Artık Kimsenin Hizmetçisi Değilim: Sekiz Yıllık Sabır ve Bir Karar
“Yine mi arıyor?” diye içimden geçirdim, telefonun ekranında ‘Kayınvalide’ yazısını görünce. Saat daha sabahın sekizi bile olmamıştı. Eşim Serkan, gözlerini ovuşturup bana baktı, “Açmayacak mısın?” dedi. Derin bir nefes aldım, telefonu açtım.
“Günaydın, Elif. Bu hafta sonu mutlaka gelmeniz lazım. Bahçede domates fideleri dikilecek, Serkan’a da çok iş düşecek. Sen de bana yardım edersin, biliyorsun benim dizlerim artık hiç tutmuyor.”
Her zamanki ses tonu, her zamanki beklenti. Sekiz yıldır evliyim, sekiz yıldır her hafta sonu köye gidip kayınvalidem Maria Hanım’ın işlerini yapıyoruz. Kendi annemle ayda bir zor görüşüyorum, ama kayınvalidem için her hafta sonu yollara düşüyoruz. Serkan, annesinin sözünden çıkmaz. “Annem yaşlı, yardım etmemiz lazım,” der hep. Ama kimse bana sormaz: Benim de yorulduğum, benim de bir hayatım olduğu akıllarına gelmez.
İlk yıllarda sesimi çıkarmadım. “Aile olmak fedakarlık ister,” dedim kendime. Her defasında köye gittiğimizde, Maria Hanım bana iş buyururdu: “Elif, şu patatesleri ayıkla. Elif, şu çamaşırları as. Elif, şu reçelleri kavanozla.” Bir kere bile “Yoruldun mu?” diye sormadı. Bir kere bile “Sen ne istersin?” demedi. Annemle konuştuğumda, “Kızım, kendini bu kadar harcama,” derdi. Ama ben, Serkan’ı üzmemek için, evliliğimizde huzur olsun diye hep sustum.
Bir gün, köydeki evin bahçesinde domates fidelerini dikerken, ellerim çamur içindeyken Maria Hanım yanıma geldi. “Bak Elif, senin annen böyle yardımsever mi? Senin annen olsa, bu kadar iş yapar mıydı?” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Annemi küçümsemesi, beni kendi hizmetçisi gibi görmesi… Ama yine de sustum. O gece Serkan’a anlatmak istedim, “Bak, annen bana böyle dedi,” diye. Ama Serkan, “Annem yaşlı, ağzından çıkanı bilmiyor, takılma,” dedi. Ben de sustum.
Yıllar geçti. Biz köyden çıkıp İstanbul’a, oradan da Serkan’ın işi nedeniyle Ankara’ya taşındık. Ama Maria Hanım’ın telefonları hiç bitmedi. “Hafta sonu gelin, bahçede iş var. Hafta sonu gelin, evde boya yapılacak. Hafta sonu gelin, komşunun kızı nişanlanıyor, birlikte gidelim.” Sanki kendi hayatımız yokmuş gibi…
Bir gün, işten eve yorgun argın döndüm. Serkan salonda oturmuş, annesiyle telefonda konuşuyordu. “Tamam anne, Elif’le konuşurum. Yine geliriz.” O an içimde bir öfke patladı. “Serkan, ben artık gitmek istemiyorum!” dedim. Şaşkınlıkla bana baktı. “Ne demek istemiyorsun? Annem yalnız, yardıma ihtiyacı var.”
“Serkan, ben sekiz yıldır her hafta sonu köye gidiyorum. Kendi ailemi, kendi arkadaşlarımı göremiyorum. Annemle ayda bir zor görüşüyorum. Benim de yorulduğum, benim de dinlenmek istediğim zamanlar var. Senin annen bana hiç teşekkür etti mi? Bir kere bile ‘Elif, yoruldun mu?’ dedi mi? Ben artık hizmetçi değilim!”
Serkan bir süre sustu. Sonra, “Annemin kalbini kırmak istemem,” dedi. “Ama ya benim kalbim?” dedim. O gece sabaha kadar uyuyamadım. İçimde yıllardır biriktirdiğim öfke, kırgınlık, yorgunluk… Hepsi birden patladı. Sabah olduğunda, kararımı verdim. Artık köye gitmeyecektim. Kendi hayatımı yaşayacaktım.
O hafta sonu, Maria Hanım defalarca aradı. Telefonu açmadım. Serkan tek başına köye gitti. Akşam döndüğünde, yüzü asıktı. “Annem çok kırılmış. ‘Elif beni artık istemiyor’ dedi.”
“Serkan, ben kimsenin hizmetçisi değilim. Benim de bir hayatım var. Senin annenin duyguları önemliyse, benimkiler de önemli. Sekiz yıl boyunca sustum, ama artık susmayacağım.”
O günden sonra Maria Hanım’ın aramaları azaldı. Serkan’la aramızda soğuk rüzgarlar esti. Birkaç hafta boyunca evde konuşmadık bile. Annem aradı, “Kızım, iyi misin?” dedi. Ona her şeyi anlattım. “Doğru yapmışsın,” dedi. “Kendini harcama, kimseye hizmetçi olma.”
Bir akşam, Serkan yanıma geldi. “Belki de haklısın,” dedi. “Annemin istekleri hiç bitmiyor. Senin de yorulduğunu hiç düşünmemiştim.” O an gözlerim doldu. “Ben sadece biraz anlayış istedim, Serkan. Biraz değer görmek, biraz dinlenmek…”
Maria Hanım’la bir daha yüz yüze gelmedik. Arada bir arar, halimi hatırımı sorar. Ama artık emir vermez. Ben de kendi hayatıma, kendi mutluluğuma odaklandım. Arkadaşlarımla buluşuyorum, annemle daha sık görüşüyorum. İlk defa kendim için yaşıyorum.
Bazen düşünüyorum: Sekiz yıl boyunca neden sustum? Neden kendi sınırlarımı çizemedim? Belki de kadınlar olarak hep başkalarını mutlu etmeye çalışıyoruz, kendi mutluluğumuzu unutuyoruz. Ama artık biliyorum: Kimsenin hizmetçisi değilim. Kendi hayatımın sahibi benim.
Siz olsaydınız ne yapardınız? Sınırlarınızı çizebilir miydiniz, yoksa benim gibi yıllarca susar mıydınız?