını okşadım:
— Hayır yavrum, asla! Sen çok iyi bir çocuksun…
Ama içimden kendime kızdım: Neden bu kadar çaresizim? Neden her şey benim başıma geliyor?
Aylar geçti, boşanma davası sonuçlandı. Mahkeme salonunda Erhan’la son kez göz göze geldik. O kadar yabancıydı ki… Sanki yıllarca aynı yastığa baş koyduğum adam değil de sokaktan geçen biriymiş gibi hissettim.
Hakim kararını açıkladığında içimde garip bir boşluk oluştu. Eve dönerken yağmur yağıyordu; ıslak kaldırımlarda yürürken gözyaşlarım yağmura karıştı.
Boşandıktan sonra mahalledeki bazı kadınlar bana destek oldu; ama bazıları da arkamdan konuştu:
— Kocası onu terk etti çünkü iyi kadın değilmiş demek ki…
O sözler içimi dağladı ama sustum. Çünkü biliyordum ki bu toplumda kadın olmak zordu; hele yalnız bir anne olmak daha da zordu.
Bir gün markette Erhan’la karşılaştık; yanında genç bir kadın vardı. Göz göze geldik ama selam bile vermedi bana. O an anladım ki artık onun için sadece geçmişten bir gölgeydim.
Çocuklar zamanla alıştı ama izleri kaldı; Elif hâlâ geceleri bazen ağlıyor, Mert hâlâ içine kapanık. Ama ben ayakta kalmak zorundaydım; onlar için güçlü olmak zorundaydım.
Bazen geceleri pencereden dışarı bakıp kendi kendime soruyorum: Acaba nerede hata yaptım? Neden bütün yük hep kadının omuzunda? Bir kadın yalnız kaldığında neden herkes ona sırtını dönüyor?
Şimdi yeni bir hayata alışmaya çalışıyorum; bazen umut doluyum, bazen umutsuzluk içinde kayboluyorum. Ama biliyorum ki yalnız değilim; benim gibi binlerce kadın var bu ülkede.
Sizce de kadınlar bu kadar yalnız bırakılmalı mı? Bir hata olduğunda neden hep kadın suçlanıyor? Lütfen düşüncelerinizi paylaşın…