Geçmeyen Utanç: Bir Hayatın Sessiz Çığlığı

— Anne, yine mi o eski fotoğraflar? Ne buluyorsun onlarda?

Elimdeki çerçeveyi sıkıca kavradım. Tozunu yeni almıştım; camın arkasında, bembeyaz önlüğümle gülümsüyordum. Yanımda üniversiteden arkadaşlarım, hepsi umut dolu, gözlerinde gelecek parıltısı. O zamanlar her şey mümkündü. Annem, babam, hatta komşular bile bana gururla bakardı. “Maşallah, Mağfiret doktor olacak!” derlerdi. Ama şimdi, kızım Elif’in sesiyle gerçek dünyaya döndüm.

— Sadece hatırlamak istedim, dedim sessizce.

Elif, gözlerini devirdi. “Geçmiş geçmişte kaldı anne. Şimdiye bak biraz. Kahvaltı hazır, hadi gel.”

O an içimde bir sızı hissettim. Elif’in bana bakışında bir sabırsızlık, bir anlam verememe vardı. O, benim yaşadıklarımı bilmiyor. Bilmesini de istemiyorum. Ama bazen, keşke anlatabilsem diyorum. Belki o zaman beni daha iyi anlardı.

Kahvaltı masasına oturduğumda, eşim Cemal gazeteye gömülmüştü. Her zamanki gibi sessizdi. Yıllardır aramızda konuşulmayan bir duvar var. O duvarı ben ördüm, biliyorum. Ama bazen, o da bir tuğla ekliyor sanki.

— Bugün hastaneye gidecek misin? diye sordu Cemal, gözlerini gazeteden ayırmadan.

Bir an duraksadım. Hastaneye gitmek… Eskiden her sabah heyecanla hazırlanırdım. Şimdi ise, sadece annemin ilaçlarını almak için gidiyorum.

— Yok, bugün evdeyim, dedim.

Elif, telefonuna gömülmüş, arada bir bana bakıyor. Onun gözlerinde de bir sorgulama var. “Neden annem çalışmıyor? Neden hep evde?” diye düşündüğünü biliyorum. Ama ona anlatamam. O utancı, o pişmanlığı…

Yıllar önce, tıp fakültesini bitirdiğimde, hayat önümdeydi. İlk görev yerim, Anadolu’nun küçük bir kasabasıydı. O zamanlar nişanlıydım Cemal’le. “Biraz çalış, sonra İstanbul’a döneriz,” demişti. Ben de inanmıştım. Ama kasabada işler hiç de kolay değildi. Hastane yetersiz, imkanlar kısıtlıydı. Bir gece, acil serviste nöbetteydim. Küçük bir çocuk, Zehra, ateşler içinde getirdiler. Annesi ağlıyor, babası çaresiz. Elimden geleni yaptım ama… O gece Zehra’yı kaybettik.

O anı asla unutamıyorum. Zehra’nın annesinin bana bakışı, “Sen doktor değil misin? Neden kurtaramadın?” diye haykırışı… O bakış, yıllardır peşimi bırakmadı. O günden sonra, her sabah aynaya bakarken, kendimi suçlu hissettim. Belki de daha fazlasını yapabilirdim. Belki de…

Kasabadan döndüğümde, Cemal’le evlendik. Ama ben eski ben değildim. Geceleri uykusuz, gündüzleri dalgın. Annem, “Kızım, neyin var?” diye sorardı. Babam, “Sen güçlüsün, toparlanırsın,” derdi. Ama toparlanamadım. Hastaneye dönemedim. Birkaç ay sonra, istifa ettim. Cemal, “Belki de böylesi daha iyi,” dedi. “Evde Elif’e bakarsın.”

Elif doğduğunda, bir nebze olsun huzur buldum. Ama içimdeki boşluk hiç dolmadı. Her doğum gününde, her bayramda, Zehra’nın annesinin gözleri aklıma geldi. “Sen doktor değil misin?”

Yıllar geçti. Elif büyüdü, okula başladı. Ben ise evin içinde, kendi dünyama hapsoldum. Komşular, “Mağfiret Hanım, neden çalışmıyorsun?” diye sorardı. “Çocuk büyütmek kolay mı?” derdim. Ama asıl sebebi kimseye anlatamadım.

Bir gün, Elif okuldan ağlayarak geldi. “Anne, arkadaşlarımın anneleri çalışıyor. Sen neden çalışmıyorsun?” dedi. O an, içimdeki utanç bir kez daha yüzüme vurdu. Elif’e sarıldım, “Benim işim seninle ilgilenmek,” dedim. Ama gözlerim doldu.

Cemal’le aramızdaki mesafe giderek arttı. O, işten yorgun gelirdi. Ben ise evde, geçmişin gölgesinde kaybolmuş bir halde. Bir akşam, tartıştık. “Senin yüzünden hayatımız durdu,” dedi. “Kendini toparla artık!”

O gece, uzun süre ağladım. Annemi aradım. “Anne, ben ne yapacağım?” dedim. Annem, “Kızım, herkes hata yapar. Ama hayat devam ediyor. Kendini affetmeden başkası seni affedemez,” dedi. Ama ben kendimi affedemedim.

Yıllar geçti. Elif üniversiteye başladı. Ben ise hala aynı evde, aynı utançla yaşıyorum. Bazen, eski arkadaşlarım arıyor. “Mağfiret, bir araya gelelim,” diyorlar. Ama ben gitmiyorum. Onların gözlerinde de o soruyu görmekten korkuyorum: “Neden bıraktın?”

Bir sabah, Elif yanıma geldi. “Anne, seninle konuşmak istiyorum,” dedi. Gözleri ciddiydi. “Biliyorum, geçmişte bir şeyler oldu. Ama ben seninle gurur duyuyorum. Herkes hata yapar. Sen benim annemsin ve ben seni böyle kabul ediyorum.”

O an, ilk defa içimde bir hafiflik hissettim. Elif’in gözlerinde, bana duyduğu sevgiyi gördüm. Belki de, yıllardır aradığım affı, kızımda buldum.

Ama yine de, geceleri o fotoğrafa bakarken, kendime soruyorum: “Geçmişin yükünden kurtulmak mümkün mü? İnsan, kendi hatasını affedebilir mi? Siz olsaydınız, ne yapardınız?”