“Çık Git Hayatımdan!” — Kayınvalidemi Evden Gönderip Yeniden Nefes Almaya Başladım
“Yeter artık, Fatma Hanım! Bu evde ya siz kalacaksınız ya da ben!” diye bağırdım, sesim titreyerek. O an, mutfağın ortasında, ellerim bulaşık deteranında, gözlerim dolu dolu, hayatımda ilk defa bu kadar köşeye sıkışmış hissetmiştim. Kayınvalidem bana küçümseyici bir bakış attı, dudaklarını büzdü. “Senin gibi bir gelin görmedim! Oğlumun başını yaktın!” dedi. Oğlumun başını yakan ben miydim gerçekten? Yoksa yıllardır kendi evimde bile nefes alamamama sebep olan oydu da ben mi göremiyordum?
Ben Zeynep. 32 yaşındayım. İstanbul’un kenar mahallelerinden birinde büyüdüm. Annem babam küçükken ayrıldı, annemle zor şartlarda yaşadık. Hep huzurlu bir ailem olsun istedim. Üniversiteyi kazandığımda, “Artık kendi hayatımı kuracağım,” dedim. Sonra Mehmet’le tanıştım. Sessiz, efendi bir çocuktu. Ailesiyle yaşıyordu ama bana hep “Evlenince kendi evimizi kurarız,” demişti. Evlendik, ama işler hiç de hayal ettiğim gibi gitmedi.
Düğünden bir hafta sonra Fatma Hanım valizleriyle kapımızda belirdi. “Oğlumun yanında kalacağım, siz daha gençsiniz, bana ihtiyacınız var,” dedi. Mehmet itiraz edemedi. Ben de yeni gelin olmanın utangaçlığıyla sesimi çıkaramadım. Ama o günden sonra evdeki huzur bitti.
Fatma Hanım sabahları erkenden kalkar, mutfağa girerdi. Ben kahvaltı hazırlamaya kalksam, “Sen bırak, ben yaparım, sen beceremezsin zaten,” derdi. Akşam yemeklerinde Mehmet’in tabağına yemeği o koyardı. “Oğlumun tuzu az gelir, sen bilmezsin,” diye beni küçümserdi. Her fırsatta anneliğini öne sürer, beni dışarıda bırakırdı.
Bir gün annemi aradım, ağlayarak: “Anne dayanamıyorum, bu kadın beni çıldırtacak!” dedim. Annem ise “Sabret kızım, evlilik böyle şeylerdir,” dedi. O an anladım ki kimse bana yardım edemezdi.
Fatma Hanım’ın baskısı sadece ev işleriyle sınırlı değildi. Arkadaşlarımla buluşmak istesem laf sokardı: “Evli kadın dışarıda ne yapacak? Kocan evde bekliyor.” İşe girmek istedim, Mehmet’e baskı yaptı: “Zeynep çalışmasın, evinin kadını olsun.” Mehmet de annesinin sözünden çıkamadı.
Bir gün işten eve dönen Mehmet’i kapıda karşıladım. Gözlerim şişmişti ağlamaktan. “Mehmet, annenle yaşayamıyorum artık,” dedim. Mehmet başını eğdi: “Ne yapabilirim ki Zeynep? Annemi sokağa mı atayım?” dedi. O an içimde bir şeyler koptu. Benim mutluluğum neden hiç önemli değildi? Neden hep annesinin dediği oluyordu?
Fatma Hanım’ın bana olan tavrı her geçen gün daha da kötüleşti. Bir gün misafirliğe gelen komşulara “Zeynep’in eli hamarat değildir, ben olmasam bu ev dağılır,” dediğini duydum. O gece sabaha kadar ağladım.
Bir sabah Fatma Hanım yine mutfakta bana laf sokarken dayanamadım: “Yeter artık Fatma Hanım! Bu evde bana yer yoksa ben de yokum!” dedim. O an Mehmet geldi, ne olduğunu sordu. Fatma Hanım hemen ağlamaya başladı: “Bak oğlum, karın beni istemiyor!”
Mehmet bana döndü: “Zeynep, annem yaşlı kadın, nereye gitsin?”
“Ben nereye gideyim Mehmet? Benim de bir ailem var ama kendi evimde bile huzur bulamıyorum!”
O an kararımı verdim. Ya ben gidecektim ya da Fatma Hanım. O gece annemi aradım: “Anne ben boşanmak istiyorum,” dedim.
Annem telefonda sustu bir süre: “Kızım, sen bilirsin ama iyi düşün.”
Ertesi gün Mehmet’le konuştum: “Ya annen gider ya da ben.”
Mehmet ilk defa sessiz kaldı. Sonra başını eğdi: “Tamam Zeynep, annemi ablamlara göndereceğim.”
Fatma Hanım o gün valizini toplarken bana öyle bir baktı ki… Gözlerinde hem öfke hem de hüzün vardı. “Oğlumu senden kurtaracağım,” dedi sessizce.
O gittikten sonra evde bir sessizlik oldu önce. Sonra yavaş yavaş nefes almaya başladım. Sabahları kendi kahvaltımı hazırladım, akşamları istediğim yemeği pişirdim. Arkadaşlarımla buluştum, iş başvurusu yaptım ve sonunda küçük bir ofiste işe başladım.
Mehmet’le ilişkimiz de değişti. Başta aramızda soğukluk oldu ama zamanla birbirimizi yeniden tanıdık. Kendi ailemizi kurmaya başladık.
Ama bazen geceleri hâlâ düşünüyorum: Acaba ben mi bencil davrandım? Bir kadının kendi hayatı için savaşması bencillik mi? Yoksa yıllarca susmak mı yanlış?
Siz olsanız ne yapardınız? Kendi mutluluğunuz için savaşır mıydınız yoksa susup kabullenir miydiniz?