Evdeki Sessizlik: Bir Dikiş Makinesinin Hayatımı Değiştirdiği Gün
“Yeter artık!” diye bağırdım kendi kendime, Mehmet’in kapıyı çekip çıkmasından hemen sonra. Evin içinde yankılanan bu cılız ses, bana ait olup olmadığından bile emin değildim. Yatak odasının loşluğunda, ellerim titreyerek battaniyeyi düzelttim. Annemin sesi kulaklarımda çınladı: “Bir kadın evini çekip çevirmeli, kocasına laf getirmemeli.” Ama ben, içimdeki fırtınayı susturamıyordum.
Mehmet’in ayakkabılarının sesi merdivenlerden uzaklaşırken, ben mutfağa gitmek yerine depoya yöneldim. O küçük, karanlık odada, yıllardır elimi sürmediğim eski Singer dikiş makinesi duruyordu. Annemden kalma, üstü toz içinde. Merdiveni çekip üst rafa uzandım, makineyi indirirken neredeyse düşürüyordum. Kalbim küt küt atıyordu; sanki yıllardır sakladığım bir sırrı ortaya çıkarıyordum.
Makineyi salona taşıdım. Ellerimle tozunu sildim, parmaklarımda annemin ellerinin sıcaklığını hissettim. “Kızım, bu makineyle kaç çocuğun çeyizini diktim ben,” derdi annem. O an gözlerim doldu. Yıllardır evde oturup Mehmet’in maaşıyla geçinmeye çalışırken, kendi ayaklarımın üzerinde durmayı unutmuştum.
Telefonum çaldı. Ekranda ablam Ayşe’nin adı belirdi. Açmaya korktum; çünkü her konuşmamızda bana iş bulmamı, kendi paramı kazanmamı söylerdi. Ama açtım.
— Ne yapıyorsun Zeynep? Yine evde mi oturuyorsun?
— Evet abla… Bugün biraz farklı bir şey deneyeceğim.
— Ne yapacaksın ki? Yine örgü mü örüyorsun?
— Hayır… Annemin eski dikiş makinesini çıkardım.
Ayşe sustu. Sonra yavaşça, “Belki de en baştan başlamalısın,” dedi. O an içimde bir şeyler kıpırdadı.
Makinenin başına oturdum. İlk başta ellerim acemice hareket etti; ipliği geçiremiyor, pedalı ayarlayamıyordum. Ama sonra annemin bana çocukken öğrettiği gibi yavaşça başladım. İlk dikiş çizgisi eğri büğrüydü ama umurumda değildi. O an, evin sessizliğini makinenin ritmik sesi bozdu.
Mehmet akşam eve geldiğinde salonda makineyi görünce kaşlarını çattı.
— Bu da ne şimdi? Dağıtmışsın yine her yeri.
— Biraz dikiş dikmek istedim… Belki birkaç şey dikip satabilirim.
— Zeynep, senin işin evle ilgilenmek! Ben çalışıyorum zaten.
İçimde bir öfke kabardı ama sustum. O gece uyuyamadım. Mehmet’in horultuları arasında tavana bakarken düşündüm: Ben kimim? Sadece bir eş ve anne miyim? Yoksa kendi hayalleri olan bir kadın mı?
Ertesi gün pazara gittim. Eski kumaşlar aldım, birkaç düğme, fermuar… Eve dönerken komşu Emine Abla’ya rastladım.
— Kızım hayırdır, ne bu kadar malzeme?
— Dikiş dikmeye başladım abla… Belki çocuklara elbise dikerim.
— Aferin sana! Benim toruna da bir etek dikiver.
O an ilk siparişimi almıştım bile! Eve koşar adımlarla döndüm. Günler geçti; Emine Abla’nın torunu için pembe bir etek diktim. Sonra komşular sırayla gelmeye başladı: “Zeynep Hanım, bana da bir perde diker misin?” “Kızımın mezuniyet elbisesini sen diker misin?”
Her diktiğim parçada kendimi buldum. Makinenin sesi artık evimizin yeni müziğiydi. Ama Mehmet hâlâ memnun değildi.
Bir akşam sofrada patladı:
— Senin bu dikiş işlerin yüzünden ev darmadağın! Yemekler de eskisi gibi güzel olmuyor.
— Mehmet, ben de insanım! Benim de hayallerim var!
— Hayal mi? Senin hayalin evini çekip çevirmek olmalı!
Gözlerim doldu ama ağlamadım. O gece Ayşe’yi aradım.
— Dayanamıyorum abla… Mehmet hiç destek olmuyor.
— Zeynep, sen kendin için bir şey yapıyorsun ilk defa! Sakın vazgeçme.
Sabah olduğunda kararımı vermiştim. Dikiş işlerimi büyütecektim. Sosyal medyada küçük bir sayfa açtım: “Zeynep’in Dikiş Atölyesi.” Komşular fotoğraflarımı paylaştı, siparişler arttı. İlk kez kendi paramı kazandım; küçük ama benimdi.
Bir gün annem aradı:
— Kızım, komşular senden bahsediyor! Gurur duydum seninle.
O an ağladım; hem mutluluktan hem de yıllarca kendimi küçümsediğim için utançtan.
Ama Mehmet’in tepkisi daha da sertleşti:
— Ya o makineyi kaldırırsın ya da ben bu evde huzur bulamam!
İlk kez ona karşı çıktım:
— Mehmet, ben de bu evde varım! Ben de insanım!
O gece Mehmet evi terk etti. Kapıdan çıkarken arkasından bakakaldım; içimde korku ve özgürlük birbirine karıştı.
Günlerce gelmedi. Komşular dedikodu yaptı: “Koca evi terk etti, kadın dikişe başladı!” Annem aradı:
— Kızım sabret… Erkekler değişime kolay alışamaz.
Ama ben artık geri dönemezdim. Her sabah makinenin başına oturdum; her yeni siparişte kendime olan güvenim arttı. Bir gün Mehmet geri döndü; yorgun ve kırgın görünüyordu.
— Zeynep… Belki de seni anlamaya çalışmadım. Ama sen değiştin… Güçlü oldun.
O an gözyaşlarımı tutamadım. Ona sarılmadım; sadece başımı salladım.
Şimdi her sabah güne makinemin sesiyle başlıyorum. Evimizdeki sessizlik artık umut dolu bir uğultuya dönüştü. Kendi ayaklarım üzerinde durmayı öğrendim; çocuklarıma da bunu öğreteceğim.
Bazen düşünüyorum: Bir kadının kendi hayatını kurması neden bu kadar zor? Sizce de kadınların hayallerinin peşinden gitmesi hâlâ bu kadar cesaret gerektiriyor mu?