Eşim Ailemle Hiçbir Sebep Yokken Kavga Etti: Şimdi Onları Görmek Bile İstemiyor
“Bir daha o kapıdan içeri girmelerini istemiyorum, Zeynep!” Engin’in sesi, mutfağın duvarlarında yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, ince belli camdan çıkan ses, içimdeki huzursuzluğu daha da büyüttü. Annemle babam, birkaç dakika önce kapıdan çıkmıştı. Annem gözyaşlarını saklamaya çalışırken, babamın yüzünde alışık olmadığım bir öfke vardı. Oysa ki, akşam yemeği için davet etmiştim onları; sıradan bir aile buluşması olacaktı, sandım. Ama Engin’in, sofrada babama karşı yükselen sesiyle her şey bir anda değişti.
O anı tekrar tekrar düşünüyorum. Babam, “Kızım, mortgage ödemeleri sizi zorluyor mu?” diye sormuştu. Sadece endişeliydi, her zamanki gibi. Engin ise, bu soruyu bir hakaret gibi algıladı. “Biz kendi ayaklarımızın üstünde durabiliyoruz, sağ olun!” dedi, sesi bir anda yükseldi. Annem araya girmeye çalıştı, “Engin oğlum, baban da sadece merak etti…” Ama Engin’in gözleri buz kesmişti. “Benim ailemle ilgili meseleleri konuşmak size mi düştü?” diye bağırdı. Sofrada bir sessizlik oldu, çatal bıçak sesleri bile sustu. O an, içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim.
O gece, annemle babam sessizce kalkıp gittiler. Ben ise Engin’in arkasından mutfağa koştum. “Neden böyle davrandın? Sadece endişelendiler, hepsi bu!” dedim. Engin bana dönüp, “Senin ailene karşı kendimi hep yetersiz hissediyorum. Sürekli sorgulanıyorum, sürekli bir şeyler ima ediliyor. Artık yeter!” dedi. Gözlerinde öfke ve kırgınlık vardı. O an, onun da kendi içinde bir savaşı olduğunu anladım ama yine de bu kadar büyük bir tepkiyi haklı bulamadım.
O günden sonra, Engin ailemden kimseyi evimize almak istemedi. Annem aradığında, “Kızım, Engin’in gönlünü al, biz de bir hata yaptıysak özür dileriz,” dedi. Ama Engin, “Onlarla görüşmek istemiyorum,” diyerek kestirip attı. Arada kaldım. Bir yanda, çocukluğumdan beri bana kol kanat geren ailem; diğer yanda, hayatımı paylaştığım adam. Her iki tarafı da kaybetmekten korkuyorum.
Evimizde bir sessizlik hakim artık. Engin işten geldiğinde, televizyonun karşısına geçiyor, ben ise mutfakta oyalanıyorum. Eskisi gibi sohbet etmiyoruz. Aramızda görünmez bir duvar var. Bir gün, cesaretimi toplayıp sordum: “Engin, neden bu kadar sert davrandın? Annemle babam sana ne yaptı?”
Bir süre sustu, sonra başını eğdi. “Zeynep, ben çocukken babam hep bana yetersiz olduğumu hissettirirdi. Senin ailenin yanında da aynı duyguyu yaşıyorum. Sanki ne yapsam, onların gözünde yeterli olamayacağım.”
O an, Engin’in içindeki yaraları gördüm. Ama yine de, bu onun ailemi hayatımdan çıkarmasını haklı kılmıyordu. “Peki ya ben? Ben arada kaldım. Annemi, babamı göremiyorum. Onlar da kırıldı, ben de. Bu böyle nereye kadar gidecek?” dedim, gözlerim dolarak.
Engin, “Bilmiyorum,” dedi sadece. O günden sonra, her şey daha da zorlaştı. Annem aradığında, “Kızım, iyi misin?” diye soruyor, ben ise “İyiyim anne,” diyerek yalan söylüyorum. Babam, “Kızım, kapımız sana her zaman açık,” diyor. Ama ben, kendi evimde, kendi hayatımda sıkışıp kalmış gibiyim.
Bir gün, işten eve dönerken, annemi parkta otururken gördüm. Yanına gittim, sarıldım. Annem, “Kızım, mutlu musun?” diye sordu. Gözlerim doldu. “Bilmiyorum anne. Engin’i seviyorum ama sizinle arama böyle bir duvar girmesini istemiyorum.” Annem, “Kızım, bazen insanlar kendi yaralarını başkalarına yansıtır. Ama sen de kendi mutluluğunu düşünmelisin,” dedi.
O gece, Engin’le tekrar konuştum. “Bak Engin, seni anlıyorum. Ama ailemle görüşmemi engelleyemezsin. Onlar benim bir parçam. Seninle evlendim diye onları hayatımdan silemem.” Engin, bir süre sustu. Sonra, “Zeynep, ben de seni kaybetmekten korkuyorum. Ama bazen kendimi savunmasız hissediyorum. Onların yanında, sanki hep sınanıyorum.”
“Belki de birlikte bir uzmana gitmeliyiz,” dedim. “Bu böyle devam edemez. Ben seni seviyorum ama ailemi de seviyorum. İkisini birden kaybetmek istemiyorum.”
Engin başını salladı. “Düşüneceğim,” dedi. O günden sonra, aramızda bir umut ışığı doğdu. Ama hâlâ her şey çözülmüş değil. Annemle babam hâlâ evimize gelemiyor. Ben ise, iki dünya arasında sıkışıp kalmış gibiyim.
Bazen geceleri uyanıp düşünüyorum: “Acaba doğru olanı mı yapıyorum? Kendi mutluluğum için neleri feda ediyorum?” Siz olsanız ne yapardınız?