Görünmez Ev Kadını: Parmaklarımın Arasında Kaybolan Bir Doğum Günü
“Sevilay, sofrayı biraz daha öteye çeker misin?” kayınvalidemin sesi, ince bir çizgi gibi salonda yankılandı. Çatal bıçak sesleriyle karışınca kalbimin sesini duyamaz oldum. Her sene, eşim Mustafa’nın doğum günü bir savaş alanına dönüşürdü bizim ev. O gün de sabah gün ışırken, mutfağıma girdim ve kendime fısıldadım: “Belki bu yıl farklı olur.”
Ama farkı, yılların alışkanlığından kopuşumda aradım. Sabahın altısında uyanıp sabun kokulu mutfakta elmalı kurabiyeler yoğurmaktan, günler öncesinden börekler açmaktan vazgeçtim. O gün, kahvemi aldım, pencereyi açıp soğuk havayı içime çektim. Bugün kendim için bir şey yapacaktım — ilk kez… İçimdeki suçluluk, ellerimi titretti ama susturdum onu. Telefonumun alarmı çaldığında, çocukların kahvaltısını hazırlayıp hemen bir yaz kursuna gitmek istiyordum. Her zaman başkaları için yaşadım; bugün biraz da kendim için var olacaktım.
Fakat annemler, Mustafa ve çocuklar uyandıklarında sofra hazır değildi. Oğlum Baran, “Anne, menemen yok mu?” diye sordu. Kızım Elif suratıma tuhaf bir ifadeyle baktı. Eşim ise, o günün sabahından beri yüzünde bir huzursuzluk taşıyordu. “Bu yıl annemgil çağırıyor seni kahvaltıya, annem kızmasın bak,” dedi, sesi sitemkardı. Başımı eğip yanıtladım, “Bu yıl ben kendim için bir şeyler yapmak istiyorum… Sabah kursum var. Gelince yaparım her şeyi.”
O an, evdeki hava bir anda buz gibi kesildi. Zaman ağırlaştı. Mustafa, “Senin işin yemek yapmak değil mi? Annem yine laf edecek, ayıp olacak,” dedi. Elini masaya vurdu. Baran sandalyesini geri itti. “Sen de bir gün dinlen ya, ne olacak sanki!” dedim kendi kendime ama sesim odayı doldurmadı. Bir gölge gibi, aralarından süzüldüm. Odama kapandım. Bileğimden düşen bir yük vardı ama göğsüm pespaye oldu.
Kurs salonuna varınca nefes aldım. Tuvalet aynasında kendime bakarken, “Bugün senin günün, Sevilay. Parçalanma,” dedim. Kurstaki diğer kadınlar bana gülümsedi. Hepimiz farklı sebeplerle kaçıyorduk evlerden, kocalardan, çocuklardan. Ama hepsi de aynı yükü taşıyordu: kendi isteklerinin üzerine bastığımız o görünmez suç. Oradan çıkınca telefonum elliden fazla arama gösteriyordu. Annem, kayınvalidem, Mustafa… Hepsinin sesi aynı anda beynimde yankılandı; vicdanım çırpındı.
Eve döndüğümde, ortalık mahşer yeri gibiydi. Kayınvalidem kapıda, “Bizim gelin nerede?” diye söyleniyordu. Mustafa, suratında soğuk bir öfkeyle oturmuş. “Hangi kadın ailesinin doğum gününe gelmez?” dedi bana. Elimde minik bir hediye kutusu vardı; içindeki kol düğmeleriyle Mustafa’ya yeni bir başlangıç sunmak istedim. Onun ise dünyası, içeri girip ona pilav tencereyle uzatmamı bekliyordu. O gün yemeği dışarıdan söylediler. Sessizlik, evin duvarında yankılandı. Kayınvalidem, “Bizim gelin iyice değiştirdi huyunu. Eskiden böyle miydi?” dedi. Annem telefonda, “Kızım, bir gün de razı ol, ne olacak sanki?” diye ah çekti. İçimde, hiç durmayan bir tartışma.
O gece misafirler gittikten sonra Mustafa ile salonda baş başa kaldık. Karşımdaki adam, kaşlarını çatarak, “Senin annen gelip sofraya kurulsa ben bir şey demem. Ama anneme, ailesine saygısızlık gibi oldu. Yıllardır böyle, sen bir kere de çıtını çıkarma!” diye bağırdı. Gözlerim dolu dolu oldu. “Sen hiç merak ettin mi, ben ne isterim?” dedim. “Benim de hayallerim, benim de isteklerim olabilir. Bir doğum gününde kendimle kalmak, yenilenmek istedim. Sadece bir gün…” Kapıdan çıkmak, susmak istedim ama suskunluğum ses oldu.
Küçükken annem de aynısını yaşardı. Babam sofrada, annem çileyle mutfakta. Hiç ses etmezdi, onun yerine dua eder, gözyaşını gizlerdi. “Sen kahraman olmak zorunda değilsin,” diyorum her kadına, “Ama görünmez ev kadını olmak, kendini eritmek de başka bir acı.”
Ertesi gün, komşum Zeynep bulaşıkları toplarken, “Bazen kadın olmak herkesin gözüne görünmez olmak demek” dedi. O an anladım ki bendeki yorgunluk yalnızca bu eve ait değil, her kadının omuzunda aynı yük var. Ve bunu konuşmadan, anlatmadan hiç kimse duymuyor, fark etmiyor.
Bazı sabahlar, aynaya bakıp “Bugün nereye kayboldum?” diye soruyorum. Mustafa bana küskün, kayınvalide beni biraz daha ezik buluyor. Çocuklar annelerini gördüklerinde anlayacaklar mı? Hem anne hem eş hem de kendin olmanın yolu, bu dünyada var mı? Bilmiyorum. Ama bir gün, bir doğum gününde, mutfakta kaybolan kadının yeniden doğabileceğine inanmak istiyorum…
Hiç düşündünüz mü, sizin gölgelerinizin altında ezilen hayalleriniz var mı? Yoksa, herkesin beklentisini yerine getirirken, kendinizi tamamen kaybettiğiniz hiç oldu mu? Cevabınızı merak ediyorum…