Kapalı Kapıların Ardında: Hayatımın Kontrolü Kimde?
“Yine mi kartı kullandın Zeynep?” Murat’ın sesi, mutfakta yankılandı. Elimdeki çay bardağı titredi, neredeyse yere düşecekti. O an, içimde bir yerin daha çatladığını hissettim. Sabahın köründe, işe gitmek için hazırlanırken, eşimin bu sorgulayıcı bakışlarıyla güne başlamak artık alışkanlık olmuştu. Ama alışmak, kabullenmek demek değildi.
Ben Zeynep. 34 yaşındayım. İstanbul’un kalabalığında, bir muhasebe ofisinde çalışıyorum. Ailemden uzakta, Murat’la evliliğimizin beşinci yılındayız. Dışarıdan bakınca, herkesin imrendiği bir hayatımız var gibi görünüyor. Güzel bir ev, düzenli bir iş, hafta sonları aile ziyaretleri… Ama kimse, kapalı kapıların ardında yaşananları bilmiyor. Kimse, Murat’ın bana nasıl nefes aldırmadığını, her harcamamı, her adımımı nasıl kontrol ettiğini bilmiyor.
İlk başlarda, Murat’ın bu tavırlarını “ilgili” olmak olarak yorumluyordum. “Sana değer veriyor, o yüzden soruyor” diyordum kendime. Ama zamanla, bu ilginin bir kafese dönüştüğünü fark ettim. Kendi kazandığım parayı bile harcarken ondan izin almak zorunda kalmak, bana kendimi değersiz hissettirmeye başladı. Bir gün, marketten eve dönerken, cebimdeki son parayla oğlum Emir’e bir çikolata aldım. Eve girdiğimde Murat’ın bakışları üzerimdeydi. “Bu fiş ne? Neden gereksiz şeyler alıyorsun?” dedi. O an, içimdeki isyan büyüdü. Ama sesimi çıkaramadım. Çünkü korkuyordum. Kırmak istemiyordum, tartışmak istemiyordum. Belki de en çok yalnız kalmaktan korkuyordum.
Her sabah işe giderken, metrobüste camdan dışarı bakıp hayal kuruyordum. “Bir gün, kendi paramı özgürce harcayabileceğim. Bir gün, kimseye hesap vermek zorunda kalmayacağım” diyordum. Ama akşam eve döndüğümde, Murat’ın sorgulayan bakışları, hayallerimi boğuyordu.
Bir akşam, işten geç çıktım. Ofiste işler uzamıştı. Eve vardığımda saat dokuzdu. Kapıyı açar açmaz Murat’ın öfkeli sesiyle karşılaştım: “Neredesin sen? Neden haber vermedin? Telefonunu neden açmadın?” O an, içimde bir şeyler koptu. “Murat, ben çalışıyorum. Geç kalmam normal. Her seferinde böyle sorgulanmak zorunda mıyım?” dedim. Gözleri bir anlığına şaşkınlıkla açıldı. Sonra sesi daha da yükseldi: “Ben senin iyiliğin için soruyorum. Senin güvenliğin için!”
O gece, oğlum Emir odasında sessizce oynarken, ben mutfakta ağladım. Kendi evimde, kendi kazandığım parayla, kendi hayatımda bu kadar kısıtlanmak… Bu adil miydi? Annemi aramak istedim ama anlatacak cesaretim yoktu. Çünkü annem, “Evlenmek kolay değil kızım, sabret” derdi hep. Ama sabretmek, kendimden vazgeçmek miydi?
Bir gün, iş yerinde yakın arkadaşım Elif’le kahve içerken, dayanamayıp her şeyi anlattım. Elif’in gözleri doldu. “Zeynep, bu yaşadığın şey ekonomik şiddet. Senin hakkın olan parayı bile kullanamıyorsun. Bunu hak etmiyorsun” dedi. O an, ilk defa biri bana hak verdi. İlk defa, yalnız olmadığımı hissettim. Elif’in cesareti bana güç verdi.
O günden sonra, küçük küçük adımlar atmaya başladım. Kendi adıma bir banka hesabı açtım. Maaşımın bir kısmını oraya aktarmaya başladım. Murat’a söylemedim. Her ay, küçük miktarlarda para biriktirdim. Bu, bana özgürlüğümün anahtarı gibi geliyordu. Ama bir yandan da korkuyordum. Murat öğrenirse ne olurdu? Bunu düşünmek bile tüylerimi diken diken ediyordu.
Bir akşam, Murat işten geç geldi. Yorgun ve sinirliydi. “Bu ay harcamalar yine fazla. Hesapları bana getir” dedi. O an, içimdeki korku ve öfke birbirine karıştı. “Murat, ben de çalışıyorum. Benim de ihtiyaçlarım var. Her şeyi sana sormak zorunda değilim” dedim. Murat’ın yüzü bir anda değişti. “Sen bana karşı mı geliyorsun? Bu evde kuralları ben koyarım!” diye bağırdı. Oğlum Emir, korkuyla odasına kaçtı. Ben ise ilk defa geri adım atmadım. “Bu evde iki kişi yaşıyoruz Murat. Ben de varım!” dedim. O gece, ilk defa kendi sesimi duydum. İlk defa, kendi varlığımı hissettim.
Ama ertesi gün, Murat’ın soğuk tavırları, sessizliği, evdeki gerginlik… Her şey daha da zorlaştı. Yine de geri adım atmadım. Çünkü artık biliyordum: Eğer şimdi susarsam, bir daha asla konuşamayacaktım.
Bir sabah, Emir’i okula bırakırken, bana sarıldı ve “Anne, sen üzülme olur mu?” dedi. O an, gözlerim doldu. Oğlumun gözlerinde kendi yalnızlığımı gördüm. O an, ne olursa olsun, kendi hayatımı geri almak zorunda olduğumu anladım. Sadece kendim için değil, oğlum için de…
Bir gün, Murat işteyken, kendi banka hesabımdan bir miktar para çekip, oğlumla birlikte dışarı çıktım. Emir’e yeni bir kitap aldım, kendime de bir kahve… O an, yıllardır hissetmediğim bir özgürlük duygusu sardı içimi. Küçük bir adım belki ama benim için devrimdi.
Eve döndüğümde, Murat’ın bakışları yine üzerimdeydi. Ama bu sefer, korkmuyordum. Çünkü artık biliyordum ki, kendi hayatımın kontrolü bende olmalıydı. O gece, uzun uzun düşündüm. Hayatım boyunca hep başkalarının isteklerine göre yaşadım. Hep “idare et”, “sabret” dediler. Ama ya ben? Ben ne istiyordum?
Şimdi, bu satırları yazarken, hala korkularım var. Hala yalnız hissediyorum. Ama artık biliyorum ki, kendi hayatımı geri almak için mücadele etmeliyim. Çünkü ben de değerliyim. Ben de mutlu olmayı hak ediyorum.
Siz hiç kendi evinizde, kendi kazandığınız parayı harcarken suçlu hissettiniz mi? Ya da sırf yalnız kalmamak için, kendinizden vazgeçtiniz mi? Yorumlarda düşüncelerinizi paylaşır mısınız?